• Yeryüzü günden geceye döner; birey ölür; ama güneş ezeli ebedi öğlede aralıksız yanmaya devam eder. Hayat kesinlikle bu yaşama isteğidir; hayatın formu sonsuz şimdidir; bireylerin, ideaların şu fenomenlerinin yani, kısacık düşler gibi zaman içinde nasıl geçip gittikleri hiç önemli değildir.

    [Arthur Schopenhauer]
    Martin Cohen
    Sayfa 226 - Schopenhauer
  • 282 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Uzun zamandır polisiye roman okumuyordum ama bu kitabı okuyunca neden daha önce okumadım diye kendime kızdım.Kitap üç bölümden oluşuyor. 1.bölüm Azrail 2.bölüm Gardiyan ve 3.bölüm Şeytan şeklinde ilerliyor. Öncelikle kitap bölüm bölüm Aysima ve bir adam tarafından anlatılıyor sonra olaya gazeteci Sevda Hanım ve polislerin de girmesiyle iyice keyifli bir hal alıyor.Gerçekten Turgay Çumak'ı tebrik ediyorum çok güzel ve zekice hazırlanmış bir kitap. Kesinlikle tavsiye ederim. Çok beğendim
  • 607 syf.
    ·14 günde·Beğendi·10/10
    Kitabı an itibariyle bitirdim ve iliklerime kadar kitabın içindeyim şu anda ne desem az gelir. Kime ne karar teşekkür etsem de. Öncelikle yazarımız Emine Şenlikoğlu’na binlerce kez teşekkür ederim. Okumamam vesile olan Canım arkadaşlarıma da. Her satırı her bir harfi her cümlesi için.bana neler kattığını tarif edemem. Kesinlikle okumaktan her sayfada keyif aldım bana o kadar şey kattı ki babasız soysuz bir çocuğun ızdırabını yaşadım kahramanımız Can’la beraber. Çocuklarımız babasız kalmasın cahilliğimizin acısını evlatlarımıza çektirmeyelim. Kitabı bulursanız okuyun bulamazsanız da temin edin muhakkak okuyun. Eminim sizlerde benim gibi inanan ve imana noktasında eksiğim var tamamlamalıyım diye düşünüyorsanız sizlere de çok faydası olacaktır eminim. İyi kitaplar da buluşmak üzere. Allah’a emanet olun.
  • 360 syf.
    ·8/10
    Yazar, yapay zeka dünyasını iyi özümseyerek bu dünyayı size tam anlamıyla hissettirerek tutarlı bir kitap yazmış. Tabi gözünüze batan birkaç şey elbette olacaktı.(onlardan sonra bahsedeceğim.)
    İlk öncelikle tasarımına değinecek olursam, Kitabın kapağı ve de iç kapağı çok hoşuma gitti. sayfalardaki mesaj kutucukları nedense hoşuma gitmedi.
    Kitabın konusu güzel, ilgi çekici bir konu ve de güzel bir şekilde işlenmiş. Yapay zeka anlatımında hiçbir tutarsızlık göremedim.
    Ama ilk sayfalarında hayal kırıklığına uğradığımı belirtmem gerek. Fazlasıyla basit bir anlatım var. Hatta kitabın tamamı sade bir dille anlatılmış. Betimlemeler de pek göz dolduracak cinsten değil. Belki çeviriden kaynaklı da olabilir.
    Nedense baş karakterin Hideo ile olan iletişimi fazla acemice geldi. Okurken küçükken okuduğum wattpad hikayeleri aklıma geldi. Dediğim gibi fazla ACEMİCE.
    Warcross oyunu alemi fazlasıyla sürükleyici. Kitabın o bölümüne geldiğinizde bırakamıyorsunuz. Ve kesinlikle iyi anlatılmış. Keşke böyle bir gözlük olsaydı, keşke böyle bir alem olsaydı dedirtti.
    Ve sonunda bu isteğime pişman ettirdi.
    Sonu fazlasıyla şaşırtan cinsten. Mutlaka siz de şaşırırdınız. Ve 2. kitabı almak isterdiniz.
    Yapay zeka hakkında fikir içeren bir kitaptı. İlerideki dünyaya şöyle bir bakış attırdı.
  • 90 syf.
    ·3 günde·10/10·
    Bluma Lennon ve Carlos Brauer..

    Aralarındaki bağı yakalamaya can atacağımız iki güzel insan..
    Birisi Emly Dickinson şiirleriyle hayatını kaybeden, diğerininse hayatından haber alamadığımız iki kahraman.
    Orhan Pamuk, Yeni Hayat'ında "Bir kitap okudum ve hayatım değişti." diyerek az bile söylemiş. Öyle az ki Carlos ve Bluma ile bunun azlığını kavrayabiliyoruz.

    İletişim Yayınları'nın kilit cümlesi (mottosu) olan "Okumak iptiladır, müptelalara selam" sözünün ne denli gerçek ve deruni olduğunu anlıyorsunuz kitapla ve -bence- Bluma ile.

    Carlos, anlatılarak gün ışığına çıkan esas adam ama bana göre onu Carlos yapıp da anlatıcının peşinden gitmesini sağlayan figürdür Bluma. Her başarılı erkeğin arkasındaki kadın gibi, Carlos gibi bir cevheri gün yüzüne çıkaran da Bluma'dır bence.

    Kitabın 13.sayfasındaki " ' Hiçbir şey temsilinin dışında vuku bulmaz' " sözü de bize Bluma'nın ölümüne ışık tutması nedeniyle oldukça önemli.

    Kitapta sürekli okumanın, bibliyofil olmanın ötesinde yaşanan çağa dair göndermeler de kilit unsur. Ellerinde telefonla caddeleri dolduran kitle, editörlerin şikayetiyle ilgili pasaj (sf. 28-29) son yirmi yılın en iyi ve kült tasvirleri.

    Carlos'un evi Bluma için yıkması aralarındaki derin ve isimsiz bağın en güçlü delilidir bence.

    Kapağın tasarımcısı Cem Ersavcı'nın kazada yaşamını yitirmesi, çevirmenin kitabı kardeşine atfetmesi, Bluma'nın da kazada ölmesi... Kitapların ve Kağıt Ev'in gücünü arttıran tesadüfler.

    Carlos ile özdeşlik kurduğum yer, kitaplarını çizmesi ve üzerine notlar alması. Bunu bu şekilde yapmak, bende edebiyat fakültesinin bir armağanıdır. Hatta arkadaşlarıma kitaplarımı hediye ederken, çizili olduklarını "utanarak" söylemiştim. Çünkü bir kitap okuyucusuysanız algı onlara iyi baktığınız şeklindedir. Hayır efendim, öyle değil. Kitap yazar noktasını koyduğunuzda bitmez, bitemez. Çünkü zihninizde, kurduğunuz özdeşlikte veya aradığınız alt metin mesajında bile devam eden bir süreçtir. Çok tatlı olmasa da fakültedeki bir hocam "Kitaplardaki mesajlar, imgeler veya alımlamalar, bir duvardaki boş tuğlalar gibidir. Yazar onları bilerek boş bırakır ki okuyucu tamamlasın." Kitapta Carlos bu yönüyle kalbimi fethetti.

    Ayrıldığım yönü, müzik. Eğer evdeysem ve şiir okumuyorsam kesinlikle müzik kullanmam. Aslında müziğin şiire de çok yakıştığına inanmayanlardanım. Çünkü şiirin kendi iç musikisini zedeleyen bir şeydir. Kendi kendime sessizce okurken yakıştırırım o klasik müziği, o kadar.

    Merak ettiğim bir şey de var. Neden Conrad ve Gölge Hattı? Conrad'ın merak ettiği yahut sevdiği başka kitaplar yok muydu da bunu seçti?

    Bu incelemeyi yazarken bu güzel parçayla huzur buluyorum. Eğer okumadıysanız Bulgakov'un "Genç Bir Doktorun Anıları"nı, izlemediyseniz kitaptan uyarlama A Young Doctor's Notebook dizisini kesinlikle öneriyorum.
    ( https://www.youtube.com/watch?v=bcIXoao4E_4 )

    Kitap kesinlikle "romans" yani novella (romancık). Ancak iyi ki böyle kalmış denilen türlerden. Çünkü bazı şeylerin ilerlemesi bize eski tadını özletir (bkz. Game of Thrones 8.Sezon)

    Son olarak, ölümümüzden sonra kitaplarımız iyi insanların eline geçsin. (Amin)
  • Ben kitabını okumadım. Filmini izledim ve kesinlikle çok duygusaldı. Çok güzeldi. Hazel rolünü büyük bir ustalıkla sergilerken Augustus'un ondan aşağı kalır yanı yok.
    Hele kendi cenazesini düzenlemesi...empati kurunca bende işler kopuyo tamamiyle duygusal oluyorum. Kitabını da okumak istedim . Ama malesef ben Augustus'ün ölümüne dayanamam. Izlemek kesinlikle duygusal fakat... okumak mı!! Daha beter çarpıyor insanı.
    O yüzden kalsın!!
    Ama güzel olduğuna eminim okuyunuz !!
    Eğer ne filmini izlediniz nede okuduysanız önce okuyup sonra izleyin!!!
    Şiddetle öneriyorum.
  • 308 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Beğendim.
    Kitabı bitirdiğim ilk anda aklımda yer edinen düşünce buydu. Beğendim. Kitabın iki yüzüncü sayfasına kadar ciddi anlamda bırakmanın eşiğine gelen ben kitabın sonunda böyle bir duygu içinde bulunacağımı hiç düşünmemiştim. Şimdi neden bu kadar beğenildiğini anlıyorum.
    Kitabı okurken çok zorlandım. Bunun kısmen yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına- tanışmak her daim biraz daha zordur- kısmen de kitabın betimlemelerinin psikolojik temelde ve ağırlıkta olmasına bağlıyorum. Ancak son yüz sayfanın nasıl geçtiğini anlamadım ve kesinlikle güzel bir kitap bitirmiş olmanın tatmin edici mutluluğunu yaşıyorum.
    Kitabın konusundan kısaca bahsedeyim. Kopyalanmış Adam adından da anlaşılacağı üzere birbirinin tıpatıp aynısı olan iki adamın karşılaşmalarını temel alıyor. Birbirlerinin farkına varan bu iki adam ne kadar birbirlerini unutmaya ve hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam etmeye çalışsa da aralarında bir düşmanlık baş gösteriyor. Eşsiz olabilme fikri tüm olay örgüsünün güdüleyicisi. Kurgu, bu duygu ve düşüncenin etrafında şekilleniyor. Esas karakterlerimiz ve yakınları da bu kurgudan nasibini alıyor.
    Okunmasını tavsiye ediyorum ve Jose Saramago’nun diğer kitaplarını da alınacaklar listeme ekliyorum.