Ben Sen Biz; Farklılık Kültürüne Doğru

Luce Irigaray

About Ben Sen Biz; Farklılık Kültürüne Doğru

Ben Sen Biz; Farklılık Kültürüne Doğru subject, statistics, prices and more here.

About

Ben ve sen arasında birbirine indirgenemez farklılık olmadan biz mümkün değildir. Biz’in bu en mahrem ve evrensel, gündelik ve kutsal yeri, kadın ve erkek arasında konumlanır. Gerçekten iki olduklarında kadınlar ve erkekler birbirlerini sevebilirler ve birlikte yaratabilirler. Böyle bir dünya karşısında çok küçüğüz: Özellikle anneler ve kız çocukları arasında, kadının kendisiyle ve diğer kadınlarla ilişkisinde ortaya çıkan ve telafi edilmesi gereken kültürel gecikme nedeniyle, hâlâ yetişkin ve sevenler/sevgililer olmaktan çok, çocuğuz.  Ben Sen Biz, kadınların hak, iş, dil, din alanlarında erkeklerin uygarlaşmış başlarını oluşturduğu doğal bedenler olmamalarının belirli yolları ve yöntemleri üzerinde duruyor. Ayrıca sözle, güzellikle, (doğal ve tinsel) annelikle, yaşla ve sağlıkla ilişki açısından kadına nasıl dönüşüleceğini ele alıyor. Kadınlar ile erkekler arasındaki farklılık uzamlarını inşa ederken iki cins arasındaki eşitsizliklerin giderilmesi ve çözümlenmesi kaygısını taşıyor. Luce Irigaray (Tanıtım Bülteninden)
Estimated Reading Time: 4 hrs. 1 min.Page Number: 142Publication Date: October 2006Publisher: İmge Kitabevi YayınlarıOriginal Title: Je, tu, nous
ISBN: 9789755335070Country: TürkiyeLanguage: TürkçeFormat: Karton kapak
Reklam

Book Statistics

Reader Profile of the Book

Kadın% 75.7
Erkek% 24.3
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş

About the Author

Luce Irigaray
Luce IrigarayYazar · 8 books
Luce Irigaray (3 Mayıs 1930, Belçika), yapısalcılık sonrası gelişen ve etkili olan Fransız feminist felsefenin ünlü üç isiminden biridir. Bu eğilime postmodern feminizm denilmesi de söz konusudur. Feminist teorisyen, psikanalizci ve edebiyat kuramcısı. Fransız feminizminin kendisiyle birlikte diğer önemli iki ismi Hélène Cixous ve Julia Kristeva'dır. Her biri kendi başına ve özgün bir düşünür olan bu üçlü, hem feminist felsefenin hem de daha kapsamlı olarak genel kuramsal alanın en etkili düşünürleridir. Irigaray'da diğerleri gibi Lacancı psikanalizden etkilenmiştir, ve diğerleri gibi o da öznellik, cinsellik, dil, arzu gibi meselelerde önemli açıklamalar getirmiştir ve bunlar üzerinden etkili bir kuramsal alan oluşturmuştur. Luce Irigaray, felsefe çalışmalarına psikanalizi dahil eder; bir yandan sürekli bir ilgi olarak Alman felsefesine göndermede bulunur hem de öte yandan Jacques Lacan ve Jacques Derrida gibi yapısalcılık sonrası teorinin önemli isimlerini değerlendirir. Bu bakımdan onun çalışmaları hem derinliği hem de çok yönlülüğüyle güç okunabilen ya da anlaşılabilen çalışmaların bir parçasıdır. Irigaray'ın kuramsal terimlerini, çalışmalarının sürekliliğinde devamlı olarak gündeme getirdiği ve yeniden tanımlama çabası içinde olduğu söylenebilir. Genel savı bakımından Irigaray, özellikle felsefede ataerkillik eleştirisi üzerinde yoğunlaşır ve kadının yeni bir dil ve yeni bir söylemsellik gereksini içinde olduğunu belirtir. Bu bağlamda ikili bir yönelimi olduğunu söyleyebiliriz: Birincisi ataerkilliğin felsefe alanındaki yerini ve boyutunu incelemek; ikincisi ise buna karşıt olarak dişil kimliği tanımlamak. Tam da bu noktada temel bir sorunla karşılaşır Irigaray; ataerkil çerçeveye teslim olmaksızın bu ikili işlem nasıl gerçekleştirilebilir. Bu noktada kadın ile erkek arasındaki düzeni ve iktidar dengesini tersine çevirmektir. Kadına özgü toplumsal bir formun geliştirilmesi için düşünceler üretir. Bunun dişil öznelliğin oluşturulmasıyla gerçekleşeceğine inanır ve dolayısıyla kadını erkekleştiren mevcut sistemin dilini ve terimlerini kabul etmenin bir tehlike oluşturduğu düşüncesinden hareket eder. Burada kadın erkek eşitliği fikri reddedilir, asıl mesele erkek gibi olmamak olarak ele alınır. Birinci dalga feminizm ve ikinci dalga feminizmlerde görülen eşit ücret, eşit haklar için mücadele bu durum içinde ikincil dereceden öneme sahiptirler. Asıl mesele toplumsal, kültürel ve dilsel sistemin kendisiyle mücadele edebilmektir. Irigaray için kadının toplumsal dışlanması ve felsefeden dışlanması bir ve aynı sürecin ürünüdür. Mitolojileri ve Platon'dan itibaren felsefi söylemi inceleyerek bu düşünceleri temellendirir. Örneğin Platon'un ideal devletinin göründüğünün aksine eşitlikten uzak olduğunu, oradaki kadınlarında "erkek" olarak bulundukları tekcinsiyetli bir yapıda olduğunu belirtir. Mitolojik söylemde ise Medusa ve Antigone hikâyeleri Irigaray'ın önemle üzerinde durduğu hikâyelerdir.