Kitabın bir çok yerinde insanın öleceği tarihi bilmesinin nasıl bir travma olduğunu çok derinden hissediyorsunuz.
Victor Hugo, rahip ile olan konuşmalarda okuyucularına rahiplerin, sapıkları katilleri nasıl arındırdığını sorguluyor ve rahibe tahammül edemiyor.. Ölüme giden bir mahkumun korkudan geride bıraktığı o hücreyi bile istemesi kralından "Bende senin teban değil miyim?" diye feryat etmeleri..
"Ne geçecek ki" "Benim başımı alınca insanların eline." Bazen af etmek lazım..
Kitabı okumanızı tavsiye ederim çok güzel bir kitap..
Bir gün Victor Hugo bu meydanın yakınından geçerken genç bir adamın idam edildiğini görür ve bu olaydan son derece etkilenir. Olayın uzunca bir süre etkisinde kalan Hugo vicdanların da sesini duyurmak maksadı ile eserini kaleme alır.
Kitap, bir insanı öldürmüş bir mahkûmun duruşması ile başlar. Duruşmaya çıkarken kürek cezasına son derece adi bir ceza olarak düşünür forsalığı kabul etmeyen mahkûm, ölüm cezasına çarptırılır beş hafta sonra idam gerçekleştirilecektir.
O anda kürek çekme, mahkûm için son derece cazip bir ceza olarak görünmeye başlar ama ne yazık ki her şey için çok geçtir artık.
Ölüm korkusu bir insanı ne hale getiriyor Hugo mahkûmun duygularında çok tesirli bir şekilde anlatıyor. Beni çok etkiledi, mahkum için o anda bir muhasebe başlar aynı şekilde okuyucuda da..
Hugo’nun Bir İdam Mahkumunun Son Günü adlı eseri yazıldığı dönem ve sonrasında Fransa’da ve dünyanın geri kalanında idam cezasının revize edilmesinde büyük rol oynamıştır. Baştan sona insanı muhasebeye sevk eden bir dünya klasiği.