Yusuf Çorakcı, Asılacak Kadın'ı inceledi.
09 May 21:30 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Annesi yazar olan Pınar Kür'den okuduğum ilk kitap Asılacak Kadın oldu. Gerçek bir cinayeti konu alarak yazılmış kitap, anlatım şeklindeki psikolojik batırmalar ve yoğun duygulu cümleleriyle dikkatimi. Her ne kadar etkinlik için okumuş olsam da, filmi çekilen kitabın bir zamanlar yasaklanmış olmasına okuyunca yazar gibi anlam veremedim. Pınar Kür yazdığı savunmada, bunu savcının salaklığına ve kitap okuma nefreti aşılamayla oluşturulmak istenen halkı koyunlaştırma gayesine vermektedir. Haklı olmakla birlikte kitap gerçekten söylenmemiş pek çok şeyi bize anlatıyor. Öncelikle yazar, üç bölüme ayırdığı kitapta farklı diller kullanmış. Dil yapısını ve hikayeyi birlikte anlatmaya çalışacağım. Hikaye gazeteye çıktığı kadarıyla; avam bir kadının zengin kocasını genç aşığıyla birlikte öldürmesini ve idama mahkum edilmesini konu alıyor. Tabi okuyunca aslında senaryo biraz daha farklı ve altında yatan sebepler çok karmaşık. İlk bölüm ceza yargıcı Faik İrfan Elverir'in mahkemede daldığı düşüncelerden oluşuyor. Yargıç bize hem fakirlik içindeki geçmişinden, hem de kadının suçlu olduğuna kesin olarak nasıl hükmettiğini anlatmakta. Düşünceler birbiri ardına sıralanıyor ve gelgitler fazlasıyla mevcut. Uzun cümleler ve papağan gibi tekrar edilen anılara hazırlıklı olun. Gecekonduda yaşayan bir çocuk lüks bir eve gittiğinde nasıl hisseder güzel anlatılmış. İkinci bölümde cinayetin faili olan Melek'in hücrede yazdığı düşüncelerini okuyoruz. Fakat birinci bölüme göre çok daha karmaşık ve dramatik bir durum mevcut. Düşünceler art arda öyle bir sıralanıyor ki, suçluluk duyan bir kadın psikolojisi okura iyi yansıtılıyor. Cümlelerde noktalama işareti çok nadir kullanılmış, başı sonu belli değil oku oku bitmeyen türden. Oğuz Atay ve José Saramago'ya bir selam çakmak istemiş belki yazar, hem yoruyor hem de aşırı trajik Melek'in yaşadıkları. Kocası olan Hüsrev elin erkeklerine peşkeş çekmekte ve bunlar an an anlatılmakta. Zaten kitabın en zavallı ve ezik karakteri. Erkek olmamayı bir dezavantaj olarak düşünecek kadar kendini bitirmiş, tabi bunda aile ve çevresinin etkisi büyük. Üçüncü bölümdeyse kadının genç aşığı olarak lanse edilen Yalçın'ın anıları yer alıyor. Aslında olayın çok farklı olduğunu görüyoruz bu son bölümü okuyunca zaten düğüm burada çözülüyor. Yalçın henüz reşit olmadığı için idamdan son anda yırtıp hapse mahkum oluyor. Onun geçmişi ve yaşadıkları da ilginç. Annesi yalıda kalfa, babası bahçıvan fakat iyi maaş alamadıklarını söylediği halde nasıl Fransa'ya gezmeye gidiyor ona anlam veremedim. En sade anlatım ve okuması rahat cümleler bu bölümde. Hikayenin dönüm noktası olduğunu söyleyebilirim. Genel olarak olayları tekrar etme durumu mevcut, fakat bunu değişik yollarla yapıyor yazar. Aslında böyle sürekli tekrar teşekkür eden kitapları okumayı sevmem, ancak hikaye ilgimi çektiği için devam ettim. Konunun gerçek bir olay olması anlatım tarzının önüne geçiyor bence. Gerçek Kesit diye bir dizi var çok ünlü, Türk televizyon tarihinin en çok izlenen ve başarılı yapımlarından biridir. Oraya bakarsanız oyunculuk ve ambiyans rezalettir ama senaryonun üçüncü sayfa haberlerinden olması durumu kurtarır. Yaşanmış olaylar hakkında bir şeyler okumak daha cazip geliyor sanırım, Asılacak Kadın bu yönüyle öne çıkıyor bence az önce belirttiğim gibi. Dördüncü bir bölüm daha var aslında orada Pınar Kür'ün yasaklanan kitabı için yaptığı savunmayı göreceksiniz. Orayı okuduktan sonra kafamda bir şeyler daha çok oturdu ve iyi ki kitapta yer almış dedim. Kendisi entelektüel bir insan olduğu için bugünleri tahmin etmekte zorlanmamış. Umarım bu tip olaylar azalarak biter. Lakin mevcut duruma baktığımızda büyük bir suç oranı artışı, istismar, adaletsizlik ve sansür çabası var. Asılacak Kadın gibi daha çok kitap çıkar bu gidişle. Bir de bu Hüsrev denen vatandaş habire Fransızca cümleler kurarak hizmetçiye hava atıyor, sanki bana Moliere, Balzac, Stendhal vb. üzerine akademik makale yazdı. Hoş değil böyle görgüsüzlükler sırf gidip gördün diye, neyse. Son olarak yeraltı edebiyatına fazlasıyla girdiğini belirtmeliyim, genel olarak beğendim.

Muzaffer Akar, Cesur Yeni Dünya'yı inceledi.
07 May 16:06 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Hiç düşündünüz mü? 500 yıl sonra nasıl bir dünya olacak, insanlar nasıl bi düzenle yönetilecek ve yaşayacak? Bildiğimiz dünya düzeni birşekilde yıkılır ve yeni bir dünya düzeni kurulur. Bu yeni dünya örneklemelerine distopya diyoruz. Bu kitap da efsane ve kült bir distopya.

Kimi kitap ansiklopedik bilgi içerirken kimisi şiirsel metinler barındırır. Bir çok romanın temasını insan psikolojisi ve travmaları oluşturur ki dünya klasiklerine baktığımızda okunma oranları bir hayli yüksektir. İnsanların sosyolojik yapısını ve yönetim sistemlerini irdeleyen türden distopyalar ise her zaman çok okunmuş ve çok tartışılmıştır. Örnek olarak, mütevazi kitap sitemizde George Orwell’in kült iki romanı Hayvan Çiftliği ve 1984 kitaplarının okunma oranları, inceleme ve alıntılarının sayılarının binlerce oluşunu gösterebiliriz. Cesur Yeni Dünya kitabınnın ise okunma oranı binlerceyken alıntı ve inceleme oranı düşük kalmış. Nedenini düşündüm, tam bulamadım ama bence incelenmesi gereken bir konu.

Aldous Huxley bu kitapı 1932 yılında yayınlamış. Yazıldığı dönem düşünüldüğünde çok başarılı ve muhteşem bir kurgu görüyoruz. Teknolojik ilerleme tahayyül edilemediğinden ileriki dünyanın tasarımını eksiksiz anlatmak kolay değil tabi düşünün ki internet hayal dahilinde bile değil. Kitabın okunmasını, teknik eksiklikler veya teknolojik öngörülerinden çok, anlatılan yeni dünya düzeni üzerinden yapılması daha doğru olacaktır. Yeni dünya düzeni demişken ne düzen ama... 1984 kitabında Orwell çok karamsar, baskıcı ve mutsuz bir dünyayı okuyucuya sunarken Huxley herkesin mutlu olduğu, sanatın ve edebiyatın olmadığı, insanların tutku ve hırslarının olmadığı bir düzeni düşündürüyor okurlara. Peki bu mümkün mü? Tüm insanların mutlu olması mümkün mü veya gerekli mi? İnsanların iyi yaşaması çok mutlu olmasıyla doğru orantılı mı? Bence değil ya tüm okuyucular bu konuyu çok düşüneceklerdir.

Bindokuzyüzlü yılların başında Henry Ford otomotiv fabrikasında taşıyıcı üretim bandını kullanmaya başladı ki bu adım endüstri üretiminde çok büyük bir devrim oldu. ( Kitabın bir çok yerinde “ Ford aşkına”, Ford bilir” gibi deyimler kullanılıyor.) Cesur Yeni Dünyada da insanlar böyle bir üretim bandında kavanozlarda yetiştirilip bir evreden sonra kavanozdan çıkarılıyor. Bebeklikleri ve çocuklukları şartlandırılarak ve uykuda öğretilerek istenen ideal insan “yetiştiriliyor”... Şartlandırılarak yetiştirilen bu ideal insanların kimyasallarla yaşlanması önleniyor, “herkes, herkes içindir” felsefesine göre bu gençler herdaim istedikleriyle çiftleşebiliyorlar. Kariyer, işyerinde yükselme, icat etme, başarılı olma vs dertleri yok.
( Burada kitaba bir ara vererek anlatılan bu dünyayı çok çok eskiden beri birileri zaten iyi insanlara vaad etmiyor mu? İnsanların sürekli otuzlu yaşlarında kaldığı, ırmaklarının mey aktığı ama bu meyin içene sadece keyif verdiği, cinsel ihtiyaçları için her daim istediğinin bulunduğu, dertsiz tasasız bir yaşam... Tanıdık geldi mi? Bir de ölümsüz olduğu tabi... Peki böyle bir yaşamda bilinci yerinde birisi ne kadar süre mutlu olabilir?... Son gerekli mi?...)

Bu Yeni Dünyada sisteme dahil olmamış yerlilerden oluşan ayrıülkede ise halen normal insanlar var ama çok “ilkeller”. Bu vahşilerden bir genç Cesur Yeni Dünyaya bazı olaylar vesilesiyle giriyor ve düzenin sorgulaması bu vahşi karakter üzerinden yapılıyor. Olay akışı ve dil bakımından okunması kolay olsa da yazar çok zor bir işin altına girmiş ve hakkıyla da bu işin altından kalkmış ki 86 yıldır okunuyor ve tartışılıyor.

Biryerde okumuş veya duymuştum, özgürlüğü “ insanların istediklerini yapabilmelerinden çok, istemediklerini yapmama iradesi” olarak tanımlamıştı birisi. Bana çok doğru bir tanım gibi gelmişti. Özgürlük ve mutluluk ne kadar ilintili olabilir?

İşyeri okuma grubunda seçtik bu kitabı, iyiki de seçmişiz. Tam okunup tartışılacak, çok düşünülecek, çok söz söylenecek bir okuma oldu. Yukarıdaki konularla ilgilenen herkesin kesinlikle okuması ve yorumlaması gerekir diye düşünüyorum.
İyi Okumalar.

1944 Nobel Fizik Ödülü sahibi Isidor I. Rabi’ye nasıl bilim insanı olduğu sorulduğunda şunu söylüyor: “Beni, farkında olmadan annem bilim insanı yaptı. Yaşadığım yerdeki diğer anneler okul sonrası çocuklarına ‘Bugün ne öğrendin?’ diye sorarken, annem bana ‘Izzy, bugün iyi bir soru sordun mu?” derdi. İşte bu fark; yani farklı soru sorma yaklaşımı, beni bilim insanı yaptı.”

Soru sormak, problemi belirlemek ve çözüm üretmek, eğitimde son derece önemli.

En önemli ihtiyacınız nedir? sorusuna verilen cevap göze alındığında, cep telefonunun birinci sırada çıktığı ülkemizde, kitap 135’inci sırada yer almış. Kişi başına yılda kitaba 6,9 TL harcarken, sigaraya 1.400 TL harcıyoruz.

Son yapılan araştırmalarda Türkiye’de kitap okuma alışkanlığı yüzde 0.01, AB ülkelerinin oranı ise yüzde 21.

Türkiye’de bir kişi on yılda bir kitap okuyor. Ayda bir kitap ya da yılda bir kitap değil, on yılda bir kitap. İşte, yukardaki kitap okuma oranı olan yüzde 0.01’in açılımı budur!

Kitap okumaya ayırdığımız süre günde ortalama sadece 1 dakika.

Okuma alışkanlığında, dünyada 86’ncı sıradayız.

Dünyada kişi başına kitap harcaması 1.3 dolarken, Türkiye'de ise bu rakam 25 sent.
Çocuklara kitap hediye edilmesi sıralamasında Türkiye 180 ülke içerisinde 140’ıncı sırada.

Kitap okuyanların yüzde 65'i aşk, yüzde 24'ü siyasi, yüzde 13'ü düşünce, yüzde 7'si kişisel gelişim kitapları okuyor.

Bu durum gerçekten utanç verici!

Bu utanç verici durumu daha açık şekilde açıklamak gerekirse, ABD’de bir kişi yılda 9 kitap okuyor, İsviçreli 10, Fransız 7 kitap okurken, bir Japon ise bir yılda 25 kitap okuyor, Japonya bu konuda dünya lideri.

Türkiye’de basılı kitap sayısı artıyor, ancak kitap okuma oranı yükselmiyor.

Çelişkili bir sonuç, değil mi?

Aslında TÜİK verileri, basılı kitap sayısının her geçen gün arttığını gösteriyor, ama bu üretilen kitapların neredeyse yarısı çocuklara ücretsiz dağıtılan ders kitapları.

Üretilen bu kitap sayısından tüm kamu kurum ve kuruluşlarına, özel kuruluşlara ve kütüphanelere gönderilen ücretsiz kitapları da düştüğümüzde, geriye yılda kişi başına 8 bile değil, çok daha komik bir rakam düşüyor.

TÜRKİYE KİTAP OKUMUYOR, SADECE TELEVİZYON İZLİYOR

Türkiye’de günde 5,2 saat televizyon izliyoruz. ABD’de bu rakam 5,4 saat, AB ülkelerinde 3,7 saat, Japonya’da 2,9 saat. Yani televizyon karşısında oturan bir toplumuz denilebilir. Durum böyle olunca doğal olarak kitap okumaya zaman kalmıyor.

Televizyon, bir bakıma kitap okuma alışkanlığı edinmeyi elimizden alıyor. Televizyon izlemek kötü bir şey değil ama eğer oradan bilgi edinebilirseniz. Ülkemizdeki televizyon yayıncılığının kalitesi ve içeriği düşünülürse, televizyondan da toplumun çok fazla şey öğrendiğini söyleyebilmek zor.

İnternet kullanımında ise dünyada epey ileriyiz. ABD’de kişi başına internette geçirilen zaman 3,8 saat, AB’de 3,1 saat, Japonya’da 3,1 saat iken Türkiye’de 3 saat.

Peki, bu üç saatin ne kadarını bilgi edinme amaçlı, kitap okuma, gazete okuma amaçlı kullanıyoruz? İşte, orada durum vahim derecede.

Daha çok sosyal medyayı kullanmak için interneti kullanıyoruz. Zaten Facebook ve Twitter gibi mecraların da en çok kullanıcıları arasında Türkiye olduğu malumunuz.

Bu arada AB’de bu rakamın yılda kişi başına 39 kitap olduğunu belirtelim. 2015 yılında yaklaşık 569 milyon kitap üretilmiş.

90’lı yılların sonuydu…

Üniversite sınavlarında Türkiye birincisi olan bir öğrenci aynen şöyle demişti: “Ben, kitap okunmadan da Türkiye birincisi olunabileceğini gösterdim!”

Eminim, bu genç şimdi evlendirme programlarının müptelasıdır.

Türkiyede;
Kitap okuma oranı:%5
Gazete okuma oranı:%24
Başkasının okuduğu kitabı veya gazeteyi okumaya çalışma oranı:%96

Türkiye'de kitap okuma oranı birçok Avrupa ülkesini geride bıraktı
Sevindirici Bir Haberle Herkese Hayırlı Sabahlar

Avrupa İstatistik kurumu (Eurostat) Her yıl 23 Nisan'da kutlanan Dünya Kitap Günü dolayısıyla ülkelerin kitap okuma oranlarını açıkladı.

Eurostat'ın raporuna göre Avrupalılar kitap okumaya günde 2 ila 13 dakika arasında vakit ayırıyor.

İstatistik kurumunun 15 avrupa ülkesı üzerınden yaptığı arastırmaya göre 2008 ve 2015 yılları arasında ortalama kıtap okuma suresi Fransa'da günde 2, İtalya'da 5, Avusturya ve Romanya'da ise 10 dakika ve üzerinde.

Türkiye günde 6-7 dakikalık kitap okuma ortalaması ile Fransa ve İtalya gibi birçok Avrupa ülkesini geride bıraktı.

20 ila 74 yaş arasında yapılan araştırmaya göre Finlandıya ve Polonya'da günde 12 dakika, Estonya'da 13 ve Macarıstan'da 10 dakikalık okuma oranları en yüksek değerlere sahip.

En çok kitap düşkünü Finlandiya ve Polonya'da

Finlandiya halkının yüzde 16.8'i birincil cültürel aktivite olarak kitap okumayı tercih ediyor.

Finlandiyayı sırasıyla yüzde 16.4'lük bir oranla Polonya, yüzde 15.0'lık bir oranla Estonya ve 11.9'luk oranlarıyla Yunanistan ve Lüksemburg takip ediyor.

Fransa yüzde 2.6, Romanya 6.2, Avusturya 7.2, Belçika 7.9'luk oranlarla Avrupanın en düşük okuma oranlarına sahip.

Eurostat'ın anketine göre araştırmanın yapıldığı tüm ülkelerde kitap okuyan kadınların sayısı erkeklerden daha fazla, ancak erkekler kadınlara oranla daha uzun süre kitap okuyor.

Merhabalar Efendim....!!

Öğlen oldu farkındayız... Müsait değildim geç geldik ama sağlam geldik, hiç merak etmeyin....! Dopdolu içeriğimizle sizlerleyiz... {Ç News}

Kahveler hazırsa, başlayalım...!

Öğrenci kardeşlerimizin haklı isyanına denk geldik..! Sınav haftası olduğu için kitap okuyamıyorlar ve bu bizi üzdü..! Bunun hakkında bir şeyler yazmamız lazımdı ve yazıyoruz..! Arkadaşlar dersleri derste dinler ve günlük tekrarlar yaparsanız, (özellikle PubG gibi oyunlardan uzak durursanız) bu konuda başarısız olma ihtimalinizin oranı düşecek ve sınav haftası böyle stresler yaşamayacak, kitaplarınızı da bir kenara bırakmak zorunda kalmayacaksınız.. :) Tamam tamam şimdi sizin yanınızda olma vakti..! Efendim sınav nedir? Kaldırılsın...! Ezber eğitime hayır..! :)

İnceleme Köşesinde Bugün;

Yaren 'in #28484261

DUA 'nın #28674208

https://1000kitap.com/lwoH 'un #27734935

"Özenle ve emek harcanarak yazılmış bu incelemeleri öneriyoruz... Her gün üç inceleme diyoruz.. Bu incelemeler kişisel beğenim karşılığında eklenmiştir..! İyi okumalar...!"

Dün DUA ve Hanife Hanımlar kitaplıkların artık yetmediğini, bitmeyen kitaplık istediklerini söylediler. Çok okuyorsanız bunun tam bir çözümü yok. Sürekli bir kitaplığa ihtiyacınız olacaktır. Ütopik çözümler mevcut ama bize uzak şeyler onlar. Konu bu olunca bende kitap alışverişlerini düşündüm?

Okuduğunuz ya da okuyacağınız kadar mı kitap alıyorsunuz? Yoksa çokça alıp, az mı okuyor sunuz? Bu önemli bir soru. Çünkü kitap alışverişi de bir hastalığa dönüşebiliyor. Bunun örnekleri çok ve uzman kişiler de bu durumu doğrular nitelikte.

Bana göre, kendinizi baskı altına almıyor ve gelecek için bir kütüphane gibi kitaplık oluşturuyorsanız çok almakta bir sorun yok. Alıyor ve okuyorsanız zaten hiç sıkıntı yok. Ama; sürekli kitap alıp ya çok az okuyor ya da hiç okumuyorsanız bu bir problem olabilir. Başkaları yararlanıyorsa yine mantıklı ama bu durum sizi farklı bir kategoriye sokar.

Bazen aldıklarımın hızına, okuma olarak yetişemiyorum. Genelde toplu alışveriş yaparım. Çünkü alacağım ve listeye eklediğim kitapları sonra alırım demek yerine imkanım varken alıyorum. Bu beni baskı altına hiç almıyor. Elimde çok fazla kaynak oluşuyor. Internet olmasa bile evimden bir çok bilgiye erişebilecek durumdayım. Ve bunu daha da geliştiriyorum.

Sizlerin bu konuda ki görüşü nedir? Kitap okuma ve satın alma alışkanlığınız nasıldır? Paylaşırsanız seviniriz.

Efendim, yine çok uzun yazdık.. :) Sıkıcı bir durum oluşmadan hemen bitirelim..

Günün şarkısını iliştirelim şuraya;
https://youtu.be/amGI5T0JGDc

Mutlu olun sayın 1k okurları..!

Kitaplar hep sizinle olsun...!

Sağlıcakla ve bilgi ile kalın..!

{Ç News}

Okuma-Yazma
Okuyup yazabilme oranımız

Tüik verilerine göre, nüfusumuzun genelinde okuma yazma oranı %96, 5 muş.
Kuyruklu yalan. Kim ne okuyor, kim ne yazıyor?
Tv izliyoruz, radyo dinliyoruz, sosyal medyada yazıyoruz.
Mektup, anı, makale, rapor, öneri, yazı yazan azaldı.
Kitap, dergi, gazete okuyan da azaldı.
Nüfusun %96nının midesi sağlam diyelim, peki hepsi tok mu ?
Okuma yazma bilip, bu yeteneği icra edebilenlerin oranını merak ediyorum.
Bu oran bir potansiyel güç de, bu gücün ne kadarını kullanıyoruz.
Devrede olmayan bir yeteneğin oranı %100 olsa, topluma ne katkısı olabilir ki?
Okuma biliyormusun? Evet
Peki ne okuyorsun?
Yazabiliyor musun?evet
Peki neler yazıyorsun?
Şeklinde bir anket bekliyoruz TÜİK den.

Geçen hafta kitap fuarındaydım. Müthiş kalabalıktı. Herkes elleri kolları poşetlerle dönüyor falan ama okuma oranı yine düşük yine düşük şu canına yandığımın memleketinde. Neden böyle diye düşünüyorum cevabını bulamıyorum. Alıp okumamak nedir? Sizce makul bir açıklaması var mı bu durumun?

Metin Özdemir, bir alıntı ekledi.
04 Mar 10:48 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu UNESCO, 'nun dünyadaki okuma alışkanlıkları üzerine hazırladığı rapora göre Türkiye, kitap okuma alışkanlığı açısından dünyada 86. sırada yer alıyor.Avrupa'da yüzde 21 olan kitap okuma oranı, Türkiye'de sadece on binde bir. Yine aynı araştırmaya göre, günde ortalama altı saat televizyon izleyip üç saat internette vakit geçiren Türk halkı kitap okumaya yılda ne yazık ki sadece altı saatini ayırıyor.

Kafdağı'nın Pusulası, Didem Moralıoğlu (Sayfa 141)Kafdağı'nın Pusulası, Didem Moralıoğlu (Sayfa 141)

Sesli Düşünüyorum
Ben bir kitap çıkarsam: Turkiyenin okuma oranı %5 dersek yaklaşık 4 milyon kişi eder. 1k daki beğeni oranımı %0.15 hesapladım. Buradan yola çıkarsak yaklaşık 60.000 okur benim kitabını beğenecek demektir.
(Salla Uğur salla herkes uyudu meydan sana kaldı.)