• Kayıplar olmadan fark edemediğimiz șeyler var. Kendimiz sandıklarımızın peșinden koșuyoruz. Kimsesiz kalsak da anlamıyoruz. Gerçekten ölüm kadar hiçleșmeyi bașardığımızda bulunuyor ne aradığımızı bilmediğimiz. Eksik kalmıș tarafımız. Keșke bu kadar geç uyanmasaydım.
    Yeşim Doran
    Sayfa 39 - Küsürat Yayınları
  • Hayata Tutunmak
    Bir ailede doğup büyümüş olmanın aslında ne büyük bir zenginlik olduğunun anlatıldığı gerçek bir hayat hikayesi...
    Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen beğenerek okudum diyebilirim.
    Bu kitaptan çıkardığım bir dolu sonuç var ama biri de şu ki;Hayattan kopmak için bahaneler aramak yerine hayata tutunmak için sebepler bulmalıyız.
    Kitap Tanıtımından
    Anne babaya,mutlu bir aileye sahip olmak şükredilmesi gereken büyük nimetlerden biridir şüphesiz... Bu nimetin değerini ondan mahrum kalarak yetiştirme yurtlarında büyüyen bütün çocuklar bilir.Fakat onların derdini insanlar bilmez,bilse de çoğu anlamaz. Çünkü yurt çocukları koşup sarılacakrı ve başlarını yaslayıp gözyaşlarını dindirebilecekleri şefkatli bir kucağa sahip olmamışlardır. Onların geçmişte yaşadıkları acı kayıplar,kalplerinde açılan gizli birer yara gibidir. Bu yaralar ömür boyu sızlar durur. Bu kitap kendiside yetiştirme yurdunda büyüyen yazarın hayat hikayesinden alıntıdır. Babasının ölümü üzerine bir yetiştirme yurduna verilişini,sonrasını anlatmakta ve sürecin yaşandığı 1980 yıllarının başlarına ait bazı yöresel fotoğrafları da yansıtmaktadır. Ailenizin ve yakınlarınızın değerini size bir kez daha hatırlatacak,hayatını bir eksikle sürdürmek zorunda kalan insanlara sağlam bir dal olacak,sevgi dolu,duygu yüklü bir kitap...
    Keyifli okumalar
    Hayata Tutunmak
    Ramazan Aydoğmuş
  • 14 Mart 1903 tarihinde Barzan , Irak'da doğan ve 1 Mart 1979 tarihinde Washington D.C. 'de yaşamını yitiren Kürt mücadelesinin efsanevi lideri Mela Mistefa Barzanî'yi bu yazımızda sizlere tanıtacağız.


    1903 yılında Güney Kürdistan’ın Barzan köyünde doğan Mela Mistefa, ailesinin kanaat önderlerinden olmasından dolayı henüz çocuk yaşta Kürt mücadelesinin içerisinde yer aldı. 1914′te, ağabeyi Abdülselam’ın Kürt istemleri sonrası Osmanlı yönetimi tarafından asılması sırasında 11 yaşında olan Mele Mustafa, Şex Mehmudê Berzencî’nin 1919′da başlattığı Kürdistan Ayaklanması’na henüz 16 yaşında peşmerge olarak katılmıştı.

    1931 yılında ağabeyi Şeyh Ahmed’in Irak’a karşı başlattığı Kürt ayaklanmasında yer aldı ve ayaklanmanın bastırılmasından sonra, önce Basra, ardından da Süleymaniye’ye sürgüne gönderildi. 1943 yılında sürgün tutulduğu Süleymaniye’den kaçarak Barzan’a gitti ve kısa bir süre sonra Arap yönetimine karşı bir ayaklanma başlattı. 1945′te isyanın kanlı bir şekilde bastırılması üzerine geriye kalan peşmergeleriyle birlikte Doğu Kürdistan’a geçti. 22 Ocak 1946′da ilan edilen Mehabad merkezli Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluşunda yer aldı.

    İran’ın yaklaşık bir yıl sonra Mehabad’ı dağıtması üzerine Irak hükümetiyle görüşmek için Güney Kürdistan’a döndü. Burada Kürdistan Demokrat Partisi’ni kurdu ve hükümete bir heyet gönderdi. Heyetin kurşuna dizilmesi üzerine 500 peşmergesiyle birlikte 27 Mayıs 1947′de SSCB’ye doğru uzun bir yürüyüşe başladı ve 15 Haziran 1947′de Sovyetler’e ulaştı. Burada Kürt haklarıyla ilgili bazı faaliyetler yürüttü ve Kremlin Sarayıönünde başlattığı açlık greviyle Sovyet yönetimine sesini duyurdu. Moskova Dil Enstitüsü’nde öğrenim gören Barzanî, 1958′de Irak’ta Abdülkerim Kasım’ın darbe yapması üzerine Güney Kürdistan’a döndü ve burada yasal olarak tanınan KDP’nin başına geçti. Yeni hükümetin Kürt haklarıyla ilgili oyalayıcı tavrının sürmesi üzerine Barzanî, 11 Eylül 1961′de yeni bir isyan başlattı ve Musul ve Kerkük dahil birçok Kürt şehrini kurtarılmış Kürt bölgesi ilan etti. 1966′da Irak yetkilileriyle başlayan müzakereler sonucu 1970 yılında Irak hükümeti ile Kürt halkı adına ve Kürdistan Demokrat Partisi başkanı sıfatıyla Otonomi Anlaşması’nı imzaladı. Ancak Bağdat hükümeti, hükümete 5 Kürt bakan almak dışında, Kürtlere özerk yönetim hakkı tanıyan bu anlaşmanın hiçbir maddesine uymadı.

     

    Mart 1974′te Kürtlere tanınan özerkliğin Barzani ile görüşülmeden belirlenmek istenmesi üzerine Barzanî, Kürt bakanları hükümetten çekti ve 12 Mart 1974′te tekrar ayaklanma başlattı. 1975′e kadar Kürt tarafının üstünlüğüyle süren ayaklanma, İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin Irak’tan bazı ödünler karşısında Barzani ile yaptığı müttefiklik sözleşmesini ihlal etmesi ve yardımı kesmesi üzerine tam tersine döndü ve Barzanî’nin tüm girişimleri sonuçsuz kaldı. Kürt tarafının kayıplar vermesi üzerine rahatsızlanan Barzanî, önce İran’a ardından da 1976′da tedavi amacıyla Amerika’ya gitti. Kürt haklarıyla ilgili olarak hastalığına rağmen burada da girişimlerde bulunan Barzanî, ABD’den talep ettiği desteği bulamadı ve kanser hastalığının artması üzerine çalışmalarına ara verdi. 1 Mart 1979′da Washington’daki George Town Hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu. 

    4 Mart 1979′da ABD’den bir helikopterle Tahran’a, buradan da Doğu Kürdistan’ın Şeno kentine getirilen Barzanî’nin naaşı, yüz binin üzerinde Kürt tarafından karşılandı ve burada toprağa verildi. Kürdistan’ın tekrar özerk haklara kavuşması üzerine 6 Ekim 1993′te naaşı doğum yeri olan Barzan’a getirildi ve burada toprağa verildi.
    Mela Mistefa Barzanî , Hastanede kaldığı dönemde Halkınıza söyleyeceğiniz bir sözünüz var mı sorusu üzerine cevap olarak  "Halkıma verebileceğim her şeyi sundum İsyan,isyan,isyan..." sözlerine Kürtler için güzel bir derstir.
    Kaynak
    Kürdisan Bayrağının Altında  / Yazar :Pauel Shehtman , Xoşevi Babekr
  • İki kardeşin bu süreçten sonra uğraştıkları başlıca problem, Mâverâünnehir’de bağımsızlığını ilân etmeye çalışan Ali Tegin olmuştur. Daha önce Arslan Yabgu ile ittifakta bulunarak gücünü arttıran ancak Arslan Yabgu’nun esir edilmesinden sonra yeni bir destek arayışı içerisine giren Ali Tegin, Selçukluların yeni liderlerinden faydalanmak istediyse de Tuğrul ve Çağrı Beyler buna yanaşmamıştır. Ali Tegin, Selçukluların içinde karışıklık çıkarmak için Yûsuf Yınal’a “Yabguluk” teklif edip, kendi tarafında çekmek istediyse de başarılı olamamış, bunun üzerine Selçukluların üzerine bir ordu gönderip, Yûsuf Yınal’ın hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. Aynı süreçte Selçuklular Hârizm‘e göç etme kararı almış ancak Cend hâkimi Şah Melik’in de baskınına uğrayıp, ağır kayıplar veren Selçuklular, kesin olarak güneye, Horasan’a inmeye karar verdiler.
  • Bana, Nataşa keder, ıstırap duymak ihtiyacıyla yarasını mahsus deşiyor gibi geldi. İnsan kalbi büyük kayıplar karşısında çoğu zaman bu ihtiyacı duyar.
  • Fenâ âleminde her şey ve herkes fâni.İnandık, iman ettik...
    Lâkin, bazı kayıplar bir başka oluyor...
  • İŞTE KÜÇÜK BİR GERÇEK
    Öleceksiniz.
    İlk sayfayı açıyorsunuz ve karşılaştığınız ilk cümle... Cümlenin sahibi kim? Hepimizin tanışacağı bir şey ya da biri!

    Hikaye Hitler döneminde geçiyor, 2. Dünya Savaşı Almanya'sında, Alman ırkının üstün olduğu, Yahudilere işkence edildiği, acımadan öldürüldüğü dönemde!

    Bir tren yolculuğu ve verilen kayıplar ile başlıyor Kitap Hırsızı Liesel'in hikayesi. İlk kitap hırsızlığını yapıyor, en büyük kayıplarını veriyor o yolculukta. Yolcuğunun sebebi Rosa ve Hans Hubermann'a evlatlık verilmesidir. Hubermannlar savaş ortamında Liesel'in annesi ve babası olacaktır.
    Hubermannların yaşadığı sokağın adı Himmel Sokağı. Himmel sözcüğünün Almanca anlamı CENNET... Savaşta cennet mi olur? Bu nasıl bir ironi?

    Yeni arkadaşları, ailesi ve komşuları var artık Liesel'in. Ama kolay mı uyum sağlamak? Rüyalar, kabuslar... 10 yaşında bir çocuğa al bu senin annen ve baban, burası yeni evin, yeni hayatın demek ve kolaylıkla kabullenmesini beklemek olanaksız.

    Kelimeleri okuyamayan küçük kitap hırsızı Liesel Meminger. Babası (Hans Hubermann) ile büyük uğraşlar verecekler okuyabilmek için. Okumayı bilmeden kitaplara değer veren bu çocuk, okumayı öğrenince neler yapmazdı ki?

    Ara ara arkadaşı Rudy ile ya da tek başına hırsızlıkları devam ediyor. Hırsızlık kötü bir şey ama beni bu hırsızlık hiç rahatsız etmedi. Hitler'in, savaşın, ordunun ondan çaldıkları yanında kitap ya da meyve çalmak zerre kadar rahatsız etmedi beni!

    Bir çocuk Yahudi olmanın kötü olduğunu düşünemez, çocuğun yüreği o diktatörlüğü bilemez. Yahudilerin Dachau Toplama Kamplarına götürüldüğü sırada Liesel'in kalbini gördüm, onlara yardım edemediği için içinin acıdığını hissettim. Bu çocuğun kalbi merhamet doluydu.

    Dachau Toplama Kampı hakkında kitapta detay verilmemiş. Biraz bahsetmek istiyorum. 45.000 kişiye mezar olmuştur. Kapısında "ARBEIT MACHT FREI" yazar, yani "ÇALIŞMAK ÖZGÜRLEŞTİRİR." Kamptaki İNSANLAR, ölene kadar köle gibi çalıştırılır ve ölünce KREMATORYUM odalarında kül olurlar. İNSAN MI? Bu sözcük yanlış oldu galiba...

    Ya Hitler? Önce halkına kelimelerle hükmetmiş, ele geçirmiştir, kelimelerle nasıl oynayacağını çok iyi bilmiş. Evet kabul edelim zekice davranmıştır. Dünyanın görebileceği en büyük diktatörlerdendir.

    Hepimizin bir gün tanışacağı anlatıcı, sürekli gelecek sayfaları sezdirmiş ve spoiler vermiş. Fakat bu rahatsızlık vermiyor açıkçası. Gece gündüz kitap okumaya çalışan biri için zaten kitap ismi ve içerik ziyadesiyle çekici.
    Savaş dönemi hikayelerini okumak, biraz olsun yaşanan acılarını hissetmek bana iyi geliyor galiba. Siz de hissetmek isterseniz tavsiyedir.

    Son olarak sana seslenmek istiyorum canım Liesel. Ah Liesel'im! Şöyle bir düşündüm de yıllar geçmiş, biz hala savaşın içindeyiz, insanlık hala çare bulamamış savaşa. Çocuklar ve suçsuz insanlar savaşın ortasında ve biz sadece izliyoruz...