Bir Delinin Hatıra Defteri

·
Okunma
·
Beğeni
·
75,6bin
Gösterim
Adı:
Bir Delinin Hatıra Defteri
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752402034
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Olympıa Yayınları
Oğuz Aktürk
Oğuz Aktürk Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
223 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Gogol'ün kitaplarını hangi sırayla okuyabileceğinizi anlattım: https://youtu.be/D98bVL1lQrg

Kitap, Neva Bulvarı, Burun, Portre, Palto, Bir Delinin Anı Defteri, Fayton adlı eserlerden oluşmaktadır.

Neva Bulvarı, Bağdat Caddesi, Şanzelize... Hiç fark etmez. Hepsi benzer özellikte caddeler. Sosyetik insanların ayak bastığı hatta bastıkları yerleri de sosyetikleştirdiği dünyanın çeşitli yerlerinden caddeler bunlar. Ortak özellikleri ise ışıl ışıl olmaları, rengarenk bir renk cümbüşü içerisinde insanlara lüksü, gösterişi, kapitalizmi, zenginliği ellerinden en göz boyayıcı şekilde nasıl geliyorsa o şekilde halka sunmak.

Fakat... O da ne? Neden böyle sokaklardaki insanlar aslında siliktir hep? Yoksa parası olmayan silinmeye mahkum mudur? Üst ve alt sınıf, rütbe ayrımları olduğu sürece renkler bile bu tür sosyetik caddelerde üstlere gider. Altlara inmeyi hiç istemezler. Sınıflaşan hava bile bir süre sonra yükselebilir. Sanki her yer rengarenk bir göz boyama tablosu gibidir. Gittiğiniz devlet daireleri bile o göz boyayıcı renklerle çepeçevre sarılmıştır. Renklerin ve paranın göz alıcılığının bu kadar insan gözüne sokulmaya çalışıldığı yerde, sokaklarda içleri ve beyinleri boşaltılmış insanların gezmesinin ne önemi vardır ki zaten?

Çizimleri yaptıktan sonra bile insanların teker teker silinmelerinin ardından onları tekrar çizmem ne kadar da acıydı öyle. Sanki kişiliklerini kendilerine hatırlatan ben gibiydim. Belki de bütün bu insanların devlet dairelerinde kalem memuru olmalarının silikliği benim kalemime de bir çağrı yollamış olabilirdi.

Mega şehirler insanı yer yutardı, bu dünyanın her yerinde değişmeyen bir kural gibiydi. Neva Bulvarı da aynı şekilde parası olmayan insanları içinde yok eden bir girdaptı. Hoş geldiniz diyordu içinde barındırdığı insanlara fakat boş gidiyordunuz farkında olmadan.

- Burun kısmını anlattığım yer spoiler içerebilir. Kitabı okumayanlar bu kısmı okumasa daha iyi olur ama çizimlere bakmakta pek sakınca olmaz.-

Düşünün, bir gün bakkaldan her gün aldığınız gibi bir ekmek almışsınız ve kestiğiniz o ekmeğin içinden başkasına ait bir burun çıkıyor... Nedir bu acep?

İnsanların yüksek rütbe, gösteriş ve sosyete hayalleri arasında belki bir gün siz de burnunuzu beraberinde kılıcı ve kafasında asil şapkasıyla sizin hayatınız boyunca hayal ettiğiniz mekanlara giderken, kadınlarla konuşurken ve caka satarken bulabilirsiniz.

Bütün insanların gözü yükseklerdedir aslında. Bu da insanların "burnu büyük" olmalarını sağlayan ilk etmendir. Gogol'ün de dediği gibi burnunu yüksek rütbelerde gören bir Burunov'un yerine bütün herkes bir gün Burunov olma arzusu içerisinde yanıp tutuşabilir. Biz en çok egomuzu beslemeyi severiz çünkü.

Kitabın portre kısmı ise en sevdiğim kısımdı. Zweig'ın anlatımına da benzeyen heyecan süreçleri, kitaptaki gerilimin ve heyecanın yükseldiği yerlerle beni tam bir etki çemberi içerisine aldı da diyebiliriz.

Aslında biz de çoğu zaman bakmaya dayanamadığımız gözlere bakarız Portre kitabındaki gibi. "Gözlerin anlatıyor her şeyi." demeyi istediğimiz insanlara bakar dururuz Athena'nın dediği gibi. Fiziksel detaylardan ziyade en çok detayı gözlerin tam da derinlerinde buluruz. Bu gözlerin içinde neler neler yoktur ki... Para kazanma hırsı, rütbe hırsı, insanların diğer insanları ezme kibirleri ve daha niceleri...

Fakat, Fernando Pessoa dememiş miydi "Ne zevk, ne ün, ne iktidar: özgürlük, yalnız özgürlük." diye? Ne kadar bu hırslar içerisine hapsolursak o kadar da özgürlüksüzlüğümüze hapsolurduk bir bakıma. Hırs ve para yönünden ise fakirsen hiçbir anlam ifade etmezdi varoluşun. Sosyete seni şehrin o kaotik ortamında yok ederdi.

Dostoyevski dememiş miydi "Hepimiz Gogol'ün Palto'sundan çıktık." diye? Gerçekten de Dostoyevski, Çehov, Tolstoy, Gorki, Turgenyev ve daha nicesi bu paltodan çıkmış gibiydi. Memurların ve özellikle de kalem memurlarının delicesine sıkıcılıktaki rutin hayatları, Kafkaesk bürokratik hiyerarşi dünyasının bize hatırlattığı kasvet, hakim, savcı, kaymakam, vali gibi önemli devlet adamlarının insanı gerim gerim germesinin öyküsüdür diyebiliriz bir bakıma Palto'ya.

Bir Delinin Anı Defteri'nde harika sosyete ve popülist kültür eleştirilerini bulabileceğimiz, Fayton öyküsünün son sahnesiyle de insanların elde ettiklerinin iç görünüş ve dış görünüşleri, rütbeleri orantısında elde ettikleri hürmet konularına eğilen Gogol'ün bu kitabını çok sevdim.

Her yol Roma'ya çıkmaz ama Neva Bulvarı'na çıkabilir.

Bu incelememin daha detaylı ve kitapla ilgili çizimler içeren hali için blog'uma da bakabilirsiniz : https://kitapciziyorum.blogspot.com.tr/...eri-palto-burun.html
128 syf.
·2 günde·Puan vermedi
NOT : Kendisini deli gibi hissedenler veya Antarktika da yangın çıksa bile şaşırmayanlar için tavsiye edilir. :) Gerçekçi ve çabuk sıkılanlar için tavsiye edilmez.


Bir Delinin Hatıra Defteri, içerisinde 3 öykü bulunan, okuyucuyu sıkmayan güzel bir eserdi. İlk öykü de insanlara ettiği argo cümleler çok komiğime gitmişti. Hemen paylaşayım bir tane :

" Tanrı onun belasını versin! Çünkü onun suratı bir ilaç şişesine benziyor" :))

Lütfen kitaptaki olayları ciddiye alıp saçmaladığını düşünmeyin. Bir delinin gözünden görmeye çalışın. Bahsedilen her durumda komik bölümlere gülüyorsanız, bu hatıra defterindeki deliden diğeri de siz olabilirsiniz :)

İkinci öykümüz " Palto" aslında birincisine göre komedisi az, tradejisi fazla olması yönünden gerçek hayatla bağdaştırılacak gerçekçi bir öyküydü. Üzülebilirsiniz dikkat edin...

Üçüncü ve son öykümüz "Burun", lütfen koltukları geriye alın ve uçuşa hazır olun. Tam bir zırdeli öyküsüydü. :)


Genel olarak kullanılan dil muhteşemdi. Okuru ara ara bilgilendirerek çok da sıkmayarak güzel bir eser bırakmış sevgili Gogol. Ve inanın harika mesajlar var. Güldürüp düşündüren harika mesajlar... Ben herkesin okumasını tavsiye ederim tabii yukarıdaki şartlara uyulduğu takdirde :) keyifli okumalar
  • İvan İlyiç'in Ölümü
    8.3/10 (3.718 Oy)3.177 beğeni12,2bin okunma9,8bin alıntı56,1bin gösterim
  • Dorian Gray'in Portresi
    8.8/10 (7,3bin Oy)6,8bin beğeni20,1bin okunma59,5bin alıntı173,8bin gösterim
  • Babaya Mektup
    7.8/10 (3.537 Oy)3.173 beğeni13,3bin okunma13bin alıntı58,7bin gösterim
  • Oblomov
    9.2/10 (4.415 Oy)4.581 beğeni11,2bin okunma37,7bin alıntı114,3bin gösterim
  • Don Quijote
    8.6/10 (2.775 Oy)2.779 beğeni11,2bin okunma11,5bin alıntı77,5bin gösterim
  • Palto
    8.5/10 (4.004 Oy)3.552 beğeni14,1bin okunma4.150 alıntı66,4bin gösterim
  • Yüzbaşının Kızı
    8.0/10 (2.770 Oy)2.501 beğeni11,2bin okunma4.829 alıntı58,3bin gösterim
  • Dörtlükler
    8.6/10 (2.638 Oy)2.682 beğeni9,5bin okunma26,6bin alıntı52,7bin gösterim
  • Macbeth
    8.6/10 (2.169 Oy)2.120 beğeni8bin okunma11,1bin alıntı49,6bin gösterim
  • Beyaz Geceler
    8.2/10 (7bin Oy)6,4bin beğeni25,7bin okunma33,6bin alıntı150,2bin gösterim
Murat Ç
Murat Ç Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
223 syf.
·25 günde·Beğendi·10/10
Dostoyevski'ye "hepimiz Gogol'un Palto'sundan çıktık" dedirten güç, bize kim bilir neler dedirtebilir? Hayal gücümüzü daha ne kadar zorlayabilir, nasıl bir kelime bulabilir, ne sunabiliriz?

Öykü, Neva Bulvarı’nın anlatımı ile başlıyor, öyle bir tasvir ediyor ki Gogol, kendimizi tüm ayrıntıları ezberlerken buluyor, zihnimizde canlandırıyoruz. Aniden, kendimize gelmemizi sağlıyor Nikolay. Öyküye yavaş yavaş girdiğimizde ise, kadınlar üzerinden mesajlar gelmeye başlıyor. Bir kadın için ne kadar ileri gidebilirsin? Öyle çılgın bir tutku hayal edin ki, o tutkunun kurbanı olun. Neva Bulvarı Piskarev’in saf duygularının naifliği içinde kaybolurken, müthiş bir ironi ile Burun’ a konuk oluyoruz.

Nasıl bir anlatımdır, nasıl bir ironidir, insanların birbirini aşağıladığı ast-üst ilişkisi nasıl bir görmemişliktir. Bunu bize, en üstü "kapalı" şekilde anlatıyor. Hiyerarşi üzerinden, dönemi eleştirme şekli, bizi hayran bırakıyor. Bürokratik dokundurmalarla atıfta bulunuyor.

Portre ile, zenginliği, fakirliği test ediyor, paranın mutluluk getirip getirmediğini sorguluyoruz. Yeteneklerimizin bizi nereye götüreceğini iyi analiz etmemiz gerektiğini, kısacası “Ne dilediğimize dikkat etmememiz” gerektiğini söylüyor bize, “Portre”. Zengin olmak için ne kadar ileri gidebilirsin? Para için Sanatını feda eder misin? İç Huzur mu, Maddi huzur mu önemlidir? Bu sorulara kendi içimizde hesaplaşarak cevap buluyoruz...

*****“Palto” ile baştan başa çöküyoruz. Bu nasıl bir anlatımdır, bu nasıl bir öykücülüktür. Okurken, üzüntüden kederlendim. Hemen sahip olduğum her şeyi sorgulamaya başladım. Komik gelebilir ama internet üzerinden beğenerek almış olduğum üç adet kıyafeti geldiği günün ertesi günü geri gönderdim. Bir kitap bunu başarabiliyorsa, ders verebiliyor ve sorgulatabiliyorsa daha ne istenebilir ki? Hayatımızda nelere ihtiyaç duyup duymadığımızı iyi belirlememiz gerekiyor. Bir ayakkabı ihtiyaçtır, sonrasında aldıklarımız lükstür. Bir palto ihtiyaçtır, sonrasında aldıklarımız lükstür. Günümüzde ihtiyaçlarımızı, ihtiyacımıza göre değil, şımarıklığımıza göre verdiğimizi kabul edersiniz umarım. Paltoyu okuyunca, içinizde bu yargının azıcıkta olsa değiştiğine kanaat getirmediyseniz, bence kitabı boşuna okumuşsunuz demektir. Akaki Akakiyeviç’in hikayesi, hepimizin hikayesidir.

“Bir Delinin Anı Defteri” ile bir memurun gerçek hayattan koparak, nasıl dağıldığına şahit oluyoruz. Gülerek okusam da, insanların nasıl bir ruh hali ile yaşadığını düşünmeme sebep oldu. Her sayfası, ayrı bir delilik barındıran bu öykü, nasıl normallikten deliliğe adım attığımızı, yavaş yavaş, tane tane anlatıyor bize. Hayatın bize ne vereceğini bilmiyoruz. Bugünü yaşarken, kıymetini bilmeliyiz. Yarın ne olacağımız uçsuz bucaksız bir çöl gibi belirsizdir.

“Fayton” Gogol’un dalgın bir tanıdığına ithafıdır. Bu hikaye de ise dalgınlığımızın, unutkanlığımızın nelere sebep olacağı net olarak anlatılmaktadır. Söz vermeden önce, neye söz verdiğimize dikkat etmeliyiz. Söz verirken, neyi ne kadar yapabileceğimizi, sözümüzü tutup tutamayacağımızı iyi düşünmeliyiz.

İncelememi bitirirken, kitabı okuduğum esnada yazmış olduğum iletiyi sizlerle paylaşmak istedim;

Tolstoy, Dostoyevski, Cehov ve Gogol okuduğumda RUH halim kesinlikle değişiyor. İbret-i alem öyküleri, duygu anlamında beni göğün en tepesine çıkarıyor. Sahip olduğum manevi değerleri ayrı tutarsak, maddi olarak ta sahip olduğum küçücük bir toplu iğnenin bile ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor. 'Yemek' konusuna hiç girmiyorum bile... Doğru şeylere şükrettiğimiz sürece, olan ve olmayan şeylerin değerini her zaman bileceğiz. Yanlış şeylere şükrektiğimizde ise hiç bir şey bilemeyeceğiz. Unutmayalım ki; şuan ne halde olursak olalım; daha kötü olabileceğimizi, o yüzden elimizde olan/olmayan en küçük maddi/manevi değerin kıymetini bilmemiz gerektiğini kendimize hep hatırlatmalıyız.

"Ne oldum değil, ne olacağız" diyebildiğimiz ve hiç kimseye yüksekten bakmadığınız sürece; yokluğun ve bolluğun kıymetini daha iyi bileceğiz. #27817921

Kitabı şiddetle öneriyor, herkese iyi okumalar diliyorum.

Sevgi ile kalın efendim..
Özlem
Özlem Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
223 syf.
·11 günde
Yaratıcı zekasıyla insanı hayran bırakan bir yazarın mizah ve hiciv birleşimini okumamızı sağladığı kitabıdır. Çehov’dan tutun da Dostoyevski’ye kadar pek çok edebiyatçıya ışık olmuştur Gogol. İnceden inceden eleştirir bürokrasiyi, adaletsizliği, sıradan insanın yaşadığı acılara sebep olanları... Betimlemelerin etkileyiciliği büyüleyici!

NEVA BULVARI:
Gerçek hayattan bir örnek vermek gerekirse İstiklal Caddesi’ne; sanal dünyadan örnek vermek gerekirse instagram güzel bir örnektir Neva Bulvarı’nın karşılığına. Burada herkes en güzel hallerini en soylu ve beğenilesi şekliyle sunar birbirine. Aynı bizim hayatlarımızdaki gibi... Özellikle kadınlara inanmayın der Gogol, tıpkı kadınlarımıza inanılamadığı gibi... Yukarıdan aşağıya yaklaşan bir kamera misali yaklaşır seçeceği karakterlere doğru yazar. Birbirine göre iki zıt karakteri ortak bir amaç uğrunda birleştirir. İdealize kadın! Bir ressam bembeyaz Rus alemine nasıl ki renkler katmak istiyorsa öyle renklendirerek canlandırır hayalindeki kadını da zihninde. Bu kadın bir hayat kadını olsa da, onu sadece bir müşteri olarak görse de, bu hayatın zenginliğini sevse de, ressamın kahrından intihar edip ölmesine neden olsa da... Diğer kahramanımız olan asker ise, güzel gördüğü ve elde edemeyeceğine dair kuralları yıkmak istercesine bir evli kadına aşık olur. Hem de kocasının gözleri önünde bu kadını baştan çıkarmaya çalışarak! Neden? Fethetmek ister çünkü bir asker olarak. Nasıl ki ressam hayalini canlandırmak isteyip başarılı olamasa da bunu denemişse, işte öyle...

BURUN:
Bir burun insanın hayatında ne kadar yer edebilir ki bir gün kaybolduğunda onu her yerde fellik fellik arar insan? Öyle fantastik bir öyküdür ki bu mest eder insanı! Burun metaforu; pislik, kimlik, kibir, ömür boyu büyüyen ve yalan sembolü bir organ, pinokyo çağrışımı, deyimlere işlemesiyle zihnimize işleyen bir sözcük, estetik yaptıranların ilk aklına gelen ilgi çekici yerlerden biri... Ne zaman ki bir burun ihtiyacı kalmaz, o zaman döner yine kişiye yapışır o burun. Öyküdeki ilginç noktalardan biri de burnun kaybolduğunda bir berberin ekmeğinden çıkmasıdır. Neden bir emekçinin ekmeği? Çünkü ekmektir aslolan ve ekmeği kibirle kirletmek kabul edilmemelidir. Bu yüzden karı kocanın arası dahi açılma noktasına gelebilir. Büyülü gerçekçilik akımının önünü açmasına en güzel örnektir bu öykü.

BİR DELİNİN HATIRA DEFTERİ:
Hepimiz delirmişsek de farkında değilsek? İnsan delirdiğini anlamazmış derler. Belki de bir deliliktir yaşanan dünyada uzun yıllardır. Şaka bir yana delirmek insana iyi hissettiriyorsa kahramanımız İvanoviç gibi belki de en güzelidir. Zengin kız fakir oğlan mitinin en güzel ve trajik olanından, sınıfsal farklılık örneklerinden. Günlük tutan ve hayata bağlı kalmaya çalışan en tatlı deli... Hayallerindeki kadına ulaşamıyorsa kişi gerçek hayatta, delirme hakkını kullanabilir zihin! Yaşasın özgürlük, yaşasın delilik, kahrolsun insan ezen zihniyet! (Gogol’ün de ruhsal buhranlar sonucu delirme noktasına geldiği ve intihar ettiği unutulmamalıdır.)

PALTO:
En meşhur, yürek dağlayan, kalbi sızlatan Gogol öyküsüdür! Sıcak yaz günlerinde değeri bilinmese de soğuk Rusya kışında hayatta kalmanın anahtarıdır palto. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde beslenmeden güvenlik gibi en alt seviyedir ısınarak hayatta kalabilmek. Peki elli yaşlarında bir adam ömür boyu yediğinden içtiğinden dahi kısarak aldığı paltoyu belli olmayan birine kaptırırsa nolur? Kimdir onun paltosunu alan? İnsan mı sistem mi? Akaki Akakiyeviç, o kadar sıradan bir memurdur ve sessiz, çalışkandır ki kendimizden biri olarak severiz onu. Palto, günümüz insanı için başını sokabileceği bir evdir çoğu zaman, bir emekli maaşıdır. Elinden alındığında can verecek kadar korktuğu...

PORTRE:
Şeytani bir portreye sahip olmak için, borç batağında olup ev kirasını ödeyemeyecek durumda bile elindeki avucundaki parayı kim verir? O şeytani portrede kendinden bir parça gören mi sanata aşık olup portrenin gerçekçiliğine hayran olan mı? Her ikisi de belki de. Sanatçı, resim yapmak ve dünyayı güzelleştirmek isterken dünyanın maddiyatçılığıyla mücadele edemez ve para hırsına kapılırsa kimi suçlarız? Sanatçı özgür bırakılsa bir tuval kadar temiz kalarak eserler sunmalıdır diye düşünür yazar. Öteki türlüsünde ise beyaz tuvalin kirlendiğinde çok daha fazla kirli görüleceğini de hissettirir bize. Vicdan muhasebesi öyküsü tam olarak budur!

Güldürürken düşündüren, düşündürürken kederlendirebilen bir kitaptır bu okunması gereken.
Semih
Semih Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
224 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bu kitabı okuyana kadar hiç Nikolay Vasilyeviç Gogol eseri okumamıştım. Açıkçası Dostoyevski'nin kalemine hayran bir okur olarak kendimi Gogol okumamış olma konusunda eksik de hissetmiyordum. Fakat Gogol'u okumaya başladıktan sonra kafamda onlarca soru işareti oluşmaya başladı. Acaba yıllardır kafamdaki o büyük tahta oturmuş olan Dostoyevski'nin tahtı sallanmaya mı başladı?

Gogol, Dostoyevski'yi kafamdaki tahtından indirebilir mi, bilmiyorum; ama büyük bir şiddetle tahtını sarsacak gibi görünüyor. Yine de erken konuşmak istemiyorum. Çünkü henüz 1 adet Gogol kitabı okudum. Önümüzdeki günlerde 3 kitabını daha okuyarak bu konuda değerlendirme yapmak için kendimi daha yetkin bir hale getireceğim. Bakalım önümüzdeki günlerde Rus yazarlardan hangisi benim için ilk sırada yer alacak...

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarının yayımlamış olduğu bu kitap, Gogol'un 6 öyküsünden oluşmakta. Öykülerin isimleri: Neva Bulvarı, Burun, Portre, Palto, Bir Delinin Anı Defteri ve Fayton... Öyküleri tek tek yorumlama yoluna gitmeyeceğim. Merak edenler, öykülere ilişkin değerlendirmeleri gerek bu siteden gerekse başka yerlerden kolayca bulabilir. Kısaca yorum yapmam gerekirse, Fayton öyküsü hariç diğer 5 öyküyü de muazzam buldum. Okurken daha önce okuduğum birçok kitabın, izlediğim birçok filmin, "klasik" olarak adlandırılan birçok kitabın bu öykülerden faydalandığını gördüm. Özellikle bu durum beni oldukça etkiledi ve Dostoyevski'nin neden, "Hepimiz Gogol'un Palto'sundan çıktık," dediğini daha iyi anladım. Sonra kafamda bir soru işareti daha oluştu:

Acaba Dostoyevski "hepimiz" derken, sadece Rus yazarları mı kastetti, yoksa evrensel bir tespit mi yaptı?

Gogol'un beni en çok etkileyen yönü, nefis betimlemeleriydi. Biliyorum, özellikle son dönem okurları uzun betimlemeler içerisinde boğulmak istemiyor. Kitapları birer "hap" gibi görüyor ve verilmek istenen mesajı hemen alıp başka ufuklara yelken açmak istiyor. Bu konuda onları eleştirmiyorum. Sonuçta arz-talep meselesi tamamen. Eğer öyle bir okursanız Gogol'dan uzak durun. Size vereceği hiçbir şey yok. Fakat benim gibi, doyurucu betimlemeleri seviyorsanız, sadece bir cümlenin kuruluş biçimine hayranlıkla bakıp cümlenin içerisindeki kelimelerin duruşu size mutluluk veriyorsa, Gogol'u mutlaka okumalısınız. Ben böyle bir betimleme yeteneği (sanırım) görmedim...

Gogol, betimleme yeteneğinin yanında, eleştirel bakış açısı ve espri anlayışıyla da okuru hiç sıkmıyor. Yer yer güldürüyor, yer yer moralinizi bozuyor. Fakat ne yaparsa yapsın, verdiği edebi lezzeti bir gram kısmıyor. Doyasıya edebi lezzeti alabiliyorsunuz. Tabii yabancı bir yazarın eserlerinden edebi lezzet almak zor olabiliyor. Kitabı okurken hiç de yabancı bir yazarı okuyormuşum gibi hissetmedim. Bu sebeple çevirmen Mazlum Beyhan'a teşekkürlerimi sunarak yazımı sonlandırıyorum.

Keyifli okumalar.
İbrahim (Sisifos)
İbrahim (Sisifos) Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
223 syf.
·Beğendi·10/10
Gogol 'un bu eserini okumadan önce sadece Puşkin ile beraber rus edebiyatının kurucusu olduğunu ve Dostoyevski'nin 'Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık. ' sözüne mazhar oldugunu biliyordum. Neler yoktuki o paltonun altında, tum otoriteler tarafından dunyanın en ıyı iki romanı kabul edilen Anna Karanına ve Karamazov Kardesler, devasa kalınlıkta kült eserler, etkiledikleri yazarlarıda sayarsak neredeyse dünya edebiyatının yarısı. Hem sadece romanda değil çehov ile beraber dünya hikayeleri de.
İşte bu düşünceler etkisinde Gogol'un kitabını aldım. Beklentım rus edebıyatının karamsar havası düşünüldüğünde çok felsefik, psıkolojık bir kıtap oldugundan yanaydı. Ancak okumaya başladığımda öylesine güldüm eğlendimki, şu an 'ne adamdı be' demeden edemiyorum. Ayrıca okuru güldürürken dönem Rusya sını da çok ince bir şekilde eleştirmiş yazar.
Okumaya başladığımdan beri kitap sevdası olan herkese Gogol okumasını tavsiye edıyorum. Diğer eserlerini de okuma listeme ekledim. Kesinlikle bu zamana kadar en keyif aldığım yazardı Gogol. Herkese Gogol okumasını tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.

Seni hiçbir zaman unutmayacağım Akaki Akakiyeviç!.. :)
fazi
fazi Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
223 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Uzun zamandır elimde olan bir Gogol eserini bir solukta okuyup bitirdim bugün. Birçok yerde gülümsememe engel olamadım, harikaydı demem lazım her bir öykü için. Hasan Âli Yücel Klasikleri'nden okudum ben, yine Mazlum Beyhan çevirisiydi. Rus edebiyatını Mazlum Beyhan çevirisi ile okumayı çok seviyorum, Ölü Canlar'ı ve daha birçok Rus edebiyatı eserini onunla sevdim demeliyim...

Altı öyküden oluşuyor İş Bankası basımı. ("Neva Bulvarı", "Burun", "Portre", "Palto", "Bir Delinin Anı Defteri" ve "Fayton") Ancak birçok yayınevi sadece Palto ve Burun'u eklemiş ve üç öykü olarak basmış kitabı. Sayfa sayısı da bu nedenle farklı gelebilir size diğer yayınevlerinden okuyunca.

Gelelim kitaba; her öyküyü tabi ki tek tek anlatmayacağım ancak genel olarak bahsetmek istiyorum. Hem bir mesaj, hem gönderme, bolca kahkaha ve yaratıcı bir zeka barındırıyor her öykü. Hele ki öykü kahramanları... Ah Akaki Akakiyeviç! Bir "Palto" bir insanın başına bu kadar mı iş açar. İnsanlar arasındaki eşitsizlik ve sınıf farkı bir "Palto" üzerinden bu denli güzel mi anlatılır? Devlet dairelerinin eleştirisini, kamudaki düzensizliği üstü kapalı cümlelerle hayran olunacak şekilde anlatmış Gogol. Dostoyevski'nin meşhur; "Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık" cümlesi zihnimde dönüp durdu bu uzun öyküyü okurken.

Bir Delinin Anı Defteri ve Ivanoviç hiç çıkmayacak aklımdan. Yine üst mevkilerdeki insanlara olan yergilerle doluydu eser. Onlara hem kıskanarak hem de içten içe imrenerek bakan bir memurun toplumdaki yazısız kurallardan ne derece etkilendiğini okuyoruz hayretle. Dışlanan, hor görülen bir karakteri daha okuyucuya sunup derinden etkiliyor Gogol.

Betimlemelerle, iğneleyici tespitlerle dolu altı öykü. Altısı da birbirinden güzeldi, güldürürken bir yandan da barındırdığı gerçekliklerle okuyucuyu düşünmeye iten bir eserdi. Gogol okumaya başlayacaklara harika bir başlangıç olacağını düşünüyorum. Kesinlikle tavsiyedir... :)
120 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Üç öyküden oluşan kısa bir kitap olmasına rağmen kitaptan çok etkilendim. Belki okulda ödev olarak verilen kitaplara soğuk bakıp beklentimi düşük tuttuğum içinde olabilir tabi. Ama Dostoyevski “Hepimiz Gogol’ün ‘Palto’sundan çıktık.” dediyse boşuna değil bu. Ve kitabı bana hediye etme nezaketi gösteren çok kıymetli dostum da bu kitabı seçtiyse bu da boşuna değil.

İlk öykü, önce neden memur olduğunu, neden zengin olmadığını sorgulayan, sonunda da İspanya kralı olduğuna karar veren bir delinin günlüğünden oluşuyor. Basit insanlar üzerinden oluşturulan bu şahane anlatım ancak hayranlıkla okunur. Belki delileri sevdiğim için de bu karakteri sevmiş olabilirim. Bilemiyorum. Ama hakkını vermem lazım güzel delirmiş. Ben beğendim şahsen. Hem deli hem günlük tutuyor. Hem günlük tutuyor hem köpeklerin birbirine yazdığı mektupları gayet normal karşılayarak okuyor. Hayal gücüne hayran kaldım.. Öykünün sonlarında gördüğü şiddeti anlamlandıramıyor oluşu gözlerimin dolmasına sebep oldu. İçimi bir acı kapladı.

‘Burun’da absürdün sınırlarını daha da zorladığını hissettim. Rus bürokrasisi, sınıf ve kültür farkı gibi konuları böyle absürt bir öykü içinde bile ustalıkla işlemiş.

Son olarakta ‘Palto’.. Silik mi silik bir kalem memuru. Onun hayatı, isteği, amacı sadece yazıları hatasız temize çekmek. Sürekli ve sürekli çalışan, aklı hep işiyle meşgul alt tabakadan bir memur. İş hayatın da yaşadığı aşağılanmalar, alaylar ve hiçbirine aldırmayışının verdiği acı. Hiçbirine karşı koyamayışının verdiği acı. Ve hayatında yapabildiği tek değişiklik o palto. Düşününce Nasrettin hocanın ‘ye kürküm ye’ fıkrasıyla aynı konuyu işliyor gibi görünüyor. Ama Gogol öyle bir kaleme sahip ki Akaki evinden çıkıp lüks bir hayat süren amirinin evine giderken sokakların, kızakların, sokak lambalarının ve evlerin nasıl değiştiğine şahit oluyorsunuz. Daha sonra kaçar gibi evine doğru yola çıktığında kendi mahallesine yaklaştıkça orayı o gece kondular topluluğunu çöle benzetmesi içimi burksada yazarın anlatımına yeniden hayran kaldım. Kitabın en beğendiğim kısımlarından biri de bu birbirine zıt hayatların sergileniş biçimi oldu..

Velhasıl benim beklentimi fazlasıyla karşılayan bir kitap oldu. Keyifli okumalar :)
143 syf.
Gogol, kısa öyküleri ile Rus ve dünya edebiyatına yön veren bir yazar. Palto hikayesi bunun en büyük kanıtı. Bu eser ise içinde barındırdığı trajikomik ögeler, olağanüstü durum ve olaylar içermesi münasebetiyle hem eğlendirici hem düşündürücü bir yapıya sahip. Hayvanların dilinden anlayan, kendini Ispanya kralı sanan bir deli ve yazdigi akıllıca şeylerle okuyucunun damağında kesinlikle Antep baklavası tadı bırakıyor. Ben okurken keyf aldım, okumak isteyen ve kararsız olanlar için de acilen karar vermelerinin kişisel çıkarlarına uyacagini şimdiden garanti ederim. 10 üzerinden 9 puan verip uğurluyor ileriki turlarda aramizda olacağından şüphemiz olmadığını noter huzurunda beyan ediyoruz. İyi okumalar :)
120 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Dostoyevski'nin " hepimiz gogol'un paltosundan çıktık" diye bir sözünü görerek merak ettiğim bir kitaptı yazarın okuduğum ilk kitabıydı yazarın dili keskin ve sade mizah anlayışıyla deliliği çok güzel bağdaştırmış. Bir delilik etrafında oluşan olaylar psikolojik karmaşa bolca yer alıyor. Rus bürokrasini eleştirisini gülerek okudum güldüğüm kadar düşündürmeye başladı keyifle okunacak bir kitap
Turhan Yıldırım
Turhan Yıldırım Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
223 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
İnceleme Öncesi Giriş Notu: Bu incelemeyi okumak yerine izlemeyi tercih ediyorum diyenler için:
https://youtu.be/EVBqrZ7lIGI

Portre, ilk olarak Gogol'un 1835 yılında Arabeskler adındaki öykü kitabı içerisinde basılan uzun öyküsüdür. Bu kitabın içerisinde Bir Delinin Hatıra Defteri ve Neva Caddesi öyküleri de ayrıca yer almaktadır. Peki yazarın çok daha bilinen Burun, Palto ve Bir Delinin Hatıra Defteri gibi öyküleri varken ben neden Portre'yi inceleme gereği duydum? Bu sorunun cevabı öykünün iki aşamalı ve farklı bir anlatıma sahip diğerlerinden ayrılan yapısıdır.

Öykü fakir ressam Çartkov'la başlar. Karakterimiz, bir gün alelade resimlerin satıldığı bir dükkanın içine girer ve orada yerde bulunan tozlu çerçevelerin içerisinde son derece canlı duran ve gözleri sanki tablonun içinden çıkacakmış görünen bir adamın portresini bulur ve çok değerli olduğunu düşünerek cebindeki son parasıyla alır. Tabloyu evine götürür ve resimdeki gözler nedeniyle korku dolu bir gece geçirir. Bir gün sonra parasızlıktan kirasını ödenemeyen Çartkov'un evine ev sahibi polisle birlikte gelir. Polisin portreye çarpmasıyla içinden bir torba altın para düşer ve bizim fakir ressamımızın da hayatı böylece değişir. Çartkov elindeki paralarla sanatın peşinden gitmek yerine ünün peşinden gider ve sefahat dolu bir hayatın içine dalar. Öykünün ikinci kısmındaysa tablonun yapılış hikayesini ve portrenin yapıldığı adam olan tefeciyi görürüz. Yani aslında öykü yazım tekniği olarak sondan başa gider.

Gogol'un birçok öyküsünde olduğu gibi Portre adlı bu uzun öyküsünde de fantastik öğelere yer verilir. Fakat bu öykünün diğerlerinden farklı en önemli özelliği Gogol'un çokça kullandığı yarı alaycı yarı mizahi dil yerine daha öğretici ve edebi manada da çok daha üst düzey bir anlatım dilini kullanması. Ayrıca öykünün iki bölümlü oluşu ve aslında her iki bölümün de rahatlıkla birbirinden ayrı okunabilecek şekilde dört başı mamur bir öykü kıvamında olması metni yazarın diğer öykülerinden daha çekici kılmaktadır. Fakat belirttiğim üzere bu dil farkı Portre'yi yazarın diğer öykülerinin popülerlik bağlamında gerisinde bırakmaktadır.

Öyküde her ne kadar ahlakçı bir yaklaşım olsa da didaktik bir anlatım göze çarpmaz. Harikulade bir dil okurları karşılar. Öykü bitmiş gibiyken ikinci bölümle aslında uzunca denilebilecek bir öykünün daha karşısına çıkması okuru şaşırtmaktadır. Aslında Gogol bu tekniği aynı kitapta yer alan Neva Caddesi öyküsünde de bir bakıma kullanmaktadır. Fakat orada yine yazarın alaycı üslubu devreye girip okurla öykü arasına girdiğinden ötürü Portre'deki etkiyi bırakmaz okurlar üzerinde.

Son olarak Gogol'un az bilinen bu uzun öyküsünü mutlaka okuyun. Hem yazarın hiç bilmediğiniz bir anlatım dili ve şekliyle karşılaşacaksınız hem de Gogol'a bir kez daha hayran kalacaksınız. Bir teşekkürü de bu kitabı son derece özenli bir şekilde çeviren Mazlum Beyhan hak ediyor. Türkçe'nin tüm imkanlarını harikulade bir şekilde kullanan çevirmen muhteşem bir iş çıkarmış.

Not: Portre bu kitabın üçüncü öyküsü olarak yer almakta olup ayrıca Hazal Kaya çevirisiyle Remzi Kitabevi'nden de ayrı bir kitap olarak basılmıştır: Portre

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Delinin Hatıra Defteri
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752402034
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Olympıa Yayınları

Kitabı okuyanlar 18bin okur

  • Kerim Burak Alalma

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları