İnsan hayattan bunalıp gitmeyi arz ettiğinde, bu arzı işleme koyup insan iradesinin tahakkuku için işlemi başlatan elemanlar onlar belki de. İsteklerimizin uygulayıcıları. Ama biz birçok konuda olduğu gibi gitmek ve gitmemek konusunda da tereddütteyiz. Dilekçeyi bir gün veriyor, ertesi gün geri çekiyoruz. Bu düşüncelerle vücuduma yeni bir nazarla bakmaya başlıyorum.
Haddimi aştığımın farkında olmakla beraber, bazen ütopik heveslere de kapılıyorum. Hemencecik bu derdin çaresini buluvermek gibi... Kendi kendime, bu hücrelerin bir dertleri, sıkıntıları, problemleri olmasa muzır, habis olmazlar; ait oldukları sisteme zarar vermezler diye düşünüyorum. Bunların bir sıkıntıları, bir noksanları, belki fazlalıkları, hâsılı dengesizlikleri olmalı.
Öldürülme, tahrip edilme duygusu bizde hemen karşı taarruz düşüncesi uyandırır. Oysa niçinini anlayabilsek. Belki biyolojik problemleri de bir nevi uzlaşma ile çözmek mümkün olacak. Bence insanın bio-psiko-sosyal birçok probleminin temelinde yatan armonik bozukluklar ve alış verişte yaşanan problemlerdir. Parçanın bütünle, bireyin toplumla uyumunu yitirmesi... Bu uyumsuzluklar, uyumsuz unsurların yalnızca kendilerinden mi kaynaklanır? Bütünün uyumsuz unsurların ortaya çıkmasındaki rolü ne? Hücreden insana, bireyden insanlığa, ait olduğu bütünle alış verişte problem yaşayan; ihtiyaçlarını miktarınca alamayan ve birikimlerini aktaramayan her canlının muzır olması kuvvetle muhtemeldir. Bu açıdan vücuttaki hücreyle toplumdaki birey arasında pek de fark yoktur bence. Ve ben her iki açıdan da kanserim. Tüm bütünleşme çabalarına rağmen yüz geri edilmiş ve sistem dışı bırakılmış birey... aynı durum vücudumdaki uyumsuz hücreler için de geçerli olamaz mı? Kanserli hücrelerimi hemderdim olarak görüyorum. Onlardan ürkmüyorum, onlara öfke duymuyorum; merhamet hissediyorum onlara karşı, sadece merhamet...