Kerem

Kerem
@keremqwe
Doğu'nun milliyetçi hareketlerinin istismarında ise durum çok daha karmaşıktı fakat Doğu'da da Lenin'in politika sahnesinden çekilmesinden önce dahi, Sovyet Devletinin çıkarlarına öncelik veriliyordu. Bu konuda en önemli ve öğretici olay, Türkiye'ninkidir. 1920 ilkbaharında Mustafa Kemal tarafından yönetilen milliyetçi bir hükûmetin Ankara'da kurulmasının hemen ertesinde, Mustafa Kemal ile Moskova arasında emperyalizme karşı ortak mücadelelerinden söz eden mesajlar teati edilmekteydi ve daha sonraları da Sovyet Hükûmeti, Antant devletlerine karşı koyma çabalarında Mustafa Kemal'in yanında olduğunu devamlı belirtti. Başlangıçta bu politika, ihtilalci görünüşte bir izaha sahipti. Zira Sovyet desteğine ihtiyacı olan Mustafa Kemal, mesajlarında burjuva iktidarına son vermek için Asyalı ve Afrikalı halklar ile Batılı işçiler arasında bir ittifaktan söz edecek kadar ileri gitmekteydi. Fakat iktidarı sağlamlaştığı ölçüde, Türk devlet adamı, içeride ihtilalci hareketleri ezerek ve İngiltere ile Fransa'ya yakınlaşarak muhafazakâr bir yönde ilerledi. Bununla beraber 1921 Ocak ayında Türk Komünist Partisi'nin 15 liderinin öldürülmesine rağmen Moskova, Mustafa Kemal hareketinde ihtilâlci bir potansiyel görmekteydi. Ancak 1923'te, Lozan konferansını takiben, Mustafa Kemal'in Antant devletleri ile bir uzlaşmaya varabilmek için Sovyet diplomatik desteğini açıkça küçümsemesi üzerinedir ki Sovyet Yöneticileri, ona karşı olan politikalarını yeniden değerlendirmeye başladılar.
Sayfa 67·Kitabı okudu