Gözyaşlarımın buğusu içinde yazıyorum aslında. Aşkı kendime layık görmediğimden mi, yakıştırmadığımdan mı, imkansız bulduğumdan mı ya da ütopik olduğunu düşündüğümden mi bilmiyorum ama hep uzak tuttum benliğimi aşk konulu kitaplardan, filmlerden. Bi' batak olarak
gördüm aşkı, iki kişinin birbirine olan bağını. "Aşk varsa akıl sıfırlanır." dedim hep kendime, aklımı korumak istedim. Biraz da çıtkırıldım karakterli olanlara yaftaladım bu filmleri, kitapları. Hatta kitabın aşk konulu olduğunu bilmeden aldım sırf Goethe' nin diye. Yıllardır adı gözüme batan kitap, kitaplığımda olsun istedim içeriğini bilmeden ve bu sabah uyandığımda elim sana vardı, beni içine aldın.
Hayatınıza ansızın biri giriyor daha da güzelleşiyor, daha da renkleniyor etraf. Kuşlar farklı ötüyor, yemekler bi başka kokuyor, şelale ahenkli akıyor, rüzgar bile şarkı söylüyor bazen uğultusuyla. Her şey daha bi anlam buluyor sanki, hayatınız boyunca koca bi boşlukla yaşamışsınız da o boşluğu doldurmuş ve tam olmuşsunuz gibi. Bütünsünüz artık. Acı, keder, hüzün bile zevk veriyor. Eksiği olmayınca insanın, dünyevi her zorluk daha çabuk aşılıyor sanki.
Werther'in boşluğunu da Charlotte tamamlıyor, tamamlandığını sanıyor Werther. Tek taraflı olan hiçbir duygu asla büyük bi kıvılcım oluşturamaz. Ne sevgi, ne öfke..
Her şeyi güzelleştiren sevgiliyle kuşun cıvıltısını çığlığa dönüştüren, yazı kışa çeviren sevgili nasıl aynı olabilir? Bi insan bu kadar iyiyken, melek tasvirine bire bir uyumluyken nasıl bu kadar ıstırap verebiliyor?
Kitap içeriğine girmem gerekirse, Charlotte eşine bu kadar sevgiyle bağlı ve sadık olduğu halde nasıl hala Werther ile olan bağına keskin çizgiler çekmiyor diye merak ediyordum. Hep içinde Werther e dair kırıntılar aradım ki kitabın sonunda zaten kendine dahi itiraf edemediği duygular