Düzen ve ahlak koruyucularınca yasa kılığında işlenen ve gitgide sıklaşıp acımasızlaşan, din adındaki sahte sözlerle yasal gösterilen suç ve şiddet eylemleri ne kadar çoğalırsa, insanlar da yaşamlarının yasasının sevgide ve komşularına hizmette değil, birbirlerini ezme ve yutma mücadelesinde olduğu düşüncesine o denli bağlanacaklardır.
Düzenli bir insan toplumu oluşturmanın tek aracının güç olduğuna onlar da inanıyorlar. Oysa insanların çektikleri acının nedenlerini anlamaktan, dolayısıyla gerçek bir toplumsal düzenin kurulması olasılığından asıl uzaklaştıran şey, bu görüş ve toplumsal kuralları şiddet yoluula koruma anlayışıdır.
Kitlelere egemen olan, onları köleleştiren, "benden sonra tuhaf" diye düşünen ve söylenenler açısından, köle sınıfları sersemletilmiş, köleleştirilmiş hâllerinde kalmaya ve durumlarının kötüye kullanılmasına ses çıkarmamaya zorlamak amacıyla; orduyu, din adamlarını, askerleri, siyasetçileri, bir tehdit olarak darağaçlarını, mermileri, zindanları kullanmak çok yerinde gözüküyor. Ki egemenliği ellerinde tutanlar bütün bunları yapıp adını da "iyi toplumsam düzen" koyuyorlar. Oysa iyi toplumsal düzenin kurulmasına, en
çok bu uygulama engel oluyor.
Neden başkaları üzerine zor kullanmayı, onları soymayı, hapsetmeyi, asmayı, savaşa göndermeyi ve daha birçok şeyi hak gören insanlar var? Soruyu uyan tek açıdan, yani dinsel açıdan bakıldığında, yanıt oldukça basittir. Din açısından bakıldığında, birinin komşusuna şiddet uygulamaması gerekir, dolayısıyla, sorunun çözümü için, tek bir şey gerekir: şiddete izin veren bütün yanlış inanış ve safsataları yıkmak, insanlarda şiddet olasılığını dışlayan dinsel ilkeleri yerleştirmek.