• Sözlerim hiç hükmündedir
    sınır çizenlerin katında
    hem kimim ki ben
    kafayı yemiş
    uluslararası ve kravatlı adamların
    toprakları çocuk gözyaşlarıyla suladığı bu coğrafyada
    bir garip
    bir meczup
    bir âşık
    bir
    ....
  • gökyüzündeki bir nokta, bize âlemin büyüklüğünü ve bizim bu âlem içindeki küçüklüğümüzü hatırlattı. Fakat bu, sadece 'uzay' boyutunu içeren bir hatırlatma idi. Hadisenin bir de zaman boyutu var ki, onunla beraber düşünüldüğünde, insanın kâinat içindeki hiçliği daha da aşikâr hal alıyor.

    Aslında biz uzaydan söz ettiğimizde, zamanı da işin içine katmış oluruz. Çünkü uzayın derinliklerinde, milyonlarca yahut milyarlarca ışık yılı uzaklıklardaki galaksileri, biz bugünkü durumlarıyla değil, milyonlarca veya milyarlarca sene önceki halleriyle seyretmekteyizdir. Saniyede 300 bin kilometre hızla Aydan bize bir saniyede, Güneşten ise 8 dakikada ulaşıveren ışığın milyarlarca senede ancak alabildiği uzaklıkların ne anlama geldiğini artık siz tasavvur edin!

    Kâinatın tarihi, bu rakamlardan da anlaşılabileceği gibi, milyarlarca yıl öncesine—bugün kabul edilen değerlerle 10-15 milyar yıl öncesine—dayanıyor. Peki, biz bu zamanın neresindeyiz dersiniz?

    Eğer kâinat tarihini 24 saatlik bir gün ile temsil edecek olursak, Güneş Sisteminin ve üzerinde yaşadığımız gezegenin doğumu, günün ikindi vaktine rastlar.

    İkindiden sonra hayata gözünü açan Dünya üzerinde ise kendinizi sakın aramaya kalkmayın. Zira sizin değil, tüm insan neslinin ömrü, 24 saatin en son saniyesi içindedir! Bütün bir insanlık tarihi, kurulan ve yıkılan uygarlıklar, savaşlar, felâketler, hükümdarlıklar, imparatorluklar, televizyon haberleri ve gazete manşetleri, işte bu saniyede yer alır. Bu son saniyenin içinde, ülkelerin savaşı ile iki komşu arasındaki bahçe kavgası arasında bir fark görebiliyor musunuz?

    Yahut ömrünüzün o pek büyük sorunlarını bu son saniye içinden bulup çıkarabiliyor musunuz?

    Bu manzara, bir açıdan bakıldığında, insanı tümüyle bir hiçlik duygusu içine atıyor. Ve 'Kimim ben? Neyim, neciyim? Niçin buradayım? Bu koca âlemin içinde, toz zerresi bile etmeyen bir gezegenin üzerinde, bir saniyenin bilmem kaçıncı kademedeki bir fraksiyonu içinde ben ne arıyorum, ne ifade ediyorum ve ne değer taşıyorum?' gibi sorular cevapsız, hattâ anlamsız kalıyor.

    Ancak, bir başka açıdan bakıldığında, gerek zamanın, gerekse uzayın o büyüklük ölçüleri, insanın karşısında birden bire küçülüveriyor.

    Ve o koca âlemde, koca insanlık tarihinde, insan, bir toz zerresinin üzerinde, bir küçücük ânın pençesinde, sonsuzluğu yakalıyor.

    İnsan, Âlemlerin Rabbine muhatap oluyor.

    Âlemlerin Rabbi insana kitap gönderiyor.

    Ona hitabı öğretiyor. Beyanı öğretiyor. Konuşmayı öğretiyor. Anlayıp anlatmayı öğretiyor.

    Ve o cismi küçücük, ömrü kısacık insan, bulunduğu o daracık mekândan, Âlemlerin Rabbini dinliyor, kâinatın en uzak köşelerini görüyor, Rabbinin en muhteşem eserlerini seyrediyor.

    'O Rahmân,

    'Kur'ân'ı öğretti.'

    Bu iki kısa âyet, insanı bulunduğu mekândan ve zamandan alıyor, kâinatın ne uzay, ne de zaman ölçülerine sığmayacak bir huzura yükseltiyor.
  • "Kafamdaki o ses"in ben olmadığımı anlamak, ne kadar inanılmaz bir özgürlük! Öyleyse ben kimim? Ben bunu görebilenim. Ben, düşünceden önce gelen farkındalık ve düşüncenin ( veya duygunun ya da duyusal algılamanın ) gerçekleştiği alanım.
  • Acaba dün gece değiştim mi ben? Dur bakayım düşüneyim: bu sabah kalktığım zaman gene önceden olduğum gibi miydim acaba? Biraz değişiklik duyumsamıştım kendimde gibi geliyor. Ama eğer ben ben değilsem yeni bir sorun çıkıyor: acaba kimim? İşte asıl bilinmez bilmece bu!
  • Arada şöyle bir düşünce geliyordu aklına; Peki ben neyim ? kimim ben ?
  • Adger alen PO anısına.......

    Aslında nasıl başlanır bilemedim,uzun zamandır yaptığım görevde emekliye ayrılmak üzereyim.Yoruldum artık, İnsanlarla uğraşmak çok yıprattı belkide,sürekli ölüm,kavga,savaş görmek.Neyseki bu alacağım son iş artık.Neredeyse gelmek üzereyim,ekipten yardımcım Ali telefonla gerekli malûmatı verdi.Bazen bu çocuğun işine fazla kaptırdığını düşünüyorum,evladım bu kadar üzerine düşünme bak ben kendimi heder ettim sonuç ,küçük bir teşekkür plaketi,yaş pasta ve seni çok özleyeceğiz gibi standart laflar,gelde anlat bu çoçuğa,yağmurda fena bastırdı,sokaklarda her yer leş gibi olmuş,çöpçüler mesaiye yeni başlamış,birbirlerine bağırıp duruyorlar,neyseki benim evime yakın olay yeri,adresi bulmakta zorlanmıyorum.Binaya adımımı zorda olsa atıyorum,Ali’yi arayıp evlat karnım çok aç sabahtan beri evraklarla boğuşuyorum pizza söyleyelim birlikte yeriz desemde yok amirim benim midem çok kötü sen kendine söyle diyor bana, bazen anlamıyorum iyimi davranıyor,yapısı’mı çok saf çözemedim.Merdivenlere adımımı attığımda patlamış bir lamba,karanlık basamaklar karşılıyor,Soğuk,ruhsuz,rutubetli bir İstanbul akşamından merhaba diyorlar sanki bana,basamakları çıkarken yine o baş ağrılarım tuttu bırakmıyor,sürekli bir üşüme hissi var ,başımdaki malum yara yüzden erken emekliye ayırmak istemediler bir türlü beni,neyse şimdi bu konuya burda girmeyelim, nasıl olsa öğreneceksiniz.merdivenin ortasında beş altı yaşlarında gösteren bir kız çocuğuyla karşılaşıyorum,hayırlı akşamlar nasılsınız,iyiyim desem değilim ,6 yaşındaki bu kadar sevimli bir kızada kötüyüm denmez ki.Nasılsın ufaklık iyimisin yetişmem gereken son bir işim var deyip kaçmaya çalışıyorum,amirim yine suçluları mı kovalıyorsunuz diye sormasın mı ,nerden anladı polis olduğumu düşünürken evet deyip hızlı adımlarla basamakları çıkıp kapıyı tıklatıyorum.İçeriden sesler geldiğine göre bizim Ali kimseyi salmamış,Beni görünce herkes ayağa kalkıyor,amirim hoş geldin diyor kerata,galiba seviyorum bu çocuğu,

    Evet beyler bayanlar oturun,Ben komiser Emre,yardımcım Ali ile tanıştınız zaten,bana gerekli malûmatı telefonla verdi,Beni yormayın sabahtan beri itin köpeğin peşinden koşmaktan yoruldum,ölüyorum zaten açlıktan,Ali ara olum şu pizzacının telefonunu her zamankinden ortaboy bir pizza söyle,dosyaları ver bakayım deyip bir sandalyede ben çekiyorum altıma ,neyseki fazla ıslanmadan geldim.Hafif baş ağrım tutsada buna da şükür diyelim artık.Tanıkların biri kadın ikisi erkek,Ayşegül hanım 35 yaşlarında ev hanımı,günlük evlere temizliğe giden,üç dört çocuk işsiz bir adama sahip,İstanbul’un çilesini,yükünü omuzlamış, gözlerinin altı morarmış,yorulduğu her halinden belli olan bir yapıda başına gelenleri anlamamış bir an önce bitsede gitsek havasında,Samet bey iki dirhem bir çekirdek sanki dışarda hava günlük güneşlikmiş beyimde gezmeye gidiyormuş gibi giyinmiş,kendinden emin biraz gergin,tırnaklarını yemekle meşgul,sol yanağını üstünde bir morluk kanamış burnuna mendille tampon yapmış çekip duruyor ,burada yazana göre öğretmenlikten atılmış,bekar 40 yaşlarını biraz geçmiş görünüyor .Adil beyse ellilerini devirmiş biraz benim akranlarıma benzeyen saçları yer yer dökülmüş yanakları şarkmış, pantolon ceket karşımda önünü iliklemiş bir hata yapmış çocuk gibi korkarak etrafa bakıyor.Daha önceden iki kere evlenmiş boşanmış,evliliklerinden birer çoğu olmuş,çokta hayır görememiş,kendisini yaşlılar evine bıraktıklarına göre.Neyse olayı ilk gören kim?

    Amirim Ayşegül hanım odayı temizlerken görmüş;ben akşam temiliğe başlarken,sesler duydum bir adam kadına bağırıyordu.Nasıl bağırıyordu neler söylüyordu?
    amirim sen benimsin seni öldürürüm diye bağırıyordu,sonra bir çığlık duydum ve kapıyı açtığımda kanlar içinde yerde yatan bir kadın gördüm,peşinden bu adam koşuyordu(Samet beyi göstererek),Samet bey bir hışımla ayağa kalkıp kadının üzerine yürürken sol elinden bizim Ali yakalayıp oturtturur yerine,ben izin vermeden yerinizden kalkmayın sakın,Yaman çocuk bu Ali

    Samet bey arkamda yatan maktulü siz mi öldürdünüz, bu arada amirim olay yerine haber verdik gelmek üzereler,Samet bey biraz gergin dişlerinin arasından, ben onu seviyordum ama bana ihanet etti ben öldürmedim,bu kadın böyle söylemiyor,peşinden koşarken görmüş seni,adil bey siz neden müdahil oldunuz Samet beyle bir alakanızmı var? Adil bey biraz tedirgin,sıkılgan;hayır amirim ben kirayı almaya gelmiştim,bir bağırış çağırış oldu baktım temizlikçi kadın bağırıyor yetişin imdat derken Samet beyi gördüm üzerime doğru koşarken arkasından durdurun onu diyordu bende refleksle yüzüne bir yumruk atıp yere devirdim,sonra arbede çıktı aramızda derken polisi aradılar Ali bey geldi olay bu.

    Karnımda öyle bir acıktıki midemdeki gurultuları zor bastırıyorum nerde kaldı bu pizzacı,olay anlaşıldı,Bunları toplayın,delillere dokunmadan,nezarette bir kaç akşam geçirsinler,savcıyada haber verdiniz mi?, yolda amirim gelmek üzeredir.derken kapı çaldı,Ali bakmaya yeltendi zaten iki göz oda burası ben bakarım Ali zahmet etme zaten bu gün yeterince yoruldun pizzacıysa alır evde yerim artık.Adil bey huzursuz;bu yaştan sonra beni mapus damlarında bırakmayın zaten kimim kimsem yok yapamam ben deyip yakınmaya başladı derken Ayşegül hanımda evde çocuklar bekler etmeyin beyim ,şuncacık sabiler elime bakar önlerine bir tabak yemek koymaz bizim herif demesin mi,of zaten zor bir gün geçiriyorum,sessiz olun ağlayıp sızlamayı kesin hava zaten nemden bunaltmış akşam akşam birde sizin dırdırınızı çekemem deyip açtım kapıyı.

    Nihayet gelen pizzasıymış,aç karnına savcıyı olay yeri inceleme ekiplerini hiç çekemem,pizzacı kaskını zorla çıkartıp;abi 35 lira kola hediyesi bozuk varsa iyi olur dedi.Arkadan yüksek sesli bir homurtu,dönüp;sessiz olun ben sizi uyarmadım mı diye bağırıyorum,pizzacıda garip garip bana bakıyor parayı uzatırken,abi iyimisin dediğini duyuyorum kısık bir sesle başımdaki yağmurdan ıslanmış bereyi çıkartıp ,daha iyi olamazdım ne biçim bir soru böyle derken ,kafa tasımın sağ tarafındaki büyük göçüğü fark edip korkma çatışmada bir kurşun geldi beynimin sağ tarafını kaybettim zaten o taraf mantıklı düşünme ve kalıcı hafızayı barındırıyormuş bizede hayal gücü üreten sol taraf kaldı deyip gülümsedim.

    Arkamı döndüğümde yarım daire şeklinde konmuş üç tane boy aynası ve karşısındaysa bir sandalye vardı yine hayal mi görmeye başladım,zaten bu yüzden erken emekli olmadım mı? Bana galiba şizofreni teşhisi konmuştu yada onun gibi bir şey,neyse pizzacıyı göndereyimde sorguyu bitirelim artık işimiz gücümüz var........
  • 172 syf.
    ·8 günde·7/10
    "Zaman ve kimlik - iki büyük sır..."
    Kimim ben?
    Neyim ben?
    Neredeyim?
    Bir zaman makineniz olsa Karl gibi sizde İsa dönemine gitmek ister miydiniz? Ben kesinlikle isterdim ama göreceklerimin bunlar olacağını hiç hiç hiç tahmin etmezdim. Spoiler yemek istemeyenler için kitap hakkında önce biraz bilgi vereyim. Bilim kurgu demek için tek bir sebep var o da zaman makinesiyle geçmişe gitmek. Onun dışında bir bilim kurgu beklentiniz olmasın ama kitap benim çok ilgimi çekti. Çok akıcı ve kolay bir dili var. Şimdi spoiler vakti.
    Ana karakterimiz Karl kardeşimiz İsa dönemine gider ve zorlu koşullardan geçerek İsa'yi bulur ama İsa beklediği gibi çıkmaz. İsa zihinsel engelli bir çocuk çıkar veee hüzün. Bu yetmezmiş gibi Meryem'de beklediği gibi çıkmaz ama bunun detayına inmiyorum okuduğunuzda göreceksiniz. Din konularında katı bir insansanız okumanızı önermem ama benim beğendiğim bir kitap oldu