• Edward Said: Filistin davasının yılmaz savunucusu!
    Said Filistin doğumlu bir hristiyan. Genel düşüncenin aksine İsrailin zulmune karşı sadece müslümanlar değil Filistinli hristiyanlarda bu durumdan muzdarip. Böyle bir coğrafyada doğan Said yaşamını birçok farklı yerde yaşamak zorunda kalıyor. Bunun edebi karşılığı: SÜRGÜN. Said yerinden edilmişliğin yüreğinde oluşturduğu boşluğu hiç unutmuyor. Bir annenin çocuğundan zorla alıkonulmasına benzer onun öyküsü. Ona göre coğrafyası ona her daim kucak açmış bir annedir. Çünkü Filistin bir anne yüreğidir. Ve kıskançtır Said. Anne kucağında başka çocuk(israil) istemez. Buna tepkilidir. Diğer çocuğun(israil) nereden geldiğini sorgular. Onu istemez. Çünkü o çocuk onun yerini zorla almaya, oraya göz dikmeye çalışır. Ayrıca bir de çocuğu oraya getirenlere de tepkilidir. İsyanı bir de onlaradır. Çünkü onlar zorla çocuğu annenin kucağa bırakır. Bu artık senin çocuğundur der. Anne de istemez, asıl evlatta. Lakin diğer çocuğu getirenler zor kullanır. Anne çocuğu hiç sevmedi. Çocuk zorla getirilen çocuğa karşı hep tepkiliydi. Kan kusardı ona. Said bu çocuktan ibarettir. Onun kelimesi zulme karlı her zaman kılıç gibiydi. Asla sözünü esirgemez. Bu kitabın ilk 80 sayfasında bunu göreceksiniz. Said bir edebiyat eleştirmenidir. Kalan bölümlerde Said'in edebiyat eleştirilerini göreceksiniz. Özellikle edebiyat bölümü okuyan arkadaşlar için çok farklı bir bakış açısı olacak. Mutlaka okunması ve anlaşılması gereken bir söz ustası. Said, üzerine konuşulması ve irdelenmesi gereken bir derya. Onu anlatacak kelime bulmakta zorlanıyorum. Ona Ortadoğunun bütün dilleriyle seslenmek istiyorum. Yalnız hiçbir dil SÜRGÜN'ü anlatmaya yetmiyor. Bu yüzden sadece susuyorum. SÜRGÜN, sadece yaşayanların bildiği bir dildir. Onun terminolojisinde kelimeler yoktur. Sadece yerinden edilmişlik duygusu vardır.
  • DİKKAT!! SAYIN LİDAR'IN ŞAHSİ ATLASI !!


    Yazarları tanıma adına atılmış minnoş bir adım. Yazarımızın ŞAHSİ ATLASIM diye tabir ettiği kitapta kendisini etkileyen ve seçtiği yazarı her yönüyle kıyaslayıp anlatabileceği şekilde seçilmiş yazarlar var. Bahsi geçen yazarların tüm kitaplarını okumuş olmaya özen göstermiş.


    Kitapta anlatılan yazarlar;
    1. Ahmet Hamdi Tanpınar
    2. Julio Cortazar
    3. Franz Kafka
    4. Knut Hamsun
    5. Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    6. Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
    7. Thomas Bernhard
    8. Hermann Hesse
    9. Oğuz Atay
    10. Stefan Zweig
    11. Yukio Mişima
    12. Albert Camus
    13. Necip Fazıl Kısakürek
    14. Elias Canetti
    15. Ivan Gonçarov (Oblomov)
    16. Antoine de Saint-Exupéry
    17. Orhan Pamuk
    18. Jerzy Kosinski
    19. Walter Benjamin
    20. Harper Lee


    Aslında kitap uzun zamandır kitaplığımdaydı, nedendir bilinmez yine içimde magazinel duygularım kabardı ve yazarların hayatlarını merak ettim..
    Hem kim bilir belki çok seveceğim yeni yazarlarla tanışacaktım :)
    Tahmin ettiğim gibi de oldu; merak ettiğim yeni yazarlar var, kitaplarını en kısa zamanda okumalıyım.
    Yalnız şöyle bir sorunumuz var ki; kitabımız spoiler vermekten pek çekinmiyor. Yazarların tanınmış eserlerinin içinde geçen karakterler ve olaylar hakkında da bilgi veriyor(yazarı diğer yazarlarla kıyaslamak ve yazarın hayatıyla eserinin arasında minik köprüler kurup bunu bize gösterebilmek için)
    Okuduğum kitapların yazarlarını çoğu zaman araştırmam, gerek duymam. Çok etkilendiğim kitaplarda ya da beni düşündüren noktalarda yazarın hayatıyla bağlantılar kurmaya çalıştığım zamanlar araştırırım ancak.
    Sayın Lidar benim yapmaya çalıştığımı yapmış ve bizlere sunmuş.
    Ha bu arada yazarımız her fırsatta ifade ediyor; bu kitap kesinlikle hiçbir edebi kaygısı olmadan sadece sevdiği ve kitabını elinden düşürmediği yazarların bir kısmı hakkında duygu ve düşüncelerini aktarmak için yazıldı.


    Sayın Lidar'ın okuduğum ilk kitabı olma özelliğine sahip bu kitap benim beklentimi karşıladı ve kendisine karşı sempati duymama vesile oldu..
    Ayrıca kitabın diline baktığımda gayet beyefendi saygılı özenle seçilmiş kelimeler dizisiyle karşı karşıyaydım, yani ben öyle hissettim.
    Bi de sosyal medya da arayayım bakalım orada ne yapıyor falan; aman tanğrım dedim o da ne !!?
    Bi takım küfürümstrak sözler gördüm ne yalan söyleyeyim daha samimi geldi :D
    Sanki yazarlar her an böyle şaşaalı sözler söylüyor da :))
    Evet evet hemen takip ettim :)
    Üstelik minik bir araştırma yapınca Sayın Lidar'ın bana hitap edebileceği fikri yerleşti beynime. Kitaplarıyla olmasa bile ara sıra şiirleri, hayata dair tespitleri, her biri mini boy öykü olan sözleriyle anacağım onu..


    Sevdiğim yazarları bir araya toplamaya kalkışırsam eğer, elimde güzel bir örnek var artık ^_^


    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

    Kitap içeriğine merak oluşması açısından dikkatimi çeken yerlerden naçizane aldığım notları soru şeklinde yazdım;


    Kafka'nın babasıyla olan ilişkisi eserlerine nasıl yansıdı ?

    Affedilmeyen yazar olarak tarihe geçen Knut Hamsun'un hayat hikayesi nasıl bitmiştir ?

    Yaban ilk hangi dergide yayınlandı ?

    Dostoyevski'nin eserlerinde intihar ve cinayete tanık olmamazın nedeni ne olabilir ?

    Thomas Bernhard'ın vatan sevgisi(!!) nereden geliyor ?

    Aslen Alman olan Hermann Hesse'yi İsviçre vatandaşlığına iten sebep neydi ?

    A. Camus ile Sartre'nin intihara bakış açıları nelerdir ? Hangi noktada ayrılığa düşüyorlar ?

    Jerzy Kosinski'nin evinin banyosunda başına poşet geçirip intihar etmesinin nedeni neydi ?
  • Kurtuluş Mücadelesi'ne katılmış kahraman kadınlarımızdan Halide Edip'in ustaca bir kurguyla, harp devam ederken sıcağı sıcağına kaleme aldığı eser Ateşten Gömlek.
    Yaşananlar harpte iki bacağını kaybeden Peyami'nin anı defterinden aktarılıyor bize.
    Romanda kullanılan dil biraz ağır, bilinmeyen kelimeler çoğunlukta. Buna rağmen kitabı İlgiyle okuduğumu belirtmek isterim. Kurtuluş Savaşı'nın ilk romanı olması bile Ateşten Gömlek' i okumak için yeterli bir neden.

    Destansı bir kurtuluş mücadelesi...Top iniltilerine, tüfek seslerine, onca kargaşaya, savaşa aldırmadan süregelen aşk...
    İnsan aşkı ve vatanı için gerektiğinde her şeyini feda etmeli. Çünkü ikinci kez ne gerçek aşkı bulabilmek mümkün ne de ikinci bir vatanı.

    Üzerinde yaşadığımız toprakların kolay kazanılmadığı bilincine bir kez daha varıyor insan kitabı okuyunca. Aklıma Mehmet Akif'in şu dizelerini getiriyor: "Sanma ki ecdadın asırlarca uyurdu, Nereden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?"
    Bugünümüzü ateşten gömleği hiç düşünmeden sırtına geçirenlere borçluyuz. Hepsini saygı ve rahmetle anıyorum.
  • "Bu kelimeleri keserseniz kan akar; bu kelimeler damarlıdır ve canlıdır.''

    Ralph Waldo Emerson
  • Seni ilk hayal ettiğimde
    Henüz fark edememiştim aradığım şeyi
    Issız bir ada ya da volkanik bir dağ
    Garip bir ses denizden gelen
    Ya da sadece bir sıcaklık içime işleyen
    "-mesi gereken" diye düzelttin hemen
    Biliyorum, sadece kolumu kaptırmadım sana
    Her şeyim senin olmuştu sen istemesen de
    Seni ilk hayal ettiğimde
    Yoktun sen, şu anki halin
    Sadece kelimeler ve cümlelerden oluşuyordun
    Şarkı bile söyleyemiyordun o zaman
    Bir iki basit kelime ara sıra
    O basit iki kelime ile başarabileceklerini
    Düşünememiştim kesinlikle
    Seni ilk hayal ettiğimde
    Basit şeyler görüyordum daha rüyalarımda
    Pencere camlarına sadece yuvarlaklar çiziyor
    Böyle şiirler yazmıyordum defterime
    Defterim bile yoktu o zamanlar
    Hala yok diyorsun şu anda, biliyorum
    Biliyorsun her şeyimi, benim seni bildiğim gibi
    Seni ilk hayal ettiğimde
    Nehirler daha kurumamış, göller çekilmemişti
    Bir yolunu bulup halletmiştik
    Köye inen kurtları da
    Henüz yoktu, şu anki gibi bir ölme hali
    Aptal aptal ve gülerek bakıyordum etrafa
    Ve mutluydum, tarlalardaki onca çizgiye rağmen
    İlgilendirmiyordu beni senden başka bir şey
    Seni ilk hayal ettiğimde
    Çok iyi hatırlıyorum, saate bakmıştım duvardaki
    İçimden bir şeyler akmıştı sana doğru o an
    Islatmıştı seni, gülmenden anlamıştım
    Sonradan çözmüştüm, müzik bizdik
    Dans bizdik, kötü olan bütün melekler bizdik
    Biz vardık sadece o anlarda, ben kayboluyordu
    Netin nehirlerinde beraberce akıyorduk
    Düşünmeden yarını
    Seni ilk hayal ettiğimde
    Sen de beni hayal etmiştin
    İkimiz de yaratmıştık birbirimizi
    Tam da istediğimiz biçimde
    Sonra gerçekler önümüzü kesti
    Hep keserler zaten, en kahpe şekilde
    Yok oldu her şey, sen, ben, biz, jüpiter
    Başladı tekrar hayatımızın kalan mutsuz kısmı
    Seni ilk hayal ettiğimde
    Bilmiyordum sonun böyle bir şey olduğunu
    Bilseydim hayal eder miydim yine?
    Bilmiyorum.
  • Ah bu büyük kelimeler ve büyük benzetmeler.