• Bana seni sordular,
    Aşkıyla yandığın kimdir diye,
    Leyla'yı bilir misiniz dedim?
    Tabiki biliriz dediler; Mecnun çöllere düştü Leyla'nın aşkı için,
    İşte o Leyla'dır dedim.
    Sende Mecnun'sun o zaman dediler,
    Hayır dedim,
    Bu hikayede adım geçmez benim,
    Denizdeki kum tanesi gibi,
    Gökyüzünde belli belirsiz yıldız gibi,
    Ormanda dalından düşmüş yaprak gibi,
    Bir varmış bir yokmuş gibi
    Leyla bilmez beni,
    Mecnun'dur onun hayali,
    Ama yinede severim ben Leyla'yı,
    Bu nasıl sevdadır dediler,
    Bu sevdanın tarifi yok, Leyla'sı var dedim.

                                                AĞYAR - C.A.
  • 1988'de Mardin'in Kızıltepe ilçesinde doğdu, gözlerini açtığında "ulan ne kadar az insan varmış burada" dedi ve kimseye ilk kez bir şey anlatamadı. Hayal kırıklıklarıyla dolu hayatı onu taa buralara kadar sürükledi ve kendisini buldu. Kendini bulduğunda da her şey için çok geçmişti, çünkü bir şeyler yazıyordu ve hiç bir şey geçmiyordu. Aksine, filizleniyordu.

    Allah'a inanıyordu, annesine inanıyordu, saygıya sevgiye inanıyordu, acıya inanıyordu, aşka hep inanmak istiyordu. Elma şekerine kanıyordu, umutla bakan gözlere kanıyordu, dostlarına kanıyordu, sigarayı içine çekip hiiiiiii babam geldi diyordu... Büyüyordu!

    Okumak istiyordu, ama ne zaman bir şeyler okusa daha ilk paragrafta hayallere dalıyordu. Kurduğu hayaller okuduğu romanlardan daha akıcı geliyordu. Şiir yazıyordu, insanlar şair diyordu. Bazen şiyir yazıyordu insanlar şayir diyordu. Bazen hiç bir şey yazmıyordu insanlar hiç bir şey demiyordu. Herkes susuyordu, herkes bir şeyler susuyordu sessizce.

    Şuan 30 yaşına geldiğini düşünüyorum ama sadece rakam olarak. Bazen çocuk bazen ihtiyar görüyorum onu. Bazen olgun bakıyor bazen dolgun. Onu kimse anlamıyor, o da kimseyi anlayamıyor bu yüzden insanlarla çok iyi anlaşıyor.
    Size selamı var kendimin. Öyle işte.
    Vesselam!
  • Biri konuşuyor - nerdedir ? Kimdir ?
  • 31 Mart 1947 Kürt Tarihi için bir dönüm noktasıydı.Kürtler açısından bu dönüm noktasını başlatan kişi Qazi Muhammed'i bu yazımızda sizlere tanıtacağız.

    QAZÎ MUHAMMED

    1900 yılında Mehabad'da doğmuştur.Kendisini Qazî(Kadı) denilmesinin bir nedeni vardır.Kadı , kazaî ve adlî yetkisi olan yani bugünkü yargıç ve savcıların vazifelerine ve yetkilerine sahip olan ve dinî ve göreneksel kanunlara göre hüküm veren kimse demektir.


    Qazi Mihemed , Mehabad'ın önde gelen ailelerinden biri olan Qazî Ali'nin oğlu olarak doğmuştur. Çocukluğunda Kutabhane denilen din okulunda okumuş ve babasından ve evde bulunan kitaplarından temel eğitimini almıştır. Mehabad Vakıflar Dairesi Müdürlüğünü yaptıktan sonra babasının yerine kadılığına atanmıştır.

    QAZÎ MUHAMMED ve MEHABAD KÜRT CUMHURİYETİ İLANI


    Qazi Muhammed , 22 Ocak 1946 tarihinde İran Mehabad , Çarçıra meydanında, mahşer günü gibi kalabalık bir ortamda Mehabad Kürt Cumhuriyetini ilan etmiştir. Bu olaydan tam 20 gün sonra, 11 Şubat 1946 tarihinde Kürdistan Milli Meclisi(KMM) toplantısında hükümet şöyle teşkil etmişti

    Qazî Muhammed : Cumhurbaşkanı
    Hacı Baba : Başbakan
    Mustafa Barzani : Genelkurmay Başkanı
    Seyfi Qazî : Kolluk Kuvvetleri Komutanlığına


    Aynı Gün Kürdistan Millet Meclisi(KMM) Kürtçe dili devletin resmi dili olarak kabul etti, aynı zamanda "Ey Raqib" Kürdistan Marşı ve bayrağı seçildi, bayrağın şekli de böyle idi: üstte kıırmızı, ortada beyaz, altta yeşil, onların üstünde de yirmibir köşeli, sarı bir güneş vardı.

    Bir süre sonra basın yayın örgütlenmesi yapıldı ve 10 Ocak 1946'da yayın hayatına başlamış olan Kurdistan Dergisinin yayına devamına ve Kurdistan adlı resmî bir gazetenin çıkarılmasına karar verildi. Kürdistan Milli Meclisi, aldığı kararlar ile eğitim alanında iyileştirme kararı aldı ve genel ve zorunlu ilk öğretimi tesis eden yasalar çıkardı. Fakir ailelerin çocuklarına para yardımı, giyecek ve ders kitapları verildi. Kültürel çalışmaların önemini vurgulayan meclis, ilk olarak iki Kürt şairin, Hejar ile Hemen’in şiir kitaplarını devlet matbaasında bastırdı. Kısa bir süre içerisinde Kürt okulları kuruldu ve Kürtçe eğitime başlandı. Hawar ve Hilale adıyla iki yeni dergi yayınlandı. 10 Mart’ta ise Sovyetlerin göndermiş olduğu bir verici istasyonu ile Mehabad Radyosu yayın yapmaya başladı.

    Şah güçleri, 16 Aralık 1946'da Azerbaycan'ın başkenti Tebriz'i aldıktan bir gün sonra, Barzaniler'in şehirde bulunmadıklarına emin olduktan sonra, sonsuz bir gururla 17 Aralık 1946 da savunmasız Mehabad'a girdiler. Böylece kısa ve güzel bir rüya son bulmuş, Mehabad Kürd Cumhuriyeti sona ermişti.


    İran Şahı verdiği sözünde durmamış ve Qazi Muhammed, Savunma Bakanı Seyfi Qazi ve kardeşi Sadri Qazi ile birlikte, cumhuriyetin ilan edildiği Çarçıra meydanında, 31 Mart 1947 tarihinde idam ettirdi.


    İran Arşivlerinden Saklanan Belge Açığa Çıkmış Qazi Muhammed'in İdamından Önce Halkına Yazığı Vasiyet Ortaya Çıkmıştır

    Qazî Muhammed ve Halkına Vasiyeti

    1- Allah'a, peygambere (Allah'ın selamı üstüne olsun) ve Allah'ın yanında olan her şeye inanın, iman edin, dini vecibeleri yerine getirmede güçlü olun.

    2- Aranızdaki birlik ve uyumu koruyun, birbirinize kötülük yapmayın, özellikle sorumluluk ve hizmet alanında tamahkâr olmayın.

    3- Düşmanın sizi aldatmaması için, eğitim seviyenizi yükseltin.

    4- Düşmana özellikle Aceme inanmayın. Çünkü Acem birkaç açıdan sizin düşmanınızdır. Dininizin, ülkenizin, halkınızın düşmanıdır. Tarih ispat etmiştir ki Kürtler aleyhine sürekli bahane aramıştır. En küçük suçlarda dahi Kürtleri öldürüyorlar, Kürtlere karşı her türlü suçu işlemekten geri kalmıyorlar.

    5- Bu dünyada, birkaç günlük ve önemsiz bir bir yaşam uğruna kendinizi düşmana satmayın, çünkü düşman düşmandır, düşmana güvenilmez.

    6- Birbirinize, siyasi, maddi, manevi ve namus alanlarında ihanet etmeyin. Çünkü hain, Allah'ın, insanların huzurunda suçludur, ihanet döner haini vurur.

    7- Eğer sizden birisi, ihanet etmeden işini yapıyorsa, kendisine yardımcı olun, kıskançlık ve tamah için kendisine karşı durmayın, ya da Allah göstermesin onun hakkında yabancıların ajanı olmayın.

    8- Bu vasiyetimde cami, hastane ve okullar hakkında yazdıklarımın yerine getirilmesini talep edin, bunlardan yararlanın.

    9- Diğer halklar gibi baskı ve zulümden kurtulmak için mücadele etmekten geri durmayın. Dünya malı önemli değildir. Eğer vatanınız varsa, özgür ve serbestseniz, o zaman her şeyiniz var demektir, malınız, mülkünüz, devletiniz, ülkeniz, saygınlığınız da olacaktır.

    10- Allah'a olan can borcu dışında, kimseye borcum olduğunu zannetmiyorum. Ama eğer az ya da çok, borçlu olduğum birisi çıkarsa, ben geriye çok mal-mülk bıraktım, gidip varislerimden borcunu istesin.
    Birbirinizi tutmadığınız müddetçe başarılı olamazsınız. Birbirinize zulüm etmeyin. Çünkü Allah zalimleri çok erken yok eder. Zulüm ortadan kalkacak, bu Allah'ın sözüdür, Allah zalimden intikam alır.

    Bu sözleri kulağınıza küpe edeceğinizi umud ediyorum. Allah sizi düşmanlarınız karşısında zafere ulaştırsın. Sadi'nin buyurduğu gibi:
    Amacımız nasihatti, yaptık. Sizi Allah'a havale ettik, gidiyoruz.
  • Mustafa Kemal Atatürk sordu:
    "Türkiye'nin sahibi ve efendisi kimdir?"
    Sesler yükseldi:
    "KÖYLÜLER"
    "...Evet, Türkiye'nin hakiki sahibi ve efendisi, hakiki üretici olan köylüdür.."
    Alkışlar patladı.
  • Bera bin Azib (radıyallahu anhu)'nun şöyle dediği rivayet edilmiştir:
    "Biz. Rasulullah (sallallähu aleyhi ve sellem) ile birlikte bir cenazeye çıkmıştık. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)kabrin başında oturdu, biz de sanki başlarımızda kuşlar varmiş gibi O'nun etrafinda oturduk. Kabir henüz açılmamıştı.
    Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) üç kere: "Kabir azabından Allah'a siğinırim." dedi. Sonra sóyle buyurdu: "Mü'min kul, dünya ile ilgisi kesilip ahirete yöneldiği zaman ona yüzlerinin üzerinde sanki günes olan melekler iner. Beraberlerinde bir kefen ve güzel kokular bulunur. Melekler o kimseden gözün görebildiği kadar uzak bir mesafede otururlar. Sonra ölüm meleği gelir ve o kişinin başının yanında oturup şöyle der: Ey temiz nefis! Allah'tan bir mağfiret ve rizaya çık. Onun ruhu su kabının ağzından damlanın akması gibi akıp çikar. Olüm meleği de o ruhu alir. Ölüm meleği onu aldığında melekler bir göz açip kapatacak kadar bir süre dahi onu birakmazlar. Onu
    hemen alıp ruhunu bu kefenin ve kokunun içine koyarlar. Ondan, yeryüzünde bulunan en güzel misk kokusu gibi bir koku yayılır."
    Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle devam etti:" "Melekler onu yükseltitler. Mele-i Ala'dan geçtikleri zaman melekler mutlaka: Bu temiz ruh kimdir?' derler. Onlara: Filan oğlu filandir.' diyerek dünyada ona verilen en güzel ismini söylerler. Sonunda bu ruhu dünya semasına ulaştırırlar. Onun için kapinın açılmasını isterler ve kapı açılr. Her bir semanın mukarreb olan melekleri onu sonraki semaya uğurlarlar. Sonunda o Allah (azze ve celle)'nin bulunduğu semaya ulaştırılır. Allah (azze ve celle) şöyle buyurur: Kulumun kitabını Illiyyin' de yazınız ve onu yeryüzüne döndürünüz. Çünkü ben onları ondan yarattım, ona tekrar döndüreceğim ve onları ikinci bir kere daha ondan çıkaracağım."
    Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle devam etti: "Sonra onun ruhu cesedine iade edilir. Sonra onun yanına iki melek gelir, onu oturtarak ona şöyle sorarlar: Rabbin kim?' O: Rabbim Allah'tr der. Melekler ona: Dinin ne?" diye sorarlar. O: 'Dinim islâm.' der. Melekler ona: Sizin içinizde gönderilen bu adam kimdir? diye sorarlar. O: 'O, Allah'n Rasulü'dür der. Melekler ona: Bunu nereden bildin? diye sorarlar. O kişi: Allah'in kitabını okudum, ona iman ettim ve onu tasdik ettim. dive cevap verr Bunun üzerine gokten bir münadi şöyle seslenir Kulum doğru sóyledi. Onun için cennetten bir yatak döşeyin, cennetten bir elbise giydirin, onun için cennete bir kapı açin. Ona cennetin kokusu gelir ve kabri göz görebildigi kadar genişletilir. Daha sonra ona güzel yüzlü, güzel elbiseli, güzel kokulu bir adam gelir ve der ki: 'Seni sevindirecek şeyleri sana müjdeliyorum. Bu sana vaad edilmiş olan gündür Mü'min kişi ona şöyle der: 'Sen kimsin, senin yüzün hayırla gelen bir kimsenin yüzüne benziyor.' O kişi de ona: Ben senin salih amelinim der. O kul: Rabbim, kiyameti kopar, Rabbim kıyameti kopar. Ben aileme ve malıma kavuşayim.' der.
    Kafir ve facir bir kul, dünya ile ilgisi kesilip ahirete yöneldiği zaman ona semadan siyah yüzlü olan melekler iner. Beraberlerinde kaba kumaşlar vardır. Melekler o kimseden gözün gorebildiği kadar uzak bir mesafede otururlar. Sonra ölüm meleği gelir ve o kişinin başının yanında oturup şöyle der: 'Ey murdar nefis! Allah'tan bir öfke ve gazaba çik!' Bunun üzerine o kişinin ruhu cesedine dağılır. O da demir bir çubuğun islak yünden gekilip alinması gibi o ruhu cekip alir. Ölüm meleği onu aldiğinda melekler bir göz açıp kapatacak kadar bir süre dahi onu birakmazlar. Sonra onu, bu kaba kumaşların içine koyarlar. O kişiden yeryüzündeki en kötü kokan leşin kokusu gibi bir koku yayilir. Melekler o ruhu yükseltirler. Meleklerden bir topluluğun yanından geçtiklerinde mutlaka melekler Bu murdar ruh kimindir? diye sorarlar. Onu götüren melekler de:Filan oğlu flandir diyerek dünyada ona verilen en çirkin ismini soylerler. Sonunda bu ruhu dünya semasina ulaştırırlar.
    Onun icin kapının açılmasını isterler fakat kapi onun icin açilmaz. Sonra Rasulullah (sallallähu aleyhi ve sellem): "Deve iğne deliğinden geçinceye kadar onlara semanın kapıları açılmayacak ve onlar cennete giremeyecekler" ayetini okudu.
    Bunun üzerine Allah azze ve celle şöyle der: Onun kitabını Siccin'de, yerin en alt tabakasında yazın. Sonra onun ruhu yeryüzüne atılır." Sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim Allah'a ortak koşarsa, o sanki semadan düsüp kuşların kaptıği ya da rüzgarın kendisini uzak bir yere attğı kişi gibidir" ayetini okudu. Nihayet onun ruhu cesedine iade edilir. Sonra onun yanına iki melek gelir, onu oturtarak ona şöyle sorarlar: 'Rabbin kim? O: 'Hı hı! Bilmiyorum. der. Melekler ona: Sizin içinizde gönderilen bu adam kimdir?' diye sorarlar. O: Hı, hi! Bilmiyorum.' der.
    Bunun üzerine gökten bir münadi şöyle seslenir: 'Kulum yalan söyledi. Onun için atesten bir yatak döşeyin ve onun için cehenneme bir kapı açın.' Böylece cehennemin harareti ve iliklere kadar işleyen sIcaklığı ona ulaşır. O kişinin kabri o kadar daraltılr ki sonunda kaburgaları birbirine geçer. Daha sonra ona çirkin suratli, çirkin elbiseli, kötü kokulu bir adam gelir ve der ki: 'Sana, seni üzecek şeyleri müjdeliyorum. Işte bu, sana daha önce vaad edilen günündür.' O kişi ona şöyle der Sen kimsin, senin yüzün şerle gelen bir kimsenin yüzüne benziyor. O kişi de ona: Ben senin kötü amelinim. der. O kul 'Rabbim, kıyamet kopmasın.' der.

    Ebu Davud 4753, Müsned 4/287-295