No Name

No Name
@kfy2147
Öğretmen
Lisans
Diyarbakır
71 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
Uğursuzluk
“Bir şeyde (uğursuzluk) olsaydı, bu atta, kadında, meskende olurdu.” (Buhârî, Cihad 47, Nikah 17; Müslim, Selam 119; Muvattâ, İsti'zân 21) Bir rivayete göre, Ebu Hüreyre’nin böyle bir şey söylediğini işiten Hz. Aişe, Hz. Peygamber (asm)'in “Yahudilerin böyle düşündüklerini” söylediğini, Ebu Hüreyre’nin sonradan geldiği için bu konuşmanın ilk cümlelerini duymadığını belirtmiş ve bu bilginin yanlış olduğuna dikkat çekmiştir. (bk. İbn Hacer, 6/61) - Başka bir rivayette, Hz. Aişe: “Peygamberimizin: 'cahiliye devrinde bu üç şeyde uğursuzluk olduğunu' belirtmişti, Ebu Hureyre bunu duymadığı için yanlış anlamıştı.” demiştir. (İbn Hanbel, 6/150, 240; Tahavi, Müşkilu’l-asar, 1/341) et Tayalisi’nin Müsned’indeki Mekhul’den rivayete göre Aişe r.anha’ya, Ebu Hureyre’nin Rasullullah’ın : Uğursuzluk üç şeydedir : ev de kadın da ve at da, buyurduğunu rivayet ettiği söylenmiştir. Bunun üzerine Aişe, Ebu Hureyre ezberleyemedi. Rasulullah Yahudilerin uğursuz saydığı şeylerden bahsediyor ve bunun için onlara beddua ediyordu. O zaman Allah Rasulü s.a.v şöyle demişti : ” Allah Yahudileri katletsin, çünkü onlar ; “ şüphesiz ki uğursuzluk üç şeydedir. eve de, at da ve kadındadır. “ Bu sırada ebu Hureyre içeriye girdi ve hadisin son kısmını duydu baş tarafını duymadı. demiştir. “ et Tayalisi Müsned : 215 – 1537.n “ … ebu Hassan’dan rivayete göre, Benu Amir’den iki erkek Aişe r.anha’ya gelerek, ebu Hureyre’nin Allah Rasulü s.a.v’den : Uğursuzluk ka­dın’da, ev’de ve at’ta olur ” hadisini rivayet ettiğini haber verdiler. Buna pek hiddetlenen Aişe, “ Kur’anı ebu’l Kasım’a indiren Allah’a yemin ederim ki Rasulullah asla böyle bir şey demedi. Fakat o, “ cahiliye devri insanları şöyle derler : Uğursuzluk ka­dın’da, ev’de ve at’da olur “ buyurdu, demiş İmran İbnu Husayn (radıyallahu anhümâ)
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Tarık Suresi
7. Ama rastgele atılan her sudan değil şu nitelikteki atan sudan ki erkeğin sulbü ile kadının göğüs kemikleri arasından çıkar. SULB, sulüb, saleb sâlib; başın arka dibinden kuyruk sokumuna kadar arka kemiğine denir ki omurga kemiği, amûdi fikarî ve bel kelimeleri ile ifade edilir. Dimağdan inen ve "nuha-ı şevki= omurilik" denilen ve sinir sisteminin ana hattı olan "korkar ilik" onun içinden iner. Beden şekillenme ve oluşumunun sertlik ve sağlamlık ekseni demek olan bir temel direğidir. TERÂİB de "teribe"nin çoğuludur. Göğüs kemiklerine denir ki "göğüs tahtası" tabir edilir. İki meme ile boyun halkası kemiklerinin aralığına veya göğsün sağ tarafından dört ve sol tarafından da dört kaburgaya veya iki el, iki ayak ve iki göze de denilir. Özellikle göğüste gerdanlık takılan yere denir. Demek ki sırttaki omurların karşılığı olarak göğüs kemiğinin sağ ve sol kaburgalara doğru dallanan her boğumu bir teribe olup hepsine birden terib ve teraib denilmiştir. Bu durumuda asıl terâib, göğüs tahtasının eksenini teşkil eden ve boyundan memeler arasına doğru inen kemikler olup etrafı itibarıyla sinenin gerdanlık takılan bölümüne ve hepsine denir. Nitekim İmriu'l-Kays'ın: "Beli ince, bembeyaz, göbekli değil, Sinesi ayna gibi parlaktır." beytinde ayna gibi cilalanmış diye nitelediği terâib, kemikler değil, sinenin kendisidir. Sulb ile terâib bedenin arkadan ve önden iki duvarını bel ve bağır gibi esaslı iki temel direğiyle ifade etmiş oluyor ki bunların arası üreme aygıtını kapsar. Şu halde "sulb ile terâib arası", bedenin bütün şekliyle ilgili olup ortasında bulunan üreme aygıtlarından kinâye olur. Aynı zamanda sulb erkeğe, terâib de kadına işaret olarak aralarının birleşmesinden kinâye olmak da sulbün erkek, sinenin kadın hakkında daha meşhur ve açık olması itibarıyla herkes

No Name

, bir kitap okudu
Puan vermedi·562 syf.·
2025 13. kitabı
Tarık Suresi
5- Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın. 6- Fışkıran su damlacığından yaratıldı. 7- Bel ile kaburga kemikleri arasından çıkan. İnsan hangi şeyden yaratıldığına ve nasıl bir şeye dönüştürüldüğüne bir baksın. Şüphesiz o bel ile kaburga kemikleri arasından fışkırarak çıkıp gelen bir sudan yaratılmıştır. Erkeğin bel kemiğinden ve kadının üst göğüs kemiğinden akıp gelen suların yerleşmesinden yaratılmıştır. Bu gerçek Allah’ın ilminde saklı, insanın bilmediği gizli bir sır olarak son asrın ilk yarısına kadar kalmıştır. Ancak bu asrın ikinci yarısında insanın modern ilmi kendi metodu ile gerçeği keşfetmiştir. Ve öğrenmiştir ki erkeğin suyu bel kemiğinde oluşmakta, kadının suyu ise üst göğüs kemiğinde oluşmaktadır. Bu iki su korunaklı bir yuva da birleştiğinde onlardan insan meydana gelmektedir.
Tarık Suresi
5- İnsan neden yaratıldığına bir baksın. 6-7- O, bel kemiği ile göğüs kemiği arasından çıkan tazyikli bir su­dan yaratılmıştır. Öldükten sonra dirilmeyi yalanlayan ve Allahın buna dair olan kudretini inkar eden insan, aslının neden yaratıldığına bir baksın. O, dökülen bir sudan yaratılmıştır. O su erkeğin belinden ve kadının göğüs kemiği arasından çıkan bir sudur. "Kadının göğüs kemiği" diye tercüme edilen "Teraib" kelimesinden neyin kasdedildiği hakkında farklı görüşler zikredilmiştir. Abdullah b. Abbas, İkrime, Said b. Cübeyr ve İbn-i Zeyd´e göre "Teraib" kadının göğsünde gerdanlığın geldiği yerdir. Mücahid´e göre ise "Teraib"den maksat, kadının iki omuzu iie göğsü ara­sıdır. Yani iki memenin üst tarafıdır. Dehhak, Süfyan es-Sevri ve Abdullah b. Abbas´tan nakledilen diğer bir görüşe göre "Teraib"den maksat, erkeğin elleri, ayaklan ve gözleridir. Buna gö­re âyetin manası "O dökülen su, erkeğin beli ile elleri, ayaklan ve gözlerinin arasından çıkar." demektir. Katade´ye göre "Teraib"den maksat, erkeğin göğsüdür. Buna göre âyetin manası "O dökülen su erkeğin beli ile göğsü arasından çıkar." demektir. Said b. Cübeyr´e göre ise "teraib"den maksat, belin alt kısmında bulunan kaburgalardır. Ma´mer b. Ebi Habibe göre ise "TeraibMen maksat, kalbin öz suyudur. Taberi "Teraib^en maksadm, kadının göğsünden, gerdanlığın üzerine geldiği yer olduğunu söyleyen görüşü tercih etmiş ve Araplann bu kelimeden burayı anladıklarını şiirlerle ispatlamaya çalışmıştır.[4]