"Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı,insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda başta en ufak güç bırakmayan,yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesareti bile yok eden şeydi."
“...Öldürmek, Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim artık sevmeyerek... Ve bir gün büsbütün ölecek.”
''Portuga!''
''Hımm...''
''Hep senin yanında olmak isterdim, biliyor musun?''
''Neden?''
''Çünkü dünyanın en iyi insanısın. Senin yanındayken beni kimse azarlamıyor ve gün ışığının yüreğimi mutlulukla doldurduğunu hissediyorum.''
Beni gözyaşları içerisinde bırakan minik zezem. Kitapta bir şekilde inanamadım ve portuga'nın geri dönmesini bekledim. Bunun gerçekleşmemiş olmasını diledim. Kitabı bitirdim ama boğazım düğümlendi. Şiddet, fakirlik, minik bir çocuğun hayalleri, öğretmen, portuga, minguinhom ( sen xururuca denilmesinden daha hoşlanırsın dimi ) bütün yaramazlıklar, kendine kızışın ve acıları bu yaşında bu kadar sırtlanabilmen canlanıyor gözümün önünde . Okuduğum en etkileyici kitaplardan bir tanesi. O balonu yırttığında yaşadığım kızgınlığı anlayabilir misiniz? İlk kez bir arabanın arkasına takılmak istedim. Portuga ve sen gönlümde koca bir yer edindiniz, keşke minik zezem böyle olmasaydı. Güldüm, ağladım ve sımsıkı sarılmak istedim. Hem sen jose'nin hayatından gelensin değil mi? Daha üzücü olan ne biliyor musun? Zezelerin gerçek olması ve kim bilir etrafımızda ne kadar fazla oldukları. Bir gün zengin olacağım ve zezelerin ellerinden tutacağım. Dost olacağım ve elimden geleni yapacağım. Ah Benim minik zezem..