Prof Dr. Cevdet Bayburtluoğlu’nun Arkeoloji kitabını bir sahafta bulduğumda onun bu kadar öğretici ve faydalı olacağını hiç düşünmemiştim.
2000-2500 yıl önce Herodotos’un Tarih, Ksenophon’un Anabasis, Strabon’un Coğrafyası’nda içinde insan yaşarken anlattıkları şehirlerin geçmişi ve bu günlerini okumak benim için büyüleyici ve çok öğreticiydi.
Kitapta Anadolu’da bulunan 78 antik şehir/devletin geçmişi, antik yapıları, kimlerin kazı yaptığı gibi özet bilgiler okuyucuyu sıkmadan fakat hatırda kalacak şekilde yazılmış.
Kitapta benim en çok ilgimi çeken antik şehirlerdeki, sosyal yaşam, din ve Tanrı anlayışıydı.
Eserden anlaşıldığı kadarıyla antik Anadolu insanı belki şimdikinden daha çok okuyor, yazıyor, kültüre, sanata, eğitime daha çok önem veriyordu.
Zira gördüğümüz kadarıyla tüm şehirlerin, bütün şehri içine alacak kadar büyük tiyatroları olduğu gibi, eğitim, kütüphane, hamam, müzik, eğlence, spor salonları, temiz su kaynakları, kanalizasyon sistemleri vardı.
Antik insanın pek çok Tanrıları, pek çok mabet ve sunakları olmasına, tanrılara pek çok kurban kesmelerine rağmen kimseye “benim Tanrım senin Tanrından daha iyi, sen de benim dinime inan, yoksa seni ibadet olsun diye boğazlarım” demiyorlardı.
Din için insan boğazlama ve din savaşları anlayışı bize Pagan dinlerden değil, İbrahim’i (Yahudilik-Hristiyanlık-İslam) dinlerden miras kalmış gibi görünüyor.
Şimdi olduğu gibi antik şehirlerin de ana gelir kaynaklarının Tanrılar, dinler, mabetler, sunaklar, yağma talan, savaşlar ile insan/köle ticareti olduğu anlaşılıyor.
İbrahim’i dinler gösterişli mabetleri, insana tapmayı lanetlediği halde, Cami, Kilise ve Havralardaki gösteriş, israf ile lidere/krala tapınmanın, onları Tanrılaştırmanın bizlere pagan dinlerden miras kaldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Ateistlerin bu