Kitap fuarı
Ankara Ulus'taki Melike Hatun Camii bahçesinde,37.Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı var.10 Haziran'a kadar devam edecekmiş. Kitaplar %30-50 indirimli. Örneğin; Ötüken Yayınları'ndan Peyami Safa'nın 'Dokuzuncu Hariciye Koğuşu' kitabını 6₺'ye aldım. Normal fiyatı 9₺. Bilgilerinize. 😊

25 Mayıs 2018-03 Haziran 2018 tarihleri arasında;Atatürk Kent Merkezi (İl Halk Kütüphanesi Karşısı) Aydın adresinde, 1.Aydın Kitap Fuarı açılacaktır. Aydın Valilkiği'nin desteği ile İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından organize edilen fuar 25 Mayıs 2018 Cuma günü, saat.14.00'de açılacaktır.
Fuar'da Şükrü Öksüz'ün başkanlığını yaptığı Aydın Yazarlar ve Şairler Derneği-Tülay Sarayköylü'nün başkanlığını yaptığı Söke Şairler ve Yazarlar Derneği ile Emekli öğretmen-Gazeteci-Yazar-TV Proğramı Yapımcısı Musa İlhan'ın başkanlığını yaptığı Aydın Tarih ve Kültür Derneği aynı stand içinde yer alacaktır. Her gün 10.00-22.30 saatleri arasında açık olacak olan ''1.Aydın Kitap Fuarı''nın Aydın'ın en merkezi yerinde yer alması, en çok kitabın satıldığı ve okunduğu Aydın'da büyük bir sinerji yaratması bekleniyor.
İsteyen herkes bu fuarı ücretsiz olarak izleyebilir, ilgilenenlere önemle duyurulur.

Özge Uzun, Sıfır Noktasındaki Kadın'ı inceledi.
23 May 16:25 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Sıfır Noktasındaki Kadın'ın yorumlarını okumuştum internette. O günden sonra ne zaman bir kitapçıya girsem gözlerim aradı ama bulamadım. Niye bir görevliye sormadım? Kendim görmek, bulmak, keşfetmek istiyorum sanırım kitapları. Ve en sonunda 10. Kocaeli Kitap Fuarı'nda satın aldım. Daha kalın bir kitap bekliyordum. Başladığımda dilini de garipsedim ama Firdevs ile tanıştığım an her şey değişti.
https://expectokitabum.blogspot.com.tr/...es-saadavi.html#more

Tuco Herrera, Saklı Seçilmişler'i inceledi.
 22 May 22:50 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

"BU KİTABI OKUYUNCAYA DEK, DiLEDİĞİNİZCE DOYA DOYA YİYİN , İÇİN GÜZEL KARDEŞİM !!"

Evet bonibon sever kardeşlerim ve "HEY GİDİNİN APAYRILARI" ..Alayınıza selam olsun .. Yine uzun bir inceleme olacak .. Dediler ki uzun yazma az kısa tut..Ama böyle bir kitabı kısa bir şekilde size anlatmam imkansız .. Hani cidden imkansız .. Şu inceleme altında size anlatacaklarım kitabın % 2 ' sini falan ancak verecek ama emin olun merakınızı da cezbedecek .. Bu kitabı , kitap fuarında türlü çingenelikler yaparak arşive kattım .. Atatürkçü Düşünme Derneği de satıyordu..4 lira daha ucuz deyince hemen oraya dadandım tabii ..2 masa üstü takvim , bir dolu ayraç falan ..Kaçar mı ? Kınamayınız !! O 4 liralar birikip nice 4 bira parası ediyor inanamazsınız .. Her işin başı iktisat.. Ne demiş eski GADDAR Türk atalarımız : Sıçanın sidiği değirmene kardır ( AĞIZ BURUN KIVIRMA BENİ KENDİNE BULAŞTIRMA !!) ... Şimdi şuraya kadar okuduğunuz bu girizgah ile bakın bir de güzel atasözünü silinmemek üzre beyninize nakşettiniz .. Yazarla devam edelim .. Biliyorum ki bazılarınız muhalif olmasından dolayı pekte sevmiyor bu adamı .. Olabilir ! Normaldir ! Ama karşıt fikirleri de okuyun derim .. Zaten biraz sonra anlatacaklarımla sanırım okumak isteyecekseniz ..

İncelemeye bir şehir bir de ülke ile başlayalım .."KIRŞEHERDEYİZ!"
Ne var burda ?
Burası esasen Osmanlının ilk günlerinde , hatta ondan da öncesinde Ahiliğin can damarının attığı bir merkez .. Günümüz kooperatif ( together as one su getir kezban tribi... bir elin nesi var iki elin sesi var , yardımlaşma falan fistan gülistan..) zihniyetinin temellerinin çook önceden atılmış hali burda uzunca müddet hayat bulmuş.. Hala da soluk bir nabızla atıyorsa da devam ediyor ..
Şimdi bir de aklınıza Hollanda'yı getirin ..Ne geldi aklınıza ? Laleler ! Başka ? Red Light District =P Başka? E hadi müzeler falan .. Bakın ben size sayayım Hollanda denince akla gelmesi gerekenleri ..

*Hollanda süs bitkileri ihracatında dünya birincisi... (AL SANA LALE ! OSMANLI DEDELERİMİZ GİBİ SARAYDA YETİŞTİRİP SEYRETMEMİŞLER...)
*Sebze ihracatında dünya birincisi...
*Süt ihracatında dünya üçüncüsü .. .
*Kırmızı et ihracatında dünya dördüncüsü...
*Sıvı-katı yağ ihracatında dünya dördüncüsü...
*Tarım ihracatında dünya ikincisi...

Biz sanırım tarım ülkesi olarak adlandırılıyorduk bir zamanlar değil mi? =))

KONYA KADAR YÜZÖLÇÜMÜNE SAHİP BİR MEMLEKETTEN BAHSEDİYORUM ! ALOO!!! Nasıl oluyor bu ? Nasılını anlatayım .. Bu gavur kısmı herşeyi ilime bilime dayandırdığı , yağacak olan yağmura sebep Nisan ayında yağmur duasına çıkmadığı için her işleri sistematik biliyorsunuz ..Ar- Ge denilen kavramı biz henüz bilmiyorken bu gavur oğullarından Michael Sandown adlı bir amca 1800'lerde bizim topraklara geliyor ..Kayseri, Sivas, Niğ­de, Nevşehir ve Kırşehir' de incelemeler yapıyor .. Bir bakıyor ki bizde Ahilik diye bir kavram var .. Kısaca herkesin üstlendiği bir iş gücü ve sahası mevcut tarımda.. Bundan baya baya etkilenip geri dönüyor Hollanda ' ya...Kooperatifleri kuruyor.. Sonuç : YUKARDA YAZDIKLARIM .. Ha ama Osmanlı ' da boş durmuyor tabii!! Hakkını yemeyelim .. 1850lerde bakın Osmanlı ne tip önlemler alıyor ..
*Çoban , evet yanlış okumadın ÇOBAN İHRACATINA (?!?!?!?!) yasak getiriliyor ..
*Sakız çiğnenmesi yasaklanıyor..
*Kadınların kaymakçı dükkanlarına girmeleri yasaklanıyor ..( Abdülaziz ' in çekirge fermanı var yazsam bir tane nefes alan kalmaz aranızda .. Kafadan totaliniz imamın kayığına binersiniz .. yazmayayım =)) )
Ben, Tuco Herrera ki bakın ben yani.. Böyle İŞSİZLİK GÖRMEDİM !Neyse geri dönelim , konu dağılmasın .. Laleyi zaten bizden aldıkları bir sır değil .. Peki ya angora kazaklarının macerası ? Şimdi İngilizlerin diye bilinen bu kazakların isminin esasen Ankara Tiftik keçilerinden geliyor olması ? Nasıl diye sormayın .. Yukarda KABAK gibi duran lale örneğinden yola çıkarsanız taşlar yerine oturur .. Sadece bu mu ? Bu bizim vurdum duymazlığımız diyelim ve bir başka konuya geçelim .. Köy Enstitüleri ..

Korkudan Korkmak incelememde (#27268771) üstü kapalı da olsa bahsettiğim için uzun tutmayacağım .. En büyük amaçlarından biri modern tarımın ne olduğundan habersiz Türk insanına tarımı öğretmek , köy yerinde eğitim vermek olan bu kuruluşların Adnan Menderes ve saz arkadaşlarının tekerine çomak soktuğu için kapatıldığını bilmem biliyor musunuz ? Bizim için cidden büyük bir kayıp..Hem eğitimsel , hem tarımsal boyutta .. Kapatılma sebebi mi ? Bir tanesi için ileri sürdükleri bahaneyi yazayım buraya ..

"Hasanoğ­lan Köy Enstitüsü'nün müzik salonuna havadan kuşbakışı ba­kınca 'orak' şeklinde!" Yani burda komunizm propagandası yapılıyor .. Kızlı erkekli eğitim veriliyor .. Namus ve din elden gidiyor .. Bu topraklarda McCarthycilik modası asla bitmez tükenmez ASLA GEÇMEZ! Yapılacak iyi şeylerin hepsinin yolunu komunizm şiarı ile kesmek bizim örf ve adetimiz olmuş .. Sonuç olarak tüm bunları diye diye sonuçta tarımı bitirdiler .. Ve bakın samanı Uruguay' dan , eti Sırbistan' dan ithal eder hale geldik .. Mercimeğin anavatanı Anadolu ! Kanada bizden aldığı mercimeğin genleriyle oynayıp soğuğa dayanıklı bir başka tohum elde etti .. Bugün mercimekte ve pek çok tahılın ihracatında Dünya' da tekel ..Bugünlerin temelleri 1950 lerde Menderes hükümeti döneminde yapılan ikili antlaşmalarla atıldı .. Aldığımız ve üzerinde "uzanan ellerin" olduğu süt tozu tenekeleri ile bize yaptıklarını belirttiğim incelememde yazdım.. Peki bunların ardında esasen kim/ kimler var? Oltadaki Balık Türkiye diyen Rockefeller sülalesi , DuPontlar ve 8 - 10 büyük TRÖST sahibi .. Rockefeller 'ları az çok biliyorsunuz .. Dünya' da petrol ve petrolle alakalı tüm yan sanayiinden Gdo lu ürünlere , psikolojik savaş araştırmalarından tutun da AMERİKA MERKEZ BANKASI - DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ - BİRLEŞMİŞ MİLLETLER gibi pek çok oluşumun sahibi (ya da bunların ardındaki görünmez el ).. CIA 'i bir dönem fonladığı su götürmez bir gerçek.. Ve ne diyordu kendisi : ""Sahip olmak hiçbir şey­dir; kontrol ise her şey. Eğer ülke hükümetlerini kontrol etmek istiyorsan, ülkedeki tekelleri kontrol etmeli, eğer uluslararası tekeller veya karteller kurmak istiyorsan bir dünya hükümeti kurmalısın.. "Petrolü kontrol edersen ulusları, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin!"

Gelelim Dupontlaraaa.. Rockefeller nasıl ki bir petrol tröstü ise , bu sülalede barut ve patlayıcıda dünyanın gelmiş geçmiş en büyük tekeli en büyük tröstü..Bakın yaptıklarından birkaçını sayayım ..

*Birinci Dünya Savaşı'nda müttefik ordularının toprakların­dan ateşlenen barutun yüzde 40'ı DuPontlar tarafından üretildi.
*İkinci Dünya Savaşı'nda atılan atom bombası DuPont fabri­kasında üretildi..
* Tokyo'da evler tahtadan olduğu için bombardımanlarda gereken verimi alamadıklarından dolayı Napalm olarak bilinen yangın bombasını bu amcalar ürettiler.Yani Tokyo katliamında kullanılan Napalm Bombasının mucidi de bu adamlar ..Sadece son 2 madde itibari ile 500BİN insan katlettiler Japonya' da .. Ve seneler sonra Dupontların Japon Expo Ticaret Fuarı'nda sattığı ürün ne biliyor musunuz ? ATEŞE DAYANIKLI TEKSTİL ÜRÜNLERİ !!! Bunu JAPONYA GİBİ BİR YERDE YAPABİLİYOR ADAMLAR !! Heriflerdeki caniliğin , küstahlığın boyutlarını anlamanız açısından da biraz uzun yazıyorum .. Buraya kadar okuyanlar zaten bana lazım olan kesim ..

Şimdii.. Biri PETROL ,diğeri BARUT ve Patlayıcı Tröstü iki sülale ..Bu insanların bizim yediğimiz gıdalarla ne alakası olabilir ? Tohumculuk (ve araştırmalarında ) , her türlü ilaç sanayiinde ( tarımsal - bitkisel , insani ve hayvansal) , petrolde , insanlara sağlanacak kredilerde sürekli DİRSEK TEMASI ile çalışan bu insanların amacı ne ? Soner Yalçın bu kitapta bir yerde aynen şunları diyor ..

"Bir taşla kaç kuş vuracaklar:
ı) Tohumlarını satacaklar...
2) Tohumlarını kullananlara gübre ve ilaç satacaklar...
3) Tohumlarını ekenlere petrollerini satacaklar...
4) Parası olmayanlara kredi verecekler...
5) Bu tarım felaketi sonucu hastalananlara ilaç satacaklar... Hep aynı soruyu tekrarlayacağım:
Tüm bunları Rockefeller gibi küresel şirketler SADECE PARA KAZANMAK İÇİN Mİ YAPIYOR? Ülkeleri boğazlarından kendilerine bağlamak için mi yapıyor? Başka? .
Hastalık saçan "ölüm tohumlarının" dünya tarlalarına dağı­tılmalarının gizli amacı yok mu?
Evet, bu kitabın yazılma amacı işte bu soruya yanıt bulmak­tır..."

Birbirleri arasındaki bağları okudukça delirmemek elde değil ..

Bu işleri çok uzun müddettir takip eden , araştıran biri olarak sadece şunu söylüyorum sizlere : BU KİTABI OKUYANA KADAR DiLEDİĞİNİZCE , DOYA DOYA YİYİN İÇİN GÜZEL KARDEŞİM !! ZİRA BİZİ TEK KURŞUN ATMADAN HEM FİZİKSEL HEM DE İKTİSADİ YÖNDEN TAKIR TAKIR ÖLDÜRÜYORLAR ..

Biliyorsunuz Ramazan Bayramı kapıda ...baklava alacaklar ..HUUUU!!! Baklavanın içinde gördüğünüz ve antep fıstığı sandığınız o yeşil partiküllerin aslında dondurulduktan sonra çekilmiş ve düşman hatlarının ardına sızmış ajanlar misali yufkaların arasına girizgah yapmış bezelye ve mercimek olma ihtimali olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi bilmem ! E madem kuruyemiş dedik ...

Bonus da Ersen ve Dadaşlardan gelsin ..

BAHÇEDE KURUYEMİŞ ! KİM YEMİŞ KİM YEMEMİŞ ?!?!

https://www.youtube.com/watch?v=LZGnYO6upyQ

(Bu arada girişteki CİĞERİ SÖNÜK KLAVYE ÖMÜRDEN HER DİNLEYİŞTE 5 SENE ÇALIYOR !!)

ESEN KALIN , İŞSİZ KALIN !!

“Azat buzat ,bizi Cennet kapısında gözet!”
“Gözeeeet,oooy gözeeet…”

Semih,Süleyman ,Hayri namı diğer “Üçler” canlı kuş yakalayarak bu kuşları Müslümanlar için cami,Hristiyanlar için kilise ve Yahudiler için sinogogların önünde “azat buzat ,bizi cennet kapısında gözet” diye satarlar. Satabilirlerse ne ala ,bir bayram havası yaşanır adeta. O tuttukları rengarenk kuşları geri ait oldukları yere ,gökyüzüne uçurmak en çok istedikleri şey.Ama paranın gözü kör olsun işte mecburlar bu işi yapmaya…
Satamadıkları kuşlar ya ölür ya da yemek zorunda kalırlar.

**************************************************


İyi ki tanıştık büyük usta…

Ben Yaşar Kemal’in kalemini çok beğendim.Bu kısacık kitap bile öyle doyurucuydu ki bendeki bıraktığı etki anlatılmaz… Netten araştırdığım kadarıyla kısaca sizlerle de paylaşmak isterim:

Yaşar Kemal -( 1923-2015)
Tam adı : Kemal Sadık Gökçeli
Kürt kökenli Türk romancı, senaryo ve öykü yazarı. Yalnızca Türk romanının değil dünya edebiyatının da önde gelen isimlerinden biri olan Yaşar Kemal’in yapıtları kırkı aşkın dile çevrilmiştir. Yaşar Kemal, Türkiye’de aldığı çok sayıda ödülün yanı sıra yurtdışında aralarında Uluslararası Cino del Duca ödülü, Légion d’Honneur nişanı Commandeur payesi, Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı, Premi Internacional Catalunya, Fransa Cumhuriyeti tarafından Légion d’Honneur Grand Officier rütbesi, Alman Kitapçılar Birliği Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü’nün de bulunduğu yirmiyi aşkın ödül, ikisi yurtdışında beşi Türkiye’de olmak üzere, yedi fahri doktorluk payesi aldı.

**************************************************
İstanbul’un değişmesi ve insanlığın da şehirle birlikte kirlenmesidir anlatılan… Eskiye özlem sıkça dile getirilir:

“İnsanlık öldü mü? dedim.
“Yok,” dedi,
“ölmedi ,ölmedi ama,bir şeyler oldu,başka bir yerde sıkıştı kaldı herhalde?”
“Nerede kaldı acaba?”

**************************************************

Dindar insanlardan beklenenin dışında görülen davranışlar… Nerede hoşgörü? Nerede dedirtti… Dini inancıyla insanlığı örtüşmeyenler…

Kuşlar da gitti …

“Azgın suratlı ,bereli adamlar,gözleri velfecr okuyan,camiden Allah’la yaman bir döğüşten çıkmışçasına,yüzlerinin olanca nurunu orada,içeride bırakmış çıkan insanlar,mümin mi bunlar,bu öfkeden bastıkları yeri çatlatanlar,bunlar mı mümin? Kuşlar başlarını alıp gittiler ,çoktan…”


İnsanlığın insanlardan gittiği gibi!

**************************************************

Etkinlik için Li-3 ‘e teşekkür ederim . Etkinliği oluşturan ,katılan herkesin emeğine sağlık… Kesinlikle Yaşar Kemal okumaya devam edeceğim…
Anlatacaklarım bu kadar,ben çok beğendim ve tavsiye ederim… İnsanlığın bitmemesi umuduyla …

https://www.youtube.com/watch?v=R8DuZJ5-dmA


Teşekkür ederim…
Sevgiler…
Saygılar…

Kitap Fuarları
Kitap fuarlarından dertliyim son dönemlerde. Kitapların ticaret ruhuyla fuarlara taşınmasından dertliyim. Basit bir çadır içinde kurulan fuara yağan yağmurda sonra su basmasından dertliyim.
Şehirlere göre kitap fuarı açılmasın artık. En bilindik eserleri getirmek insanlara cazip gelmiyor. Yüzde şu kadar indirim tarzı konuşmalara değil, hakikatli kitaplara ihtiyacımız var. Bir önceki yıl okullar daha çok ziyaret etti diye bu yıl fuara gelen 10 yayınevinden 8 tanesinin çocuk kitaplarına yönelik yayınevleri olması değil istediğimiz. Arz talep meselesine bari kitaplar dahil olmasın. Kitapları bir arada görüp doya doya bakalım. Elimize birini alıp diğerini bırakalım, satıcı arkadaşla fiyat değil, içerik konuşalım. Kitaplar dostluk oluştursun. Ellerimiz dolu dolu, ruhumuz dolu dolu çıkalım fuar kapısından. Hayal gibi değil mi? Güzel bir hayal. Belki bir gün gerçek olacak.
İnşallah bir gün küçük şehirlere büyük fuarlar, hakikatli yayınevleri temennisiyle....