Çalışan, işi başından aşkın, sorumlulukları olan, üç çocuğu ve bir kanseri olan bir kadınım. Her gün eriyorum ancak hiçbir şeyden vazgeçmedim, henüz ölmedim, hâlâ hayattayım, hâlâ saçımdan tırnak uçlarıma kadar bakımlı ve dişiyim, hâlâ buradayım.
Hasta olan o değildi. Asıl hasta olan ve tedavi edilmesi gereken toplumdu. Toplum zayıfları korumak, yanlarında olmak yerine tıpkı yaşlı filleri bir başlarına ölüme terk eden fil sürüleri gibi onlara arkasını dönüyordu.
Meslektaşları onu diri diri gömüyorlardı. Bedenini bir çukura attıktan sonra üzerini kürek kürek gülücükle, sahte sevecenlikle örtüyorlardı. Artık profesyonel anlamda ölmüştü. Bunu biliyordu. Tıpkı bir rüya gibi, elinden hiçbir şey gelmeden kendi cenazesine eşlik ediyordu. Ne kadar bağırsa, tabutun içinde ve hâlâ canlı olduğunu haykırsa da kimsenin sesini duyduğu yoktu. Zulüm gitgide uyanıkken gördüğü bir kâbusa dönüşüyordu.