Bütün bunlar özünde karşımızdaki insanı da değersizleştiren merhametsizliğin neticesinde. Çünkü merhamete bir tanım vermemiz gerekirse karşımızdaki insanın varlığına, saygın olduğu, biricik olduğu, Allah’ın yaratılışından dolayı özü itibarıyla kutsal olduğunu kabullenebilmek demektir. İşte bizim hep bahsettiğimiz kendi medeniyetimizin özünde bu anlayış vardır. Yunus’un meşhur dizesi gibi “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” diyor. Her varlık içinde ilahi bir öz taşır, hele insan kâinatta bir zübde-i âlemdir, kâinatın özüdür, çekirdeğidir. Bir mikro kâinattır. Âlem-ü zahirdir. Mikrokozmozdur. Dolayısıyla da insan kendi içinde bir âlem olmak suretiyle saygıyı hak eder. İnsanı bu şekilde yücelten bir medeniyet, ona ölçüsüz bir şekilde şiddet uygulanmasını, istismar edilmesini, suiistimal edilmesini kabullenemez. Şimdi modern medeniyetle kadim medeniyet arasında bir kopuş var, bu kopuşu ben insanın nesnleşme süreci olarak tarif ediyorum kendi kendime. Yani bir özne olmaktan çıkıyor insan, kolaylıkla bir nesneye dönüşüyor. Reklamcılık endüstrisinin kolaylıkla manipüle edebildiği bir nesne oluyor bakıyorsunuz.