Geri Bildirim
  • Kitabın dili hakkında bilgi vermek istiyorum öncelikle. Yalın, sade, her yaştan okurun okuyabileceği şekilde yazılmış ve olaylar birinci ağızdan sizinle sohbet eder gibi anlatılıyor. Dua hakkında hepinizin bildiğini düşündüğüm ayet, hadis, kıssalardan faydalanılmış. Buraya kadar klasik yeni türk edebiyatı diyebilirsiniz. Ve haksız da sayılmazsınız. Edebi metin olarak okumayı düşünmeyin yani. Ama şunu hissettim okurken, bir ateistin bile Duâ'nın gücünden etkileneceğini, yer yer gözünüzün yaşardığını, yer yer Aslan'la birlikte sevinç naraları atarken bulacaksınız kendinizi. Okumazsanız bir şey kaybedermisiniz bilmem ama okuyunca çoğunuzun farkında olmadığı veya çok sık yapmadığı bir şey yapmasını sağlayacağını düşünüyorum. Yüreğinize ferahlık, biraz hüzün, biraz umut, biraz sevinç tohumları ekmek istiyorsanız bu kitabı size tavsiye ediyorum. Fazla popüler olan kitaplara bir kısmınızın önyargıyla yaklaştığını farkettim. Bende onlardan biriyim sanırım. Tam emin değilim bu durumdan. Dini kitap okumak isterken elimde okumadığım pek fazla seçenek olmadığını farkettim ve %50 indirimde görünce almış ve okumuş bulundum. Yazarın hikayesini Halit Ertuğrul tarzına benzettiğimi belirtmek istiyorum bu arada. Lafı fazla uzatmış bulundum. Okuyun mutlaka bir şeyler katacaktır sizlere diyerek. Satırlarda buluşmak ümidiyle..
    Spoiler olarak alt kısma yorum gireceğim lütfen sadece kitabı okuyanlar okusun alt kısmı
    .
    .
    .
    .
    .
    .
    .
    .
    .
    Bir eleştiride bulunmak istersek eğer benim kannatimce Aslan'ın zor günlerden kurtulurken etmesi gereken dua Allah'ım geçirebilecek kadar rızık nasip eyle olmalıydı. Neden diyorsanız Arslan evet imanıyla kazandı. Rabbi nasip etti ancak fazlasını istedi. O fazlayı bence ahirete bırakabilirdi. Yazar hiç bahsetmedi. İş peşinde koşturduğundan felan bahsetti ama Arslan namaza başladı mı. Hayır hasanat yaptı mı. Bunlardan hiç bahsetmedi yazar. Bence yazar şu konuda vebal aldı. İnsanların zengin olmak için bu hikayeden esinlenerek duaya başvurmalarına vesile olacak bir kitap çıkmış ortaya. Yazarı bu konuda eleştiriyorum. Aslında derinlemesine bunları düşününce kitabın popüler ve çok satanlara gitmesini açıklıyor bu durum. Unutmayın! Bunu ben söylüyorum. Sıradan bir okur yani. Çok satanlara giren tüm kitaplar o toplumdaki zayıflıklar ve eksiklikler üzerine kurgulanıyor ve biliyorsunuz ki bizim toplumumuz peynir ekmek yemeye utanır. Ekmeğin üzerine peynir koyup üstüne de kürdan saplarsanız tav olur. Kısacası her hikayeden doğru anlamlar çıkarabilen bireyler olabilmeyi Allah hepimize nasip etsin. Önce neden, sonra neyi, sonra ne kazandım. Her kitapta bunu sorun kendinize. Eğer bunu yaparsanız okuduğunuz bir kitabı elinize aldığınızda daha çok hatıra bırakmış olursunuz zihninize. Lafı kaç kez fazla uzattım bilmiyorum ama sohbet etmiş bulundum siz değerli kitap dostlarıyla. Güneşli günleriniz olsun. (:
  • Arkadaşlar, ben de Metropolde Bir Derviş okumak istiyorum ama kitap yok.
  • Kitabın başında okumasam mı acaba diye düşündüm. Okurken bir lezzet alamayacağım izlemine kapılmıştım ama kitapları yarım bırakmak gibi bir huyum olmadığından okumaya devam ettim. Kurgusu güzel sayılabilir ama günümüz dizilerine benzer bir olay örgüsü var. Yazar hem olayı hem de hisleri baskın kılmaya çalışmış ama maalesef her ikisinde de dikiş tutturamamış. Belki sadece olayı ya da sadece hisleri anlatmaya çalışsaydı daha başarılı bir kitap bulabilirdim karşımda. Ben sevemedim bu kitabı maalesef yine de okumak isterseniz büyük bir beklentiyle yaklaşmayın derim.
  • " Yükselişin doğaüstü yanını tanımlamak hiçbir soytarının aklına gelmemişti daha önce. Geceler boyunca oturur, yelesi yere altın çağlayanlar halinde dökülen beyaz atın dürtmesini beklerdi. Kısrağın ılık ağzının ensesine değişi, sevgilinin ayrılık öpücüğü gibiydi, usulca uyandırıyordu, çimenleri birer birer canlandıran çiğ tanelerinin usulluğuyla. "

    Elli sayfalık bir kitap insana ne verebilir?

    Auguste'ün surat ifadesi herkese güzel ve komik gelirdi. Ama o içindeki her şeyi kendine saklayan bir münzeviydi aslında. İnsanlar ne istiyorsa onu sunuyordu onlara. Yükselişin elde edilmesinde bunun bir zorunluluk olduğunu biliyordu. Soytarı olmak. Öyle değil midir cidden. Bir makam sahibi olmak günümüz için soytarılık gerektirmez mi? Ya da birisini elde etmek? Toplum kurallarıyla bezenmiş bir insanın zihnini dürüstlükle elde etmek mümkün müdür? İnsan olmadığı kişi gibi davranmalı ya da yalanlar etrafında olmayan bir gerçeklik sunmalıdır. Çünkü bunu ister karşıdaki. Kesik kesik yalanların bugünü unutturması... Olmayan şeylerin olduğunu sanan ya da öyle isteyen insanlarla dolu etrafımız.

    Auguste de bu yükselişten kaçmanın peşinde. Parasız bir şekilde yollara düşer. Bazen kemiksiz davranır. Evet çoğu zaman öyle davranır. Çünkü o soytarı olmanın tadını almıştır. Bu hastalıktan kurtulamaz. İçine akmıştır bir kere o zehir. Şehir değiştirir sürekli. Bir yandan da bu zehirden kurtulmanın yolunu arar. Bulamaz. Bulamadığı gibi daha da batar içine. Yok olur. Gider. Bu gidiş ölüm ile olmaz. Kendi içinde biterken bir başkasına ışık olur bu yol. Arka kapakta da yazdığı gibi. Soytarının bir insana sunabileceği en güzel yol. Gülünç bir imtihanın meczup sonu, içinde tanrı olmadan...

    İnsanları güldürmek kolaydır, ağlatmak da.. Amaç başkadır. Bunu nasıl sağladığın. İnsan çoğu zaman bilemez bunu nasıl başardığını. Gün olur anlam da veremez buna. Sadece yaşar. Kimi ağlar, kimi güler. İnsan içindeki buna sebebiyet veren şeylere döner. Dönmezse yok olacaktır. Dönerse de... Auguste da bu ikilemden kurtulmanın peşine düşer. Her şeye anlam verme çabası yok eder onu. Anlıyordur artık.

    Kitap küçük. İçindekiler büyük. Toplum kurallarına ve insan ilişkileri üzerine güzel tespitleri olan bir eser.

    Bir de çevirmeni Tomris Uyar olunca...

    Hani sizin de dürüstlük ile ilgili sorunlarınız varsa alıp okuyun. Şahsen dürüst bir insan olmadığım için okudum ve içimdeki zehri bir kez daha tattım.

    // Kitabı okuduktan sonra bir hikaye yazmıştım. Okumak isteyenler için: #18243240 //
  • “Bir meseleyi bilmek için gerçekten bu kadar çok kitap okumak gerekiyor mu?” diye sordu müşteri.

    “Hayır” dedi kitapçı,
    “bir meseleyi bilmediğini bilmek için gerekiyor aslında bunca kitap!..”
  • Yeni insanlarla konuşmak, dünyayı görüp tanımak canlı bir kitap okumak gibidir, ikinci bir ilimdir.
  • Serinin ikinci kitabında bizi yine bomba olaylar bekliyordu.Kitabın yarısından çoğu ilk kitapta planladıkları olayla ilgiliydi.Sonrasında ise Ada&Dawson’ı okuyorduk diyebilirim.Kitap kendini baya okutturuyor.Karakterler ve kurgular ilk kitaptaki güzellikte.

    Öncelikle şunu baştan söyleyeyim ki kitap ilahi yani 3.kişili (o) anlatımla yazılmış.Bilmiyorum belki ben alışık olmadığımdandır ama kim hangi diyaloğu kuruyor anlamakta zorluk çekiyorum bu seride.Ve kitap boyunca birkaç bölümü karakterlerin ağzından okumak istesem de yazar öyle bölümler de koymamış.Bu bakımdan 1 puan kırdım.Benim fikrim eğer bu kitap 3.kişili anlatımla yazılacaksa araya birkaç bölüm kesinlikle karakterlerden olmalıydı.Ama tabi ki bu konuda yazarımızı suçlamıyorum.Benimki sadece öneri :)

    1 puan daha kırıyorum çünkü kitabın sonu dehşet bi şekilde bitti.Bana sorarsanız kesinlikle böyle bitmemeliydi.Evet 3. kitap çıkacak ama o finali okuduğumda boşluğa düşmüş gibi hissettim.Ciddi anlamda finalde çok sövdüm.Ama onun dışında gerçekten güzel bir fantastik kurgu kitabıydı.Kitabı okuyup okumamakta kararsız kalanlar için söyleyeyim “BİR TÜRK YAZARIN YAZMIŞ OLDUĞU VE GÜZEL OLAN NADİR FANTASTİK KİTAPLARDAN BİRİ”

    Genelde 2.kitaplar geçiş kitabı olduğu için fazla olay barındırmaz.Ama bu kitapta ilk kitaba nazaran daha fazla olaylar karmaşıklaşıyordu -özellikle finalde-.Valla 3.kitap nasıl olacak şu an hiçbir fikrim yok.Tek dileğim yakın zamanda çıkması...