........, bir alıntı ekledi.
14 dk.

Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine
yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni
sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan ZweigBilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig
Serdar U., bir alıntı ekledi.
38 dk. · Puan vermedi

Kendi uydurduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan işitilip tekrarlanmış bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Birinci ihtimalde sen bir insansın. İkincisinde ise bir papağandan hiç farkın yoktur ! Sen kimsin ? İnsan mı ? Papağan mı ?

Suç ve Ceza, Fyodor Mihailoviç DostoyevskiSuç ve Ceza, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

Ben hiç kimseyim
Sen kimsin?
Sen de mi hiç kimsesin?
Bir çift ettik desene..

Hilâl, Arkadaş Islıkları'ı inceledi.
6 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Selam.
255 sayfalık bir kitap. Ve bu kitabın ilk 230 sayfası sizi okurken öfkeden deliye çevirebilir.
Kadının toplumdaki yeri sadece ve sadece erkeklerin elinin kiri olarak görüldüğü bir zihniyet. Kulağa ne kadar iğrenç geldiğinin farkındayım. Siz bir de okurken düşünün...

Bir aşk... Başta herşey iyi gibi gitse de, erkek, çevresinin bayat düşünce ve görüşlerine kapılır, kadına türlü hakaretler eder. Kadın gider mi gitmez mi, giderse bir daha döner mi dönmez mi orasını siz okuyun :)

Kitapta, bir kadının kendi başarısıyla bir yere gelebileceği düşüncesi sıfır. Kocasından ayrılan her kadına illa kötü yola düşecekmiş gözüyle bakılması, bir kadının şerefiyle ve onuruyla bir işe girip çalışması imkansızmış gibi görülmesi beni inanılmaz rahatsız etti.

Kadın yermeleri göz önünde olsa da, erkekler için de hoş cümleler yoktu kitapta.
Mesela, bir baba (pısırık diye adlandırılan), karısı ve çocukları tarafından "eşek suratlı baba, hıyar baba vb..." hakaretler işitir. (buraya kadar adam için üzülüyordum)

Daha sonra bu baba, arkadaşlarının gazıyla sarhoş olup karısını döver! Tabi yıllardır kocasını "pısırık" diye tabirleyen eş, bir koca dayağına hasrettir! Bu eş, bu dayaktan sonra kadınlığına(!) yeniden kavuşur! Bundan böyle istediği kadar zulmetsin, razıdır!

Kitabın 56. sayfasında asıl konunun dışında beni rahatsız eden bir ayrıntı daha var. Bunların huzur kaçırıcı konular olduğunu biliyorum. Yine de siz okuyun. Siz rahatsız olmayabilirsiniz.
"Allah vermeye, azgın boğa gibi karı kız arardık memlekette. Ama nerde? O devirde kadınlar kafes arkasında, peçe, çarşaf içindeydi." Ne bileyim, peçe ve çarşaf içinde olmayan kadınlara bir hakaret söz konusu burada bana göre. Ben kapalıyım mesela. 2 sene önce kapandım. Dışarıda gezinirken işittiğim laflara ve rahatsız edici bakışlara hem açıkken rastladım, hem de kapalıyken rastlıyorum. Yani kapalı veya açık olmak değil mesele. Mesele insan olabilmekte...
(Tepkim sadece bu söze değil.)


Ve 54. sayfada huzurumu kaçıran bir ayrıntı daha!
Bir adam var. Ne kadar iyi gibi gözükse de elinden her türlü kötülük gelebilecek bir adam. Bu adam için bir karakter şu cümleleri kullanıyor:
"Ama bakma, şimdi yağmurlar yağdı, yarıklar kapandı, ikisi de beş vakit namaz kılar, üç aylarını kaçırmazlar. Herkesin gördüğü yerde yararlı, güzel işler yapar, kellesi ensesinden ne kesilecek dürzüdür o, bilemezsin!"
Hayır ben mi çok ayrıntıcıyım ve herşeyde bir sap arıyorum bilemedim ama neden dindar olarak gözüken bir adam her türlü kötülüğü yapabilecek bir adam olsun ki?! Belki de "dincilik" dile getirildi ama yine de bu tarz konularda "din" araya girmemeli.
Kitabı eleştiriyor olarak gözüksem de yazdıklarım günlük hayatta da olan şeyler ve ben inceleme adı altında diğer konulara da değiniyorum.
Belki de bu kitap bu kadar tepkiyi hak edecek bir kitap değildi. Orhan Kemal affetsin.
Bu rahatsız edici tüm sözler hep farklı karakterlerin ağzından söylenmiş sözler. Doğrudan yazarın değil.

"Karı, karı da ne be? Saçı uzun, aklı kısa bir zavallı!" /s.94
"Babam benden besbeterdi. Vurdu mu avradın gözünü patlatırdı. Anamın bir gözü kördü tekmil!" /s95
"Karıdan korkulur mu? Saçı uzun alt tarafı." /s97
"Bir dayak, Türkiye, hatta dünyanın pek çok yerinde karıların kocalarından yedikleri basit bir dayak" /s106 (burada kadına atılan dayağı bu kadar basit göstermeye ne demeli?!)
"Elimin tersiyle ağzına bir vurdum" (karısına!) /s123
"Sen nesin? Kimsin? Alt tarafı beş paralık bir kadın!" /s124
Ve bunun gibi bir çok hakaret...

Yazarın bu gibi aşağılayıcı cümlelere bu kadar çok yer vermesi ve bu kadar açık olması beni kendisinden soğuttu.

Sona doğru İlyas Usta ve Doktor karşı çıkıyor tüm bu yanlış düşüncelere. Rahatlıyor ve yazara yeniden bir sıcaklık duyuyorum. (Yine de fazla buluyorum ama tüm bu hakaretleri).

Kitabın sonunda kaybedenler bu aşağılayıcı görüş sahipleri olsa da, bu kitabı hoş bir şekilde hatırlamayacağım... :(

E.Z, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Ne kadar yararlıysan o kadar işe yaramaz,
Ne kadar gerçeksen o kadar sahte?
Sen kimsin burda, kimsin burda, kimsin burda?
Yelken aç, bir şey almadan yanına, değişik kimliğinle.
Bu insanlarla dolu dünyanın ne ilgisi var seninle?

Uzaklıklar, Eski Denizler, Fernando PessoaUzaklıklar, Eski Denizler, Fernando Pessoa

Oruç Nefsi Terbiye Eder
Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?” (Zâriyât, 20, 21)

Rasûlullah (sav) buyurdular:

“Oruç, bir kalkandır.” (Tirmizi, Deavât, 86)

Rivayet olunur ki, Cenâb-ı Hak, nefsi yaratınca O’na sorar:

“-Sen kimsin, ben kimim?”

Nefis cevap verir:

“-Sen sensin, ben de benim!”

Cenâb-ı Hak, kendisini var eden Rabbini tanımak istemeyen nefsi, ceza olarak bin yıl ateşte yakar. Bin yıl sonra tekrar sorar:

“-Sen kimsin, ben kimim?”

Nefis tekrar azgınca cevap verir:

“-Sen sensin, ben benim!”

Allah Teâlâ, bin yıl daha nefsi ceza olarak yakar, tekrar sorduğunda yine aynı cevabı alır. Bu defa ceza olarak onu üç gün aç bırakır. Üç gün sonra nefse:

“-Sen kimsin, ben kimim?” sorusunu sorunca nefis bitkin bir şekilde cevap verir:

“-Sen Alemlerin Rabbi Allahsın, ben ise âciz bir nefsim!..”

Bu rivayette de görüldüğü üzere, oruç, nefsi terbiye etmenin en kolay yoludur. (Halime Demireşik, Şebnem Dergisi, Ağustos-2011)

Ayşe Nur Temel, bir alıntı ekledi.
19 saat önce · Kitabı okuyor

Bugüne kadar yalnızca, “Sen kimsin?” diye sorana ne cevap vereceğimi bilemedim.

Aforizmalar, Halil Cibran (Sayfa 67 - Maviçatı yayınları)Aforizmalar, Halil Cibran (Sayfa 67 - Maviçatı yayınları)
tabula rasa, bir alıntı ekledi.
Dün 18:31

Sen kimsin?
— İnsan değilim.
— Kimdin?
— Hiç kimse.
— İnsan nerede öyleyse?
— Hiçbirimizde değil.
— Oysa, anımsıyorum: Sen yaşıyordun.
— İnsan, hepimizde öldü. Yok artık, yaşamıyor, ya da daha değil.
— Nerede?
— Birlikte arayalım: Günün birinde, aramızda, ortaya çıkacak... var olacak...

Oda Tiyatrosu (On Altı Oyun), Jean TardieuOda Tiyatrosu (On Altı Oyun), Jean Tardieu

Ey diferansiyel sen kimsin ya! diyesim var ama hoca bırakır diye korkuyorum.