#yorumperisi
Kafkaslardan Anadolu’ya aşkın cesaretin ve kahramanlığın öyküsü. Hakkında birkaç satır bilgiden başka bir şey bulunmayan ve pek fazla tanınmayan Buğarık Hatun 520 li yıllarda yaşamış Sabar Türk kraliçesinin destansı hayatı aşkı ve cesareti herkesi kendine hayran bırakacak. Tarihin derinliklerine inmeye hazır mısınız? (Tanıtım Bülteninden)
Kapak tasarımı dikkat çekici ve içeriğe uygun, etkileyici tebrikler. Arka kapak ise ilk cümleden: "Kafkaslardan Anadolu’ya aşkın cesaretin ve kahramanlığın öyküsü." beni vurdu; ne olsa serde Çerkeslik var, atalar aynı diyarlardan gelmiş. (yüzlerce yıl önce olsa da)
Bir bölümde:"Gençken kanlarını kımıza akıtıp içerek kan kardeşi olmuş, birbirlerine ölene dek arka çıkacaklarına ant içmişlerdi." diyor. Bu da bana kendi çocukluğumu hatırlattı. O dönemde bir yerlerimizi kesip, kan karıştırarak, kan kardeşi olmak ne kadar modaydı. Ama bizim kan kardeşliğimiz bugünkü 'kanka'lıktan çok farklıydı. Gerçekten acımızı, sevincimizi, bir bisküvimizi, gazozumuzu paylaşır; birbirimizi gerçekten korur, kollardık. Kardeşliğimiz gönlümüzde idi, dilimizde değil. Bugünkü gibi yüzüne "Canım, cicim, güzelim" diyerek arkasından kuyusunu kazmaz, yeni bir arkadaş bulunca satmazdık. İlişkimiz çıkara dayalı değildi.
Türk destanlarında kadın ilahi bir varlık konumuna gelmiştir. Oğuz Kağan'ın ilk karısı, karanlığı yararak, gökten inen mavi bir ışıktan, ikinci karısı ise kutsal bir ağaçtan doğmuş insanüstü varlıklardır. En eski Türk inancına göre, “Han ile Hatun” gök ile yerin evlatlarıdır. Kadın burada yedinci kat göktedir. Eski Türklerde kadının devlet yönetiminde söz sahibi olacak kadar geniş yetkilere sahip olduğu da bilinen bir gerçektir. Türkler erkeği kadını hep önde tutmuş ve onu hem evinin hem de kendinin yöneticisi olarak görmüştür. Bu