Dinlemeyeli uzun zaman olmuş :))
Kırık kalpler durağında inecek var
Yüreğindeki dertleri dökecek var
Doldurun kadehleri içelim beraber
Yılların yorgunluğu geçene kadar
~~~
https://www.youtube.com/watch?v=Cj7Y6yHA098

Harun Bora Tunç, bir alıntı ekledi.
17 May 16:59 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Geçtiğimiz günlerde kardeşim Kırık Kalpler Bankası'nın ham hallerinden birini izledikten sonra bana, "Abi, ne oldu da bu kadar acı çektin?" diye sordu. Bu soru benim için önemli. Yaptığım işlerdeki bazı durumları anlamak için bunun üzerine gerçekten çok düşündüm. Benim bilebildiğim, bilincimin hâkim olabildiği kısmında yaşadığım büyük bir travma yok. Fakat buna rağmen acıyla hep içli dışlı oldum.

Onur Ünlü: Bir Sürü Endişe, Alper Kırklar (Sayfa 15 - Sel Yayıncılık)Onur Ünlü: Bir Sürü Endişe, Alper Kırklar (Sayfa 15 - Sel Yayıncılık)
yyaso, bir alıntı ekledi.
03 May 09:06 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İşler artık eskiden olduğu gibi olmayacaktı, çünkü artık tek sahip olduğumuz şimdiydi. Tek bir an. Sonra başka bir tane. O anı nasıl kullanacağın sana bağlıydı. Pişmanlık yok.

Kırık Kalpler, Sarah Ockler (Sayfa 323)Kırık Kalpler, Sarah Ockler (Sayfa 323)

 Print

Kırık kalpler yaşar
Gülen yüzler solar
Zaman durmaz akar
Dayan kalbim dayan

melissa, bir alıntı ekledi.
14 Nis 22:44

Hiç bir yere gitmeyen, istasyonu olmayan, çok vagonlu, uzun bir yolcu treninin makinistiyim ben.
İnsanlar gelir, binerler. İnsanlar tuhaftır, hiç bir yere gidemeyeceklerini bile bile neden binerler benim trenime, anlayamam.
Anlamak için, laf aramızda, çaba da göstermem.
Ağırlarım onları. Tutkularını, isteklerini kamçılar, sonra karşılar, üstelik paylaşmış gibi yaparım. Mutluymuşum gibi, onlarla birlikte olmaktan olağanüstü keyif alıyormuşum gibi yaparım.
Mış gibi yapmaktır benim işim. İşimi iyi yaparım. Bilmiyorum, belki onu da mış gibi yaparım.
İnsanlar trenime hüzünleriyle, mutsuzluklarıyla, öfkeleriyle, karamsarlıklarıyla, doyumsuzluklarıyla, kısacık ve asla sorumluluk almayacakları bir macera isteğiyle binerler. Ruhlarının ve bedenlerinin olanca açlığıyla, aç gözlülükle…
Binerken, onları hiç bir yere götürmeyeceğimi bilirler. Zaten herhangi bir istasyonda bir bekleyenleri de olmadığından, varsa bile, artık kavuşmanın bir anlamı kalmadığından, ola ki kavuştular, sonrasına dair herhangi bir beklentileri, bir tasarıları olmadığından, bunu umutsuzca bildiklerinden, kabullendiklerinden, benden kendilerini bir yerlere götürmemi de istemezler.
Bu, kayda geçirilmemiş bir anlaşmadır aramızda.
Trenimin bir adı yoktur. Yoktu, desem, belki daha doğru olacak, çünkü bugünden sonra bir ad vereceğim ona. Adını "Kırık Kalpler Treni" koyacağım.
Sahi, ne dersiniz? Kırık Kalpler Treni! Bu tren sadece kalbi kırıklar içindir! Her vagonunda onarılmayı bekleyen binlerce kalp kırığı...
Bayım, hangisi sizin kalp kırığınızdı, karıştırmışım da? Hah hah ha!
İşte siz de o trenin vagonlarından birindesiniz şimdi. Ötekiler gibi adı olmayan, olsa da beni ilgilendirmeyen, kimselerin umursamadığı, kendiniz de söylediniz ya, yok hükmünde biri.
Tuttum elinizden, duvar olmayan tek kapıdan içeri aldım sizi. Gözlerimin koyu lâciverdinin sahte olduğunu bile fark etmeden, içlerine düştünüz. Kayboldunuz gözlerimin içinde. Bu, hep böyledir. Dün maviydiler gözlerim, yarın ela olabilirler. Başka bir gün simsiyah...
Mış gibi meselesi, anlayacağınız...
Şimdi burada sizinle baş başa oturduğuma, kalbinizin kırığını onarmaya çalışıyormuşum gibi yaptığıma bakıp umutlanmayın lütfen. Paylaştığım sizin yalnızlığınız, sizin çaresizliğiniz, ya da ne bileyim, umutsuzluğunuz değil, kendiminkiler.
Üzgünüm.
Fakat siz, kendi dünyanızda öylesine çaresiz biçimde yitip gitmişsiniz ki, gözünüz, önünüzde duranı görmüyor. Dalga geçtiğimi fark etmiyorsunuz bile. Dalga geçiyorum, çünkü benim de kalp kırıklarım var, binlerce ve onları onarmanın ya da yok saymayı becerebilmenin tek yolu, artık bu. Dalga geçmek!
Bayım, size de bunu öneririm.
Deneyin, seveceksiniz!
"Artık sizi boş veremem," dedim. "Mış gibi yapsanız bile, her şey sahte olsa bile yani, bunu yapamam. Duvar olmayan tek kapı bu: gözleriniz. Lacivert ya da elâ. Ya da siyah, yeşil; her neyse..."
Sonra çıkarıp kalbimin kırığını koydum masaya.
"Ellerinize teslim ediyorum işte. Buyrun, onarın lütfen."
"Bazen" dedi, "onarmak isterken daha büyük kırıklara neden olabilirim ama. Buna hazır mısınız? Göğüsleyebilir misiniz? Hem, durun bakayım, ne dediniz az önce? Mış gibi yapmak... Öyle mi yaptığımı düşünüyorsunuz'?"
Ne söyleyebilirdim ki? Yanıt vermedim. Hem, bir suçlama da değildi bu; öyle ya, hangimiz mış gibi yapmıyorduk?

Yanlış Hikayeler, Kadri ÖztopçuYanlış Hikayeler, Kadri Öztopçu

Bu gece kırık kalpler adasındayız,
Var olmamış sevgilerin,
Buluşmayan dostlukların ,
Bu gece yalnızlığın yolcusuyuz.
Bu gece hissizliğin enkazındayız,
Dağılan düşüncelerin,
Çırpındıkça batan bataklığın,
Bu gece dipsizliğin yolcusuyuz.

Karanlık

Vipassana, bir alıntı ekledi.
09 Nis 23:16 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Gökyüzüne uzadıkça kesilen kollarım dokunabileceği bir aşkı yeniden istiyor; sadece bana anlatman için başkalarından duymadığım o rengi... Ve şimdi ruhum çözülerek akıyor boğazın sularına. Oysa hala kıyıdan kırık kalpler fırlatıp dalga bekleyen küçük bir kızım.

34U442 Veda Busesi, Umay Umay34U442 Veda Busesi, Umay Umay