Peki, kanatlarımızı çırptığımızda hedefimize mutlaka ulaşacağımızın garantisi var mıdır? Elbette hayır. İşte bu noktada devreye girer tevekkül. Çünkü çırpılan kanadın işe yaraması için gerekli milyon şartın hiçbiri bizim kontrolümüzde değildir. Sadece kendimize dayanmakla yetinmemiz nasıl mümkün olabilir ki?
Düşünen bir aklın soru sormaması beklenemez. Bu nedenle sorularımıza cevap arama çabamızın ömür boyu süreceğini bilmeli, bazı soruların cevabını ise ancak ahirette bulabileceğimizi kabul etmeliyiz. Ayrıca araştırıp öğrenmenin adabını da yine Efendimiz’den öğrenmeliyiz.
Tıka basa dolu midelerimizi, evlerimizi, gardıroplarımızı ve bomboş amel defterlerimizi mazur göstermek için değil; uçlara savrulmadan hayatın hakkını vererek yaşamanın mümkün olduğunu kavramak için peygamberlerin hayatın bütün yönlerindeki ilkeli duruşlarını ısrarla hatırlamak gerekir. Çünkü varlık ve yokluk karşısında yalpalamadan aynı ilahi ilkeleri takip edebilmenin yaşanabilir bir ahlâk olduğu ancak böyle anlaşılır.