“ Kadın, sakin dururken sönmüş bir lamba gibidir. Güzelliği gülerken tutuşur. “
Sayfa 42·Kitabı okudu
“Asıl suç bize Türklüğümüzü unutturan sebeplerde...” diyordu. Bu zavallı subayların ‘Turan’ın ne demek olduğunu birbirlerine soracak kadar milliyetlerinden haberleri yoktu. Türk tarihinin bir harfini bilmiyorlardı. Oysa düşmanlarımız kendi milliyetlerinin ruhundan aldıkları ideallerle ileri atılıyorlar, tarihlerinin onlara söylediği büyük görevi yerine getiriyorlardı. [...] Fakat Türkler... Türkler’in hiçbir fikri, büyük değil küçük emelleri bile yoktu... Böyle ortak bir amaca, bir vicdana, bir ruha sahip olmayan bir milletin fertleri şoven, bencil, hodgam olurlardı. Ortak bir milliyet hayatını, örneğin Türklük diye yüce, yüksek, büyük bir şeyi anlayamadıklarından özel ve kişisel hayatları değerlenir, canlarını kolaylıkla feda edemezlerdi.
Seviyorum zannettiği bu siyah gözlü hoş kadın, gerçekte, aslıyla, esaslarıyla, aidiyetliğiyle kendisine ne kadar yabancı, ne kadar uzaktı. Ve hatta düşmandı...
Öyle kelimeler vardır ki, bu adam için bütün tarih, bütün bir hayat, bütün bir timsaldir.
Sayfa 70·Kitabı okudu
Bugüne ve çocuklarına saygı
Kaşağı” okurken yine dikkat ettim; o zamanda da yaşlılar “Gençlik nereye gidiyor, biz zamanımızda böyleydik.” güzellemesi yapıyor. Bununla birçok kez karşılaştım. Kıssadan hisse yapacak olursak: Gençlere, büyüklerinizin size yaptığı baskıları yapmaktan vazgeçin. Onlar başka çağın, başka zamanın çocukları. Onlar yaşamadıkları zamanla ilgili empati yapamadıkları için suçlu olmazlar; ama siz onları eleştirirseniz "gerici" konumuna düşersiniz. Gençlere ve yaşadıkları zamana saygı gösterin. Zaman geçiyor; müzik, kültür, bakış açıları, kısacası her şey değişiyor. Ancak insanların "eski" güzellemeleri hiç değişmiyor. Eskiler, sadece sizin gençlik baharınıza denk geldiği için güzel geliyor; bunun başka hiçbir esprisi yok. Eskiye özlem duymak, bugünün güzelliklerini kaçırmanızdan başka hiçbir işe yaramaz.
Duygu ve Düşünce