Prof. Dr. Saim Sakaoğlu’nun Akçağ Yayınlarından çıkan ve bir hayli pahalı, pahalı olduğu kadar da hacimli olan (1032 sayfa) Karacaoğlan kitabını araştırırken rastladım ve aldım onun Dadaloğlu kitabını.
Sakaoğlu bu kitabında derleme yapmıyor ama Yalgın, Öztelli, Okay, Işık, Paşabeyoğlu, Makal, Pehlivan, Özdemir gibi neredeyse bütün Dadaloğlu derlemecilerinin kitaplarının bir kritiğini yapıp, onlara eleştirirler getirerek yazıyor bu kitabı.
Fakat kendisi o kadar pespaye, o kadar baştan savma bir eser ortaya koyuyor ki, asıl eleştirilmesi gereken kendi kitabı oluyor.
Şöyle ki Sakaoğlu kitabında Dadaloğlu ile ilgili bütün literatürü taramış olmasından dolayı en çok Dadaloğlu şiirinin kendi eserinde olması gerekirken, eserine sadece 58 Dadaloğlu şiiri alıyor. Alamadığı şiirlere baktığımızda ise bu şiirlerin Türkmenlerin binlercesini kırıp geçiren, İran’a göçmelerine neden olan, Ermeni isyanını başlatan 1865 Sis/Kozan zorunlu isyan politikalarını anlatan şiirler olduğunu görüyoruz.
Galiba Sakaoğlu burada durumdan vazife çıkararak Osmanlı’yı koruma onun kendi halkına yaptığı kıyım ve zulmü perdeleme adına, kendince Dadaloğlu’na sansür uyguluyor, o koca çınarı susturmaya çalışıyor.
Fakat Sakaoğlu ve onun gibi düşünenlerin unuttuğu bir şey var!..
Zira onların susturmaya, sansürlemeye çalıştığı Köroğlu, Dadaloğlu, Karacoğlan, Pir Sultan, Yunus, Nesimi gibi ozanlar, bir menfaat, bir çıkar karşılığı yazan yani divan şairi, saray şairi değiller ki. Adı üstünde onlar Halk Âşığı.
Bunlar zaten yazılı eser vermemiş, şiirleri yüzyıllarca dilden dile aktarılarak, halk tarafından günümüze kadar gelmiştir. Susturabilse onları “Ekende yok biçende yok. Yiyende ortak Osmanlı” dedikleri Osmanlı sustururdu. Onların bile susturamadığı, sansürleyemediği ve halkın ağzı, dili olmuş ozanları siz