"Kılıcın soğuk çeliği ile kalbin eti arasında sadece dört saniye..."
Tıp ilmine göre, şah damarı ve kalbi parçalanan bir bedenin bilincini tamamen yitirmeden önce tam 4 saniyesi vardır. Beyindeki nöronların oksijensizliğe teslim olmadan önceki o son, çaresiz ve karanlık direnişi... Peki ya ruh? Ruhun saati, dünya saatlerinin o cılız tıkırtılarıyla ölçülebilir mi?
S. Pinhân, AN isimli bu sarsıcı eserinde, zamanın yatay akışını —yani kronolojik saniyeleri— sert bir kılıç darbesiyle kesiyor ve bilincin o dipsiz, dikey mahzenini aralıyor.
On binlerce saat boyunca tırnaklarla kazınarak yükseltilen devasa imparatorluklar, aşılmaz sanılan korunaklı duvarlar ve banka hesaplarında büyütülen o ruhsuz rakamlar, ölümün o dar kapısında birer saman çöpü gibi savrulurken; insan kendi inşa ettiği kibir kalesinin kâğıttan bir şato gibi yıkılışını nasıl seyreder?
AN, dünyada güç, itibar ve hırs adı altında örülen mühürlü duvarların, insanın kendi sonuyla nasıl birer hapishaneye dönüştüğünün edebi bir otopsisidir. Kılıcın tene ilk teması ile mutlak sessizlik arasındaki o 400 saliselik uçurumda, koskoca bir ömrün hakikatine şahitlik edeceksiniz.
Oyun bitti, perde indi, sahte tanrılar yıkıldı. Geriye sadece o tek, o kaçınılmaz ve mutlak olan hakikat kaldı.
Biyolojik saatinizin o inatçı tıkırtısı susup ebedi bir uyanışın dehşetli başlangıcı yaklaşırken kendinize şu sarsıcı soruyu sormaya hazır mısınız: On binlerce saatlik bir ömür, dört saniyelik bir hakikate yenilir mi?
Zira bazen bir an, bir ömürden daha uzundur...