• %81 (307/383)
    ·10/10
    Köygöçüren , Eşekli Kütüphaneci , Onuncu Köy ve şimdi de Tırpan . Her romanında, ayrı bir Türkiye yarasını ele alan Fakir Baykurt , Tirpan'da da yazarliginin bütün hünerlerini sergiliyor. Tırpan'a birazdan geleceğiz, ama önce biraz Fakir Dede'yi tanıyalım.

    Daha önceki Fakir Baykurt incelemelerimde değinmişimdir mutlaka, tekrara kaçarsa affeyleyin. Yazarımız, çok çocuklu bir ailenin ferdi olarak Burdur'da doğmuş. Bütün yaşamı büyük sıkıntılarla geçmiş. Çocukluğundaki sıkıntılar doğuştan. Yoksulluk, garibanlik bükmüş bellerini. Küçük yaşta çalışmaya başlamış. İrgatlik, dokumacılık... Kendilerine bakan dayısı 2. Dünya Savaşı sebebiyle askere alınınca hepten perişan olur. Aslında köy enstitüsü hayat olur onun için. Gönen köy enstitüsüne girer, hayatı değişir. Öğrenciliginde Nazım Hikmet Ran 'le tanışır. Hastası olur. Nazım Hikmet yasaklı olduğu için, kitaplarini kaçak gocek bulur, ezberler. Çünkü Nazım sesi olmuştur onun. Tüm ezilenlerin sesidir Nazım.

    Sonraki sıkıntıları ise insanlığındandir. Öğretmen olarak köy köy dolaşır Anadolu'nun kuş uçmaz yerlerinde. Köylülerin, sorunlarını,sıkıntılarını dile getirir. Çözüm yolu bulmaya çalışır. Çünkü köylüler perişandir, dönem ağaların beylerin devridir. Ağaların beylerin tekerlerine çomak sokmak mangal gibi yürek gerektirir o dönem. Yaptıkları birilerinin hoşuna gitmez. Soruşturmalar, kovuşturmalar, tehditler, sürgünler. Üstüne sen bı de git öğretmenleri tek bir çatı altında birleştir. Türkiye öğretmenler sendikasını kur. (TOS) Hoppala... Al başına derdi, belayı. Sıkıntısı daha da artar. Ama bildiğinden geri kalmaz. Bütün derdi köylü çocuklarıni da okutmaktir. Köylüleri bilinçlendirmektir. Ağaların beylerin saltanatına son vermektir.

    Fakir Baykurt, çok iyi bir eğitimci olduğu kadar çok da iyi bir yazar. Romanları insanın içine o kadar işliyor ki, sormayın gitsin. Her roman ayrı bir yara, ayrı bir tat.

    Tırpan, tam da böyle bir Türkiye gerçeği, yarası. Onüçündeki bir kızın, altmisindaki bir ağaya zorla verilmesi. Sevginin değil, paranın konuştuğu bir olay. Kimse sormuyor gönlü var mı, yok mu? Babası verdi ya tamamdır. Hemen kusatin çevresini. Baskılı alan savunması. Nasılsa her yerde ağa ' bokyidicileri' de vardır. Üstüne bir de karakol desteği. Mis. Oldu , bitti.

    Benden ne zaman kitap önerisi isteseler, ben onlara Fakir Baykurt, Aziz Nesin , Rıfat Ilgaz , okuyun derim. Önce kendi ülkemizde neler olmuş,bitmiş, bunu öğrenin derim. Kendi kulturunuzu öğrenin derim. Tam da bu konuyla ilgili, iki çift laf da Fakir Baykurt yayıncısı literatür yayınlarına gelelim. Ey yayıncı, kitaplarin arasına çeyrek altın mı koyuyorsunuz mübarek. Nedir bu fiyatlar. Kitaplar pahalı ,sende daha pahalı. Acık da sen gayret et de millet Fakir Baykurt okusun. İnsaf. Zannedersin kuşe kağıt,ciltli basıyorsun kitaplari. Sahaf sahaf gezip eski yayınları bulmak daha işime geliyor benim. Buldum mu da benden mutlusu yok. Yoksa gerçekten literatür yayıncılık ağaların,beylerin işi.

    Son olarak, etkinlik için Ebru Ince bir teşekkür. Kalabalık bir grupla beraber, Fakir Baykurt okumak çok keyifli oldu bir kez daha.
  • 200 syf.
    ·12 günde·Beğendi·8/10
    Günümüz insanının hastalığı olan tembelliğe karşı bir çözüm önerisi ve yöntem sunan yazar birçok insanın aklını en az şekilde kullanarak hayattan gelip geçtiğini ifade ediyor. Mücadele etmeden mutlu olunamayacağini, her mutluluğun çaba gerektirdiğini söyler.Tembellerin yumruklarını sıkma dıkları için mutluluğun avuçlarından Kaçıp gitmesinden bahseden yazar burada temel çalışma modelinin ve verimli çalışmanın enerjisi az olan fakat düzenli olan çalışma ile elde edilebileceğinden bahsediyor.
    kitapta okulun öğrencileri her şeye temas etmeye bıraktığını yani çok fazla şeyi öğrenmek ve ezberlemek zorunda bıraktığını bu yüzden öğrencilerin hiçbir şeye gerçek anlamda Vakıf olmadığını anlatıyor.
    Eğitim sistemine eleştiri getiren yazar öğrencinin yaratıcılığını ve becerilerini köreltiğini ifade ediyor.
    Asıl olan bilginin derinliklerine ine bilmektir yüzeysel bilgi hiçbir işe yaramayacaktır.
    Modern yaşam tarzının coşkulu ama bir o kadar da boş bir hayattan ibaret olduğunu söyleyen yazar insanların ruhu ve ülküsü olmadan yaşadığını sadece fiziksel anlamda hayvani duygularını tatmin etme noktasına gittiğini kast ediyor.
    İrademize müdahale etmediğimizde hayatımızı dürtülerimiz şekillendirir sözü ile bu incelemeyi bitirelim okunası ve değer verilmesi gereken bir kitap alın okuyun inceleyin altın çizin.
  • 277 syf.
    ·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Hayatın her alanında totaliterlik var mottosu ile yazılmış bir eser. Farklı bakış açıları kazandırıyor insana. Yaşadığınız gördüğünüz hissettiğiniz pek çok şeyi sorgulayacaksınız..Yazarın üslubu, iyi ve bilgili bir öğretmenin dersini dinliyor hissi veriyor akıcı ve keskin cümlelere sahip. Kitap önerisi alacak olanlara söyleyebileceğim bir kitabım daha oldu.
  • 215 syf.
    ·10/10
    Sigarayı bırakmak adına kusursuz bir kitap yazılacak ise; gerek ikna ile olsun, gerek tercihi okura bırakmak olsun, gerekse diğer tüm tercihler olsun her konuda birinci sınıf bir kitap yazmış yazar. Önceleri okuduğunuzu önemsemiyorsunuz. "Bu söylediklerini daha önce çok duydum" diyorsunuz. Kitabın yüzüncü sayfasına kadar öyle dedim. Spmrs5 bir sigara yaktım, yarısına kadar içebildim. Sanırım bilinçaltıma işledi. Sonra 200. Sayfa da yaktım içemedim attım. Ardından son sayfada yazarın önerisi ile bir tane daha yaktım. Zorla içtim son sigaramı. Uğraşa uğraşa, iğrene iğrene. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Size hiç ve enerji veriyor. 10/10 herkese önereceğim.heekesin bırakabilmesi dileğiyle.
  • 264 syf.
    ·6 günde·Beğendi
    "Benim şehrimin adına, Asur Kralı 1.Adad Nirari'den kalma bir kılıç kabzası üzerinde rastlanmış. Amid yazıyormuş kılıcın kabzasında . O gün bu gündür kılıcın keskin yüzünden sızan kan eksilmemiş şehrimin kaderinden"...

    Bu girişten de anlaşılacağı üzere memleketi Diyarbakırı anlatıyor bize Şeyhmus Diken. Gerçi salt Diyarbakır dersek, yazarımızın emeğine haksızlık etmiş oluruz zira Diyarbakır adı altında tüm doğu coğrafyamızın yakın tarihine kısa ama derin bir yolculuk yapıyoruz.

    Toplamda 261 sayfa-tamamının altı çizilerek feyizle okunacak 46 adet denemeden- oluşan bu eser Diyarbakır'ın nasıl önemli bir kültür kenti olduğunu gözler önüne seriyor.

    Bizler kabul etsek de etmesek de ne yazık ki tarihimizle yüzleşmek öyle pek kolay değil. Azınlık olarak nitelendirilen bazı milletler, bana göre topraklarımızın has ve eski yerlileridir. Buna rağmen her zaman ötekileştirilmiş ve hatta kimliklerini bile açık etmekten çekinerek, emanet isimler altında yaşamlarını idame ettirmek zorunda kalmışlardır. Müslümanı, Süryanisi, Hristiyanı, Ermenisi, Ezidisi, Yahudisi demeden bu coğrafyada yüzyıllardır birarada yaşayan, sonrasında göçlerle sınanan halkların kardeşliğini, birlik ve beraberliğini anlatıyor bize Şeyhmus Diken. Her denemede farklı, etkili ve aydınlatıcı bir konuya parmak basıyor. Yeri geliyor kaybolan değerlerimizi anımsatıyor, yeri geliyor hüzne boğuyor bizi. Mesela bir denemesinde Sevgili Gürsel Korat ve çok sevdiğim kitabı Unutkan Ayna'dan bahsediyor ve kendisine bu eser için teşekkürlerini sunuyor.(Şayet okumadı iseniz bahsi geçen bu kitabı da listenize almanızı öneriyorum, zira güzel bir eser. )

    Bu eserin ismi için yayınevinin önerisi ilk önce "Bir Ahım Var Diyarbakır" olmuş. Ancak Diken, birden fazla, yüzlerce hatta binlerce ah olduğunu dile getirerek "Bir" kısmını çıkarmış. Hrant Dink'in, Yılmaz Güney'in, Ahmet Kaya'nın, Arame Dikran'ın, Ahmed Arif'in, Nişan Usta'nın, Sami Hazinses'in, William Saroyan'ın, Sarnisli Avedis'in, Bayzar Baco'nun ve Nasra Şimeneshindi'nin ahlarının da yükselerek bu çığlığı büyüttüğüne tanık olmamız da cabası...

    Eser boyunca , Hasırlı Mahallesi'nin ya da Haoma Kitabevi'nin dili olsa da konuşsa dedim amma velakin biliyordum ki koparılmıştı dilleri...

    Kitap kapağına ise Agos Gazetesi fotoğraf editörü Berge Arabian'ın,
    2014 yılında Diyarbakır'ın Sur ilçesinde çekmiş olduğu "Hasret:Bir Yolculuk Hikayesi" adlı fotoğrafı hayat vermiş.

    Yaşanmışlıklar ile yoğrulmuş enfes bir kalemden çıkmış bu denemeleri tüm arkadaşlarımın okumasını öneririm...

    Okurken de Ahmet Kaya'nın o muhteşem sesinden Diyarbakır Türküsü dinlemeyi lütfen ihmal etmeyiniz :

    "Diyarbakır ortasında vurulmuş uzanırım
    Ben bu kurşun sesini nerde olsa tanırım
    Bu dağlarda gençliğim cayır cayır yanarken
    Ay vurur gözyaşına ben gecede kalırım

    Üzülme sen, üzülme başını öne eğme
    Gün olur kavuşuruz, dert etme Diyarbakır
    Yüreğîni dağlama, kanlı bezler bağlama
    Bu yangın söner birgün , ağlama Diyarbakır

    Diyarbakır yolunda toz olmuş dağılırım
    Bu hırçın depremlerle sarsılırım kanarım
    Arkadaşların yüzü ağır ağır solarken
    Gün doğar yaylalara, kahrımdan utanırım... "