• 2018 yılının Ramazanı, unutmam genelde ramazan akşamlarını ve gecelerini. Yine oturmuş koltuğuma kitabımı okuyor, ara sıra ona buna salça olmakla zamanımı öldürüyordum. Saat çılgınca* ikiyi gösteriyordu. Normalde her zaman telefonumun sesi kısıktır, pek sevmem beklenmedik gürültüleri. Ancak elimdeyken telefon “Leyla,” “Cep,” “Anımsat,” “Mesaj,” “Reddet” ve “Kabul et” yazılı haneleri yansıdı ekranıma, birkaç saniye bekledikten sonra yeşil renk “Kabul et” butonunda parmağımı kaydırdım.
    “Haaa,” dedim.
    “Uyuyor musun? Sahildeyiz. Eniştemlerle geldik,” dedi
    “Uyumuyorum. Eeee ne yapayım,” dedim.
    “Sahaf sergi açmış, sana kitap almak istiyorum,”
    “Ayy canım benim. Çok iyiyim tabi, sen nasılsın, eniştenler nasıl? Ne iyi ettin de aradın,” dedikten sonra hemen aklımdan geçirdim acaba kaç kitap alacak diye.
    “İstediğin bir şey var mı?”
    “Bilmem, aklımda şuan yok.”
    Başladı kitap isimlerini saymaya. Aşağı yukarı en az otuz kitap isminden sonra
    “Aaa yeter,” “Olum! Hepsini okudun ya da elinde var.”
    “İyi tamam, Simyacı al. Okudum ama elimde yok. Belki yeniden okumak isteyebilirim.”
    “Tamam, sen nasıl istersen,” dedi Leyla.
    Sonra nasıl olduysa, “Bak, Rüzgârın Şarkısını Dinle de var” dedi.
    Hemen “kitabın kapağı turuncu, kırmızı, mavi ve Doğan Yayınlarımı” dedim.
    “Evet” dedi.
    “Tamam. Onu al,” dedim.

    Kitabın bana ulaşması da aşağı yukarı üç gün sürmesiyle elime ulaştı. Okuyup, bitirmek ise bu güne kaldı. Teşekkür ederim “Leyla.”

    Haruki Murakami Japon asıllı ve büyük bir okuyucu kitlesine sahip güçlü bir kalemdir. İncelediğimiz kitabı ise ilk eseridir. Kitabın enteresan öyküsünü ise kendi ağzı ile kitabın sonunda bizlere aktarmaktadır. İlk eserini otuzlu yaşlarında yazmış ve birkaç zaman sonra tam zamanlı yazar olmaya karar verip, eserlerini sıralamaya başlamıştır.

    Rüzgârın Şarkısını Dinle adlı eserimizin bir konusu yok desek sanırım doğru söylemiş oluruz. 1960’lı yılları hikâye eden yazarımız çok küçük bir zaman diliminde kahramanımızın başından geçen olayları anlatıyor. Hikâye kahramanımızın ağzından çıkmaktadır ve genellikle karakterlerin bir isimleri yoktur. Tamamı birinci tekil şahıs ile hikâye edilmiştir.

    Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen aşırı derece akıcı ve sürükleyici olması eserin güzelliğine güzellik katıyor. Sıkmadan okurun okumasını, meraklanmasını sağlıyor. Özellikle radyo spikerine kitabında yer vermesi ve yayın akışını paylaşması benim çok hoşuma gitti.

    Ayrıca kitaptan öğrendiğim bilgi ise; Japonya’da okullar bahar ayında başlarmış, (gerisi internetten edindiğim bilgidir.) yani okul 1 Nisanda başlar, 31 Martta biter. Bir tane yaz tatilleri ve iki adet kışa denk gelen sömestrleri varmış. Acaba bizde neden böyle bir eğitim sistemi yok. On yaşlarına kadar hiçbir öğrenci sınava tabi tutulmaz ve kişiliklerinin oturmaları beklenirmiş. Bu kadar baskıya rağmen Japonya’da okuma oranı %99’dur. Harikulade bir oran. Acaba bizde neden böyle bir sistem yok, sanırım biz çok rahat bir milletiz. “Gerek yok biz okumadan da çözeriz işimizi.”

    Sözün özü evet güzel bir kitap okudum. Sizlerin de okuması için tavsiye edebilirim.

    Sevgi ile kalın.

    *Çılgınca ikiyi göstermek. Sahibi olduğum duvar saatinin birden on ikiye kadar rakamlarının her biri bir ifade ile gösterilmektedir. İkinin kısmeti ise çılgınca olmasıdır. Bu sebeple saatim ikiyi çılgınca göstermektedir.
  • "Gün Sönümü Çiçekleri" Atiye Güner Tümüklü’nün okuduğum ilk eseri. 2017’de Kuşadası’nda kurulan kitap fuarı sayesinde tanıştım kendisiyle. İmzalı bir kitabım daha oldu böylelikle.

    Tümüklü pek tanınmayan, ama kalemi sağlam yazarlardan. Roman, yazarın edebiyat dünyasındaki özgünlüğünü apaçık ortaya koyuyor. Bir Erendiz Atasü gibi kalemiyle estetik bir haz uyandırıyor gönüllerde.

    Nice kalem erbabı yaşarken hak ettiği değeri görmeden göçüp gidiyor dünyadan. Oysa bir yazar hem kendini tatmin etmek hem de çok okunmak için yazar. Para arkadan gelir, ancak asıl önemli olan yazarın okuruyla buluşması, o kitabın okura ulaşmasıdır. Çünkü okurun görmediği, tadına varamadığı, görmezden geldiği ya da göz ardı ettiği kitap aslında hiç hak etmediği öksüz muamelesine maruz kalmaktadır. Bu kitap, belki de çok okunan bir kitaptan daha fazla emek harcanarak hazırlanmıştır. Ama okurlar başka yazarlara yönlendirildiği için böyle kitaplar ikinci plana düşmektedir. Sürekli Elif Şafak’ın kitaplarının pompalandığı Türkiye piyasasında Tümüklü gibilerinin fazla yer bulamaması pek de garipsenecek bir sonuç değildir. Çünkü yayın dünyası kimi parlatıp kimi parlatmayacağını iyi bilmektedir. Bu yüzden satış sayısı bakımından Tümüklü gibi yazarların tatmin olmaması doğaldır.

    Nice yazar var değeri bilinmeyen. Biraz da çokluktan kaynaklanıyor bazı yazarların okunmaması. Okura da fazla haksızlık etmeyelim. Çok kitap var ve okur hangi birini okuyacağını şaşırıyor. Hemen hemen her gün yüzlerce kitap basılıyor. Bunlardan bazılarının okuyucu bulmamasına pek şaşırmamak gerek. Bir de herkes okumuyor. Okurların tercihleri arasına girmeyi, dikkatini çekmeyi başarmak gerekiyor. Oysa okuma oranı çok yüksek olsa her kitap kendine bir okuyucu kitlesi bulur.

    Tümüklü bu romanında kadınları ve kadınlığı ele almış. Yarattığı on iki karakterin hepsi de kadın. Hepsinin öyküsü birbirinden farklı. Bu öykülerin bazıları komik, bazıları düşündürücü. Ama hiçbiri bize yabancı değil. Hepsi bizim toprakların kokusunu barındırıyor içinde.

    Baştan sona kadınlarla örülü, kadınların yaşadıklarını, çektiklerini anlatan bir kitap Gün Sönümü Çiçekleri. Bu kadınlardan kimi yalnız, kimi kuvvetli, kimi duygusal, kimi şakacı, kimi sabırsız. Hepsinin ayrı ayrı karakteri var. Ama ortak özellikleri hayata tutunabilmek. Tümüklü’nün kadınları ayakları yere sağlam basanlardan. Yaşamayı seviyorlar. Geçmişle yüzleşmekten kaçınmıyorlar. Geçmişteki saflıklarına gülüp geçmeyi biliyorlar. Kasıntı tipler değiller. Geçmişte yaşadıkları iyi anıları da kötü anıları da paylaşabiliyorlar. Birbirlerinden çekinceleri yok. El âlem ne der gibi bir dertleri yok. Sonuna kadar açık sözlüler. Tüm saflıklarıyla döküyorlar dertlerini bir bir ortaya.

    Tümüklü okunması çok da kolay olmayan, elinize aldığınızda bir çırpıda bitiremeyeceğiniz türden bir kitap yazmış. Çünkü hem Türk edebiyatındaki anlatım olanaklarının sınırlarını zorlamış hem de günlük hayatta pek kullanmadığımız sözcüklere yer vermiş. Bu okuma zorluğu, bazı karakterleri yerel ağızla konuşturmasından da kaynaklanıyor. Dolayısıyla popüler kitapları devirmeye alışkın olanların zevkine hitap eden bir kitap değil Gün Sönümü Çiçekleri. Anlamak için biraz kafa yormak ve zaman ayırmak gerekli.
  • Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek: Türkiye'de kitap okuma oranı binde 1..!
    Günde ortalama:
    ~ İnternet-TV 9 saat, Kitap 1 dk.
    ~ Norveç'te 1yılda kitaba 137 dolar, Türkiyede 35 cent harcanıyor ...
  • Türkiye'de kitap okuyanın okuduğu kitap eleştirilmemeli. Okuma oranı zaten çok çok düşük adam okusunda isterse cin ali okusun, fotomaç okusun, magazin dergisi okusun.
    Sürekli eleştirip dalga geçerek okumaktan soğutmayın. Yeterki okusun, bu konuda pek elitist değilim. Herkesin edebi yönü güçlü kitap okunmasını beklemek zaten saçma. Kimse illa benim sevdiğim kitabı sevmek zorunda değil. Bunu beklemek zorbalık olur.
  • Türkiye’de kitap ihtiyaç sıralamasında 235. sırada çıkmış. Daha önemli 234 ihtiyacın ne olabilir ki!

    Çocuklara kitap hediye edilmesi sıralamasında Türkiye 180 ülke içerisinde 140'ıncı sırada

    Uluslararası Yayıncılar Birliği 2016 verilerine göre, Türkiye'de kişi başına 8.4 kitap düştü. TÜİK verilerine göre, kitap okumak Türk insanının ihtiyaç listesinde 235. sırada. Kitap okumaya ayırdığımız süre günde ortalama sadece 1 dakika.

    78 milyonluk Türkiye'de 2016 yılında kişi başına düşen kitap adedi 8.4 oldu. Uluslararası Yayıncılar Birliği verilerine göre, yayın sektörleri arasında Türkiye 11. sırada. Aslında TÜİK verileri basılı kitap sayısının her geçen gün arttığını gösteriyor. Örneğin, elektronik kitap dahil Türkiye'de 2008 yılında 32 bin kitap basılmışken 2014 yılında bu sayı 50 bini aştı. Yani basılı kitap sayısı artıyor ancak kitap okuma oranı yükselmiyor. TÜİK verileri, Türk insanının kitap okumaya sadece 1 dakika ayırdığını gösteriyor. Buna karşılık TV izlemeye ortalama 6 saat, internete bağlanmaya 3 saat ayırıyor. İhtiyaç listesinde kitap okumak 235. Sırada yer alıyor.

    En fazla kitap okuyan ülke Fransa ve İngiltere

    En fazla kitap okuyan ülkelerin başında, yüzde 21 ile Fransa ve İngiltere var. Ardından, yüzde 14 ile Japonya geliyor. ABD'de bu oran yüzde 12, İspanya'da ise, yüzde 9. Türkiye'de ise, oran binde bir.  Okuma alışkanlığında, dünyada 86. Sıradayız. Kitap okuyanların yüzde 65'i aşk, yüzde 24'ü siyasi, yüzde 13'ü düşünce, yüzde 7'si kişisel gelişim kitapları okuyor. YAYFED'in bandrol izleme raporlarına göre, 2014'te 344 milyon, 2015'te 384 milyon bandrollü kitap satıldı.

    Dünyada kişi başına kitap harcaması 1.3 dolarken, Türkiye'de ise bu rakam 25 sent... Çocuklara kitap hediye edilmesi sıralamasında Türkiye 180 ülke içerisinde 140. sırada.


    T24
  • Müzeler toplumun hafızasıdır. Bir ülkede aydınlanmayı, demokrasiyi ve adaleti esas kalacaksınız, atacağınız ilk adım müzecilik alanında olmalıdır.
    Müzecilik konusunda sağlıklı adımlar atmamış bir ülke, alzheimer hastalığına yakalanmış bir insan gibidir.
    Müzeciliğin önemini kavrayamayan ülkelerde kitap okuma oranı da doğal olarak düşüktür.
    Sunay Akın
    Sayfa 168 - Türkiye iş bankası kültür yayınları