• " ...hiç değilse yalnız kendin için yaşayabilmek. Yıkılmadan, incitmeden, yorulmadan, yılmadan. Başka biçimde yaşamla bağdaşmaya olanak var mı. "
  • Allah senin için, senin kendin için seçtiğinden yukarıda bir şey seçmiştir.
  • Hayat bir savaş.Kendin olabilme,kendini bulabilme savaşı!Doğmak yetmiyor,kendini bulmak için savaşman gerekiyor...
  • Vaktinden çok önce gelmişim terminale.Neydi şu firmanın adı? Hatırlıyorum, Yediveren Turizm. Peron 66, otobüs de vaktinden çok önce gelmiş duruyor. En güzeli gidip oturmak diyorum. Otobüsün ön kapısı açık. Muavin, ön kapının olduğu merdivene oturmuş kitap okuyor.Merak ediyorum kitabı ; Aziz Nesin, Şimdiki Çocuklar Bir Harika.Kapının önünde pala bıyıklı, göbekli bir adam sigara içiyor.Şoför galiba bu diye düşünüyorum. Şoförümüz narsist olmalı.
    Kolundaki bilekliğe kocaman "Hayri" yazdırmış. Demek ki kaptanımızın adı Hayri'ymiş diyorum. Muavinin yanından geçip 15 numaralı koltuğuma oturuyorum. Kimse yok otobüste. En güzeli uyumak, uyuyorum.

    Otobüsün hareket etmesiyle uyanıyorum.Koltukların hepsini yolcularla dolmuş görüyorum. Garip bir şekilde herkesin elinde kitap var. Ne güzel! Herkes kitap okuyor. Sadece önümde oturan iki kişi ve arkamızdaki bir kişi okumuyor. Yanımdaki adam da elindeki telefona bir şeyler yazıyor. Yüzünü kaldırıyor. Tanıyorum ben bu adamı bir yerden ama nereden?
    "Sizi bir yerden tanıyacağım ama, adınız ne?
    "Olabilir, Erhan" diyor. Tabi ya! Bu tanıdık yüz 1000K'dan Erhan Bey.
    "Erhan Bey, ben 1000K'dan Mustafa" diyorum ama tanımıyor beni. Ne yapsam tanımıyor. Beni, son kozumu oynamaya mecbur bırakıyor.
    "Otobüs Kazım" diyorum. Suratı ekşiyor Erhan Bey'in. Kafasını cam tarafına çeviriyor.
    "Tanıdım, tanıdım. " diyor istemsizce. O kadar! Başka tepki vermiyor. Demek ki beğenmemiş diyorum Kazım'ı. Her zamanki gibi neyse diyorum. Söylenecek bir şey bulamayınca "neyse" hayat kurtarıyor.

    Ön sırada oturan kitap okumayan gençlerden birisi ayağa kalkıyor.
    "Size bir şey sorabilir miyim" diyor.Tüm otobüs gence yoğunlaşıyor. Genç hakimiyeti sağlayınca soruyu soruyor.
    "Hikâye mi, roman mı? "
    Hayda! Burada da mı anket? Otobüstekilerin bir kısmı hikâye diyor, bir kısmı roman. Erhan Bey'e soruyorum.
    "Hikâye" diyor. Genç aldığı cevapların verdiği hazla yerine oturuyor. Aldığı bu cevaplar nerede işine yarayacak acaba diye düşünüyorum. O sırada susadığımı hissediyorum ama kitap okuyan muavin ortalarda yok. Ayağa kalkıp ortadaki kapının olduğu yere yöneliyorum. Muavinimiz orada. Bir elinde Aziz Nesin kitabı, diğer elinde kırmızı tuborg. Suyumu alıp yerime geçiyorum.

    Erhan Bey telefona bir şeyler yazıyor. Muhtemelen yine şiir yazıyor çaktırmadan. Bey'i bırakıyorum abi diyorum artık.
    "Abi toplu taşıma araçlarında alkol almak suç değil mi? "
    " Bilmem, Semih'e soralım, avukat ya, o bilir." diyor.Semih'le konuştuktan sonra,
    "TCK'nın 666. maddesine göre suçmuş" diyor.Google'a bakıyorum, TCK'da öyle bir madde yok.
    "Erhan abi TCK'da 666 diye bir madde yok."
    "Bilmem, Semih'e ne zaman bir şey sorsam hep TCK'nın 666.maddesi diyor."

    Belli bir süre sonra kafamda şimsekler çakıyor.
    " Erhan abi, muavin hem Aziz Nesin okuyor hem de kırmızı tuborg içiyor.Bu bana birini çağrıştırdı" diyorum. Gülüyor.
    "Evet, muavinimiz Tuco. İşsizdi ya iş bulmuş kendine" diyor.
    Garipsiyorum, bugün her şey ne kadar da garip.

    Muavin Tuco, servis masasını şangırdata
    şangırdata yanımıza geliyor. Anlaşılan alkol kana karışmış diye düşünüyorum.
    " Ne içersiniz " diye soruyor.
    "Meyve suyu" diyorum.
    "Votkalı mı " diye soruyor bu kez. Şaka yaptığını sanıp, "evet " diyorum. Tuco'nun ciddi olduğunu meyve suyunu içince anlıyorum. TCK'nın 666.maddesi gereği artık ben de suça ortak oluyorum.Çaktırmıyorum.


    Erhan abi bana hikâye okumak istiyor.Bir tane hikâye diyor ama ardarda dört tane hikâye okuyor. Hikâyeleri bitince, "ben de bir tane okuyabilir miyim? " diyorum.
    "Adı ne? " diyor. " Otobüs Kazım " diyorum. Susuyor. Ben bu susuşları çok önceden tanıyorum. Sonra kafasını cam kenarına çeviriyor. Galiba Erhan abi için kaçmanın en güzel yolu, cam kenarına başını çevirmek oluyor.Pes etmiyorum, konuşmak istiyorum yeni bir konu açarak.
    "Erhan abi ne tür müzikler dinlersin" diyorum.
    " Türkü severim, sen diyor? "
    " Ben Mabel Matiz seviyorum. Son şarkısı "Sarmaşık" çok güzel değil mi? " diyorum. "Değil " deyip başını yine cama çeviriyor.Nasıl bir konu açtıysam hemen kapanıyor. "Ne garip adamsın" diyorum. Allahtan duymuyor. O sırada arkamızda oturan ve kitap okumayan arkadaş ayağa kalkıp yüksek sesle,
    "Bazı insanlar, bazen insanlar " diyor.Otobüstekilerin çoğu bu sözü beğenip alkışlıyor. "Bu sözün nesini beğenip alkışlıyorlar abi" diyorum.
    "Bilmem, Semih'e soralım, avukat ya, o bilir" diyor. Artık anlıyorum ki Erhan abi benimle iyiden iyiye dalga geçiyor. Biraz daha susuyoruz.

    Muavin Tuco işi abartıyor. Su isteyen yolcuya
    " kalk kendin al" diyor.


    Yan taraftaki kadın Vüs'at O.Bener okuyor.
    " Abi Vüs'at diye erkek ismi mi olur? " diyorum. Sinirli bir şekilde " Vüs'at diye kadın ismi mi olur? " diyor. En son Vüs'at diye isim olmazda anlaşıp susuyoruz yine.

    Önümüzdeki anketçinin yanındaki arkadaşı ayağa kalkıyor. " Bir anket de benden" diyor. Herkes nefesini tutup dinliyor. Anketçinin
    " Gol mü atarsınız, pas mı " demesiyle Erhan abi ayağa kalkıp gencin ensesine bir tokat yapıştırıyor. " Böyle saçma anket mi olur lan! " diyor. Lan, Erhan abinin ağzında güzel durmuyor.Muavin Tuco, yolcunun birinin yerine oturmuş, yolcuya su servisi yaptırıyor. O sırada ön taraftan şoför Hayri'nin gür sesi yükseliyor.
    "Kolama votka katmış." Şoför otobüsü durdurup muavin Tuco'nun yanına geliyor. Bizde Erhan abiyle birlikte Tuco'dan yana oluyoruz. Beni, şoför Hayri'nin elinden zor alıyorlar. Ardından üçümüzü otobüsten atıyorlar.Gecenin köründe yolun ortasında kalıyoruz. Erhan abi Tuco'ya kızıyor.
    " Şoförün kolasına niye votka kattın"
    Tuco gülüp, " ayık çekilmiyor " diyor. Erhan abi bana dönüyor.
    " Napçaz Mustafa" diyor. Susuyorum.

    Bitti mi ?
  • Sadece kendin olmak,seni senden başkası yapmak için uğraşan bu dünyada yapabileceğin en iyi mücadele şeklidir ✍🏻
  • “Mahalleden Arkadaşlar” ismi şimdiki gençlere bir şey ifade etmiyor olabilir. Ama eskiden öyle değildi. Tableti, bilgisayarı, cep telefonu, bilgisayarı olmayan çocuklar için Mahalleden Arkadaşlar’ın çok ayrı bir yeri vardır. Ailen gibi değillerdir mesela. Zorunlu olarak içinde bulunduğun bir aile meclisinden ziyade “can”dır onlar. Kendin seçmişsindir ve hayatı onlarla öğrenmeye başlamışsındır. Birlikte hayaller kurup hiç birini gerçekleştirememişsinşzdir. Ama çok şey paylaşmışsınızdır. Eskiden, mahallelerin mahalle, insanların insan olduğu, bakkalların küçük hesaplar peşinde koşmadığı zamanlardan bahsediyorum. İşte bizim jenerasyonun çocukluğunun geçtiği o güzel yılları bir kitaba sığdırmış sevgili Selçuk AYDEMİR.

    İlk defa bir kitabı okurken kahkahalar attım. Yüzümden gülümseme eksik olmadı. Ama bir yandan da tüylerim diken diken oldu. Sanki içimdeki o meçhul boşluğu çocukluğumu hatırlatarak doldurdu Selçuk AYDEMİR. Meğer ne çok özlemişim o günleri.

    Kısacası asla ve asla pişman olmadan okuyabileceğiniz bir kitap. Hatta baş ucu kitabım olmaya en güçlü adaydır kendileri. Zaman zaman herhangi bir sayfasını açarak zamanda yolculuk yapabilirsiniz.

    Gününüz iyi olsun sevgili kitap dostları..
  • Reich'ın bu öfke dolu şaheserini neden yazdığını anlamak için eserin yazıldığı dönemi eşelemeye gerek yok. Elbette, son derece kuvvetli bir eser olan Dinle Küçük Adam'ı yazıldığı dönemi bilmeden de ele alamayız. Fakat benim söylemek istediğim; küçük adamlar tarih boyunca farklı yerlerde, farklı durumlarda; farklı şekillerde var oldular. Tarih akmaya devam ettikçe de bambaşka şekillerde var olacaklar. Bizler buna tanıklık edeceğiz, bu değişmeyecek, belki de yıllar boyunca. Değiştirebileceğimiz şey bunu nasıl yapacağımız. Bir küçük adam olarak mı, yoksa bir büyük adam olarak mı?

    Reich, söylevini küçük adama yöneltiyor. Sözlerini dinlemesi gereken kişiye aktarıyor. Büyük adamlardan ise üçüncü kişiler olarak bahsediyor. O kadar çok noktaya değiniyor ki, okurken zorlanıyorsunuz. Bu zorlanmanın nedeni takip edememekten veya teknik açıdan zor olmasından kaynaklanmıyor. Çünkü "Dinle Küçük Adam" bunlardan hiçbiri değil. Zorlanıyorsunuz, çünkü gerçeklerle yüzleşmek ne zaman kolay oldu ki?

    "Sevginin, iş ve bilginin vatanları, gümrük sınırları, üniformaları yoktur. Onlar uluslararasıdır, bütün insanları, her şeyi sarmalarlar."

    Küçük adamların mutluluğu sahte, bilgileri yetersiz, işleri maskeli... Küçük adamlar bu yüzden kendi sınırlarını aşamazlar. Sınırlarının dışında kalan şeyler hakkında sadece çene çalabilirler. Sevginin varlığından haberdar olmalarına rağmen, hakkında hiçbir şey bilmezler.

    "Sende gerçek büyük adamı tanıyabilecek his ve göz yok. Onun varlığı, acıları, özlemleri, kavgaları, senin için verdiği mücadeleler sana uzak ve yabancı şeylerdir."

    Burada da söylenen gibi, büyük adamı tanımak için gereken şeyler küçük adamda bulunmaz. Küçük adam, konuşur. Bunu gözlemlemeden yapar. Küçük adamın lafları, başka bir küçük adamdan yarım yamalak alınmıştır. Küçük adam araştırmaz ve mücadele etmez, araştıran ve mücadele edene karşı çıkar. Çünkü, bu şekilde kendini önemli hisseder. Çünkü, kendini önemli hissetmeye ihtiyacı vardır.

    "Sen gerçekler konuşulduğu zaman dinlemiyorsun; sen yalnızca gürültüyü dinliyorsun. Ve sonra 'yaşasın' diye bağırıyorsun."

    Küçük adamın bilgi kaynağı budur. Küçük adam gürültüyü sever. Doğru olup olmaması önemli değil; ses çıkarması ve ortalığı ayağa kaldırması yeterlidir.

    "Küçük adam üzerinde güçlerini uygulamaları için iktidar sahiplerine yetki veriyorsun. Ama kendin dilsizsin; seni temsil etmeleri için güçlülerin ya da kötü niyetli güçsüzlerin daha fazla güçlenmelerine göz yumuyorsun. Her zaman aldatılanın sen olduğunu çok geç fark ediyorsun."

    Buradan da anlıyoruz ki; Dinle Küçük Adam günümüzü ne kadar da iyi görüyor. Yöneten ve yönetilen arasındaki ilişki değişmiyor. Küçük adamlar kendilerini oldukları gibi görmeyi kabul ediyorlar. Yönetilmek istiyorlar, bunun nasıl olduğunu umursamıyorlar. Başlarında ortalığı birbirine katabilen, ağzına gelen yalan yanlış her şeyi söyleyen patavatsız insanların altında ezilmeye bayılıyorlar. Yalnızca ezilmiyorlar, kendilerini iyice ayaklar altına alarak onları yücelttikçe yüceltiyorlar.

    "Bütün büyük insanlar yalnızdırlar."

    Reich, büyük insan olmanın zorluklarından da bahsediyor. Hatta onun savunduğu, küçük adam olmanın kolay olduğu. Bu yüzden bizlere sesleniyor, hepimizin içinde bir küçük adam var. Onun amacı, büyük olanı ortaya çıkarmak. Çünkü küçük olan, her fırsatta kendine yer açmayı başarıyor ve başımıza iş açıyor.

    "Korktuğun için bağırıyorsun."

    Çünkü küçük olan, gürültücü ve dikkat çekici. Küçük olanın yaptıklarını üzerimizden atamayız. Tek bir hareketiyle bizi bitirebilir. Her zaman öyle değil midir? Küçük bir yanlış, kocaman doğruları hiç edebilir. Büyük adam olmak kolay değil, fakat tek bir hareketle küçük adam olabilirsiniz.

    Bu cesur eseri takdir etmek gerekiyor. Fakat, körü körüne bir bağlılıkla bu kitaba bağlanıp, sayfalarca söylediği her şeye boynumuzu eğersek de bir küçük adamdan farkımız kalmaz. Okuldan çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir öğretmenim, verdiği kaynak kitabın söyledikleriyle çeliştiği bir öğrenci tarafından söylenince ona şöyle cevap vermişti: "Size verdiğim kitaba sonuna kadar katılırsam, size bu dersi veremem. Siz de ona körü körüne inanırsanız, hiçbir şey öğrenemezsiniz." O yüzden, öğrenmek için çatışma yaşayın, öğrenmek için mücadele edin. Bırakın öğrenirken içinizdeki büyük olan söz sahibi olsun.