• Kartopu, dağlardan aşağı yuvarlandıkça hacmi büyür ama seviyesi düşer.
  • 360 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    * * *

    İnsan; bilinci ve vicdanı olan, özgür iradesi ve seçimleriyle hayvanlardan veya makinelerden ayrılan bir varlık olarak kabul edilir.
    Hayvan; içgüdüleriyle hareket eden, hayatta kalmak mottosuyla yaşayan ve düşünme yetisini eser miktarda kullanandır.
    Makine; hissedemeyen, bilinci olmayan, ne yapmaya programlandıysa o işi yapan ve düşünme yetisi sınırlandırılmış olandır.

    Böyle mi gerçekten? Ya da bu tanımlar hâlâ geçerliliğini koruyor mu?

    İsmail Güzelsoy işte bu tanımların ve kavramların nasıl silikleştiğini, birbirlerinden nasıl rol çaldıklarını, insanların nasıl sorgusuz sualsiz (genellikle ilkel dürtülerle) itaat ettiklerini muhteşem kurgu ve karakterle irdeliyor Hatırla 'da, hem de cesurca. Kendisinin bir röportajdaki sözleri şu şekilde: "İyi bir roman yazabilmek için çok şey gerekiyordur ama bence öncelik cesaretin. Cesurca dile getirilmeyen hiçbir şey yeterince sarsamaz ve bizi sarsmayan şey estetik olamaz."

    Bu romanı okurken sarsıldım evet, hem büyülendim hem sarsıldım. Kalemin, zalimin kılıcından daha keskin olduğunu veya olmak zorunda olduğunu gördüm bir kez daha.

    Zalim stereotipi Vali karakteriyle vücut bulur kitapta. Öyle bir Vali ki, her günahı kendine mübah gören, suçlandığında kendini savunacak(!) noktalar bulan, yanına kimsenin yaklaşmaması için kanla beslenen 5 tane azman köpeği (metafor olarak kullanmış büyük ihtimalle) nöbetçi koyan ve bana okurken baya tanıdık gelen... Ve bu zalimden ve zulmettiği topraklardan kaçan bir genç kız vardır Suzan. Dans etmeyi, çamurdan heykelcikler yapmayı seven ve bunlar yüzünden bile başına gelmeyen kalmayan...

    Arkadaşı Nuh Köklü'yü de anmıştır kitapta yazar, kartopu oynarken bıçaklanarak öldürülen... Hem de öyle güzel bir anma ki okurken tüylerim diken diken oldu.

    Bir de 6-7 Eylül olaylarını hatırlatır okuyucuya. Hatırla der. Nasıl kukla olduğunu ve ne yaptığını bilmeden, düşünmeden birlikte yaşadığın insanlara nasıl zulmettiğini HATIRLA. Talan eden, tecavüz eden, nefretle kiliseleri yakan da insandı; Rumlara, Ermenilere zarar gelmesin diye kapısında nöbet tutan, onlar bizdendir diyen de insandı. İnsan olmayı HATIRLA. Hegemonyanın iplerini elinde tuttuğu bir kukla değilsin sen, düşünebilen özgür iradesi ve vicdanı olan bir canlısın. Vicdanı HATIRLA.

    Bütün bu kanayan yaralarımızın yanı sıra, büyülü gerçekçilik ve bilim kurgu tadında başka olaylar da anlatılmaktadır kitapta. Ya da yazarın kategorize ettiği şekliyle: Fenni Sihirler diyelim. Otomaton(robot) üzerinden insanı sorgulatır, insanın yapması gerekenleri otomatonlar yapar. Zalime boyun eğmezler, insanın acısını kendi içinde hissederler, bu acının son bulması için ellerinden geleni yaparlar. Şimdi onlara makine diyebilir miyiz? Ya da onlar makineyse insanın tanımını değiştirmemiz gerekmez mi? Bunların dışında geleceği görenler, kuşlarla böceklerle iletişime geçebilenler... El Cezeri'ye kadar uzanır olaylar, uzanır ve günümüzle birbirine hiç eğreti durmayacak şekilde bağlanır. Bir kaç noktayı tahmin ettim diye sevinirken, sürekli sürprizler yapar Yazar, şaşırtır ve merakı kitabın sonuna kadar en üst seviyede tutar.

    Kitapta tıpkı Döşeğimde Ölürken'de olduğu gibi farklı karakterlerin ağzından olaylar anlatılır ve sanki sorulan sorulara cevap verirmiş gibi röportaj havasındadır. Kedi Şulbu'nun bölümleri efsaneydi ve gerçekten bir kedi öyle konuşabilirmiş, öyle küfredebilirmiş gibi hissettim. Kedi Şulbu dışındaki bölümlerde hakaret olarak kullanılması dışında küfürlü konuşma neredeyse yok. Burdan da kendi adıma şu çıkarımı yaptım; Kedi Şulbu "id"i temsil ediyor ve en ilkel davranışları sergiliyor, insanların da bu tarz konuşması veya davranması ne kadar ilkel kaldıklarını gösteriyor olabilir.

    'Merak kaçıran' olur tedirginliğiyle o kadar çok noktaya değinemedim ki hepsi içimde kaldı. Oysa daha neler neler var kitapta... İsmail Güzelsoy'un kalemiyle tanıştığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Türk Edebiyatı'nın en değerli yazarları arasına girdi benim için. 10 üzerinden 10'u sonuna kadar hak ediyor. Hiç tereddüt etmeden okumanızı tavsiye ediyorum.

    Yazarın röportajından bir alıntıyla kapanışı yapayım: "Dünyayı değiştirmeyi hedeflemek gerek. Bu artık çok büyük bir iddia değil çünkü hayat çok dinamik. İnsanları bir telefon almak yerine güzel bir sohbete ikna etmek dünyayı değiştirmektir."

    Benim dünyamda kalıcı bir etki yarattı Sayın Güzelsoy, kitabın daha çok insana ulaşabilmesi dileğiyle... Keyifli okumalar.
  • 272 syf.
    ·1 günde·8/10
    Beyin Felci olarak bilinen Cerebral Palsy 1830' larda William John Little tarafından tanımlanmış bir hastalık.. Hastalığın en az beş farklı tipi olmakla beraber "spastik" olan çocuklar tüm hasta grubunun %70'ini oluşturur. ( Spastisite hali kasların normalden daha sert olmasıdır. bu da kişide acıya sebep verir. Düzgün germe yapılmaz, vücut belirli şekillerde tutulmazsa bu sertlik hali eklemlerde deformiteye sebep olur, vücutta çeşitli çıkıntılar oluşur. )Bahsini edeceğimiz kitabımızın kahramanı Petey Roy Cobin de spastik grup içerisinde yer alan onlarca çocuktan biri. Petey' in doğduğu yıl olan 1922' de 1830' lara geriye doğru bir tarama yaptığımda ilk zamanlarda hastalığın tedavisinden ziyade tanımlanması üzerine çalışmalar mevcut. Bu da Petey' in düzgün bir tedavi alamamasına ve doğrudan "zihinsel engelli" olarak işaretlenmesine neden olmuş.
    Mesleki anlamda en çok rastladığımız bir grup olan Cerebral Palsy (CP) erken doğum, ateşli hastalık, düşük vücut ağırlığı, oksijensiz kalma gibi pek çok etkene bağlı olarak gelişebilir ve her çocukta farklı semptomlar gösterir. Hastalık vücudun çok ufak bir kısmını tutabileceği gibi vücudun her alanında etkin olabilir ve bu da kişiyi %100 olarak bir başkasına bağlı kılabilir. Zihinsel engel hali bedensel engele eşlik edebilmekle beraber yüksek IQ' a sahip hastalar da mevcuttur. Literatürde hastalığın "ilerleyici" olmadığı yazılıdır. Evet hastalık ilerleyici değildir ama mevcut semptomlar tedavi edilmezse ilerler ve kişinin yaşamında çok büyük sıkıntılara sebebiyet verir. Hastalık özellikle kas, sinir sisteminde etkili olmakla birlikte; gözde, kulakta, yutmada, da harabiyet meydana getirebilir. bu harabiyetin derecesi beynin etkilenen kısmının büyüklüğüne bağlı olarak değişebilir. Bu hastalarda epilepsi atakları çok sıklıkla görülür.( Hikayede bahsedilen "nöbetler" büyük ihtimalle epilepsi nöbetleridir.)
    Hikayeye başlamadan hastalığı bilmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Hastalığı bilmek hastayı anlamaya yardımcı olur. Çünkü her zaman için " Hastalık değil, hasta vardır." Ve her hasta özeldir.
    1922' li yıllarda Petey'in başına gelen de buydu. Onun ve onun gibi olanların "özel" olabilecekleri düşünülmemişti. Ve Petey 1980'lere kadar bunu kimseye ispat edemedi. Petey bahsedildiği kadarıyla erken doğuma bağlı CP' li bir çocuk. Alt grup olarak "spastik." Zihinsel engelli olarak tanılandığı içinde gönderildiği akıl hastanesinde umutsuz bir vaka. Yediriliyor, temizleniyor ama kimse onu dikkate almıyor. O ise yaşama daha iki yaşındayken doktorun fark ettiği gibi "çok güçlü kalp atışları" ile bağlı. Yaşamayı seviyor, küçük şeylerden mutlu oluyor. On iki yaşın kadar hiç dışarı çıkmıyor. Konuşamıyor ama gülümsüyor. Yatağına kıvrılıp yatan fare Esteban' a merhamet gösteriyor. İnsan olan Esteban onun ilk arkadaşı. Onun zihinsel engelli olmadığını fark eden ilk kişi. Sonra Calvin. Ona konuşmayı öğreten, ilk oyun arkadaşı. Sonra Joe, Cassie. Bir gün bütün dostlarını yitiriyor Petey. Bir huzurevine gönderiliyor. Kendini başkalarına karşı kapatmış durumda, birini daha yitirmek istemiyor. Ama bir anda Trevor onun dünyasına bir kartopu ile giriyor. Sekizinci sınıf öğrencisi bir delikanlı, yetmiş yaşında bir ihtiyar. Birbirlerinden öğrenecek çok şeyleri var. Aile olmak, her insana eşit davranmak, yaşamak, yaşamın hakkını vermek. Petey kocaman kalbiyle bize sesleniyor.

    İçimdeki Müzik

    İçimdeki Müzik benzer hastalığa sahip olan Melody hakkında. Ve onun hikayesi şahit olmak daha çok isteyeceğim bir hikaye.
  • Nigâr Hanım Nîrân yayımlandığında otuz dört yaşındadır. Ömrü boyunca vazgeçmeyeceği temlerin beraberinde, olgunlaşmaya dönen yaşının izleri de şiirinde görünmeye başlamıştır. Ahlâkî düşünceye ait hükümler vermeye kalkışır; darb-ı mesel görünümündeki mısraları dikkat çeker. Söz gelimi ''Hicrân-ı Ebedî'', mutlu görünen yaşantıların her zaman öyle olmadığı, ''Sabî'' çocuğun esasen büyük bir şey olduğunu, ''Bir Kartopu Âlemi'' hayatın ufak zevklerinin onu katlanır kıldığını anlatır.
  • Hayatı kutsayan tek savaştır kartopu savaşı.
  • Hans hayatını tehlikeye atarak karısına bir kartopu fırlattı.
  • İstanbul kesin daha güzeldir yukarıdan bakınca.