Aile içi huzur oranı, ekonomik çizelgelerin üzerindeydi. Her ne kadar birileri maaşıyla geçinebilecek düzeyde olsa da… Huzur seviyesi bunun bile ötesindeydi. Neredeyse hiçbir evden yüksek ses çıkmaz, tartışmalar “Komşulara ayıp olur” gibi güzel kaygılarla sessizce geçiştirilir, ortada kalan ufak küslük kırıntıları; uygun zaman gelince anlayış süpürgesiyle temizlenirdi.
Dışarıdan bakıldığında muhteşem sözcüğüne yakın bir sosyolojik hikâyeydi.
Ben ise size içeriyi anlatacağım.
'Tütün kokusunun parfüm niyetine kullanıldığı, şehirlerarası yolculuklarda metal kül tablalarının moda sayıldığı, uçakta dahi duman altında gidilen; evde ise büyük cam haznelere izmaritlerin basıldığı zamanların hikâyesi.
İnsanların sokakta yürürken dahi kravat taktığı, birilerinin diğerlerine “Siz” diye hitap ettiği, yolda hangi taraftan yürüneceğinin belli olduğu; evlerde ise ziyaret bitiminde mutlaka kapıya kadar uğurlandığı zamanların, geçmiş yüzyıldan kalan hatıraları.
İşte böyle bir zamanda… Evvel zaman olmasa da mutlaka kalbur saman içinde geçen masalın ilk satırları.
Ülkede, oksijen yerine kömür tozunun doya doya solunduğu; çiçeklerin parklardan yalnızca sevgilinin saçına takılmak için koparıldığı, romantik çağın geçici ruh bakımı seanslarıydı.'