Yunanistan'da, Türkiye'de, bir süre sonra da diğer Balkan ülkelerinde fotoğraf çekmeye başladığımda amacım gerçekliği tarif etmek değildi. Nesnel doğru ifadesine asla inanmadım.
Balkan halklarına bakarken akıl yürütmeden, yüreğimle kapıldım büyüsüne. Duygularım her zaman olumlu değildi, aslında sık sık dayanılmaz bir şekilde öfkeleniyordum. Birkaç haftalığına eve döndüğümde konuşmak bile istemedim. Aradan bir süre geçince özlemeye başladım ve geri gittim.
Balkanlarda olaylar, çoğunlukla duygularla veya geçmişin idealize edilmesiyle tanımlanır, asla Batı türü bir uslamlamayla değil. Bu patlamalı bölgede yaşam akıl dışılığa yakın alışılmadık bir ritim izler. İçtenlikten nefrete, barıştan savaşa, kutlamadan katliama geçiş, apansız gerçekleşebilir. Burada dönemin sembolleri, harap olmuş evler ve yıkılmış anıtlarla dolu bir görünüm arz eder, yıkılan umutları ve inançsızlığı anlatırlar. Aynı anda hem saf hem de tehlikeli olabilen bu dünya, çatışan kimliklerin dokuduğu alevli bir halıdır.