Dakke’nin sandığındaki mavi bohçada sır gibi sakladığı da buydu. Sadece Fatıma ananın eli değildi sandıkta sakladığı; Dakke geçmişini, öyküsünü, inancını, ailesini, değerlerini ve Dakke’yi Dakke yapan kimliğini kilitlemişti sandığa. Kazımıştı toprağı, gömmüştü geçmişini. Betonla örtmüştü üstünü. Üzerine toprak atmış, toprağa da asma tohumları serpmişti. Tohumlar filizlenmiş, üzümler olgunlaşmıştı. Yaşananlar unutulmaya başlarken ölüm kapıyı çalmıştı. Ölüm, kardan sonra beliren güneş gibi her şeyi gün yüzüne çıkarmıştı. Yüzündeki hüzün bana miras kalan Dakke’m. Hüznünün, gizeminin sırrı buydu. Bu sır ki beni yolculuklara çıkaracak…