Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

·
Okunma
·
Beğeni
·
54.121
Gösterim
Adı:
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Baskı tarihi:
2000
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370486
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Yayınları
Baskılar:
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
112 syf.
Kitabı okuduktan sonra Peyami Safa adına derin bir üzüntü duydum.
Çünkü psikolojik tahlil dediğimiz şey bundan daha iyi yapılabilir mi bilmiyorum.
Çünkü hemen hemen her cümle için “bu cümle böyle de söylenebiliyor muymuş vay be!” dedirten bir kitap okudum.
Çünkü şimdiye kadar en çok alıntı yaptığım kitap bu kitaptı sanırım hatta bir ara tüm kitabı siteye kopyalamaktan korktum.
Peyami Safa adına derin bir üzüntü duydum çünkü siyasi görüşü nedeniyle geri planda bırakılmış, gereken değer verilmemiş bir usta yazar olduğunu gördüm.
Keşke sanatçıyı kişiden bağımsız kılarak sadece sanat yönünden değerlendirsek. Ama yapamayız.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, genç yaşta yakalandığı ve tüm hayatını etkilediği hastalığı olan bir gencin çektiği acıları ve yalnızlığını, yaşadığı aşk acısı ile harmanlayarak psikolojik tahlil ve enfes betimlemelerle ele almış olduğu bir yapıttır, diyebilirim. Hastane sahnelerdeki betimlemeler ve genç hastanın psikolojisinin aktarımı o kadar olağanüstü ki hastanenin kokusunu duyarak çektiği acıyı ta içinizde hissediyorsunuz.

Peyami Safa bu eseri eski kadim dostu Nazım Hikmet Ran'a ithaf etmiş.
Ve kitabın arkasında da bulunan Nazım Hikmet'in kitap ile ilgili düşünceleri şöyledir;
"Ben Peyami'nin bu son romanını üç defa okudum, otuz defa daha okuyabilirim ve okuyacağım. Bu kitabın karşısında ben, yıldızlı göklerin sonsuzluğuna bakanve k layetenahi (sonsuz) alemde yeni pırıltılar, o zamana kadar hiçbir gözün görmediği acayip, fakat hakiki alemler keşfeden müneccimin hayranlığını duymaktayım. Eğer ıstırabı, azabı ve nefleyi coşkun bir ciddiyetle duyan öz ve halis halk kitleleri okuma yazma bilselerdi, bu romanın on bin, yüz bin, hatta bir milyon satması işten bile değildir."

Görüşlerini ve siyasi olaylar ve durumlara tutumunu hiçbir bağlamda kendimle bağdaştıramayacağım bu yazarın icra ettiği sanata hayran kaldım ve biliyorum ki diğer kitaplarını da büyük bir ilgi ve hayranlıkla okuyacağım.

Okuyunuz efenim, ön yargılarınızı bir kenara bırakarak okuyunuz. Emin olun hayran kalacaksınız.

(Ama insan diyemeden de geçemiyor; keşke Necip Fazıl'a değil de eski kadim dostun Nazım Hikmet'e dönseymişsin yüzünü be usta.. her şey çok farklı olurmuş)
112 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
İsimde koğuş geçince hapishane ile ilgili bir kitap diye düşünüyordum. Halbuki koğuş oda demektir, hariciye de tıpta dış hastalıklar anlamında kullanılır. Yani ana karakterimiz melun bir hasta. Evet ana karakterimizin ismi verilmemiş. O genel itibariyle bir hasta.

Peyami Safa küçük yaşlarda yaşadığı kemik hastalığını ve çektiği sıkıntıları bu kitap ile ölümsüzleştirmiş. Soyut kavramları, hisleri, duyguları, acıları öyle bir somutlaştırmış, öyle bir tasvirlemiş ki hayran kaldım. Özellikle "Duvarlar" kısmı büyüleyiciydi.

Yer yer kitapta Ahmed Hamdi Tanpınar kokusu aldım. Bu iki yazar aynı dönemde yaşamışlar fakat hangisi hangisini etkiledi bilemem.

"Ağır bir hastalık geçirmemiş biri hayatı tam anladığını iddia edemez."

Mutlaka okuyun...
  • Çalıkuşu
    8.8/10 (4.766 Oy)5.628 beğeni21.144 okunma962 alıntı86.187 gösterim
  • Sefiller
    9.1/10 (4.737 Oy)5.641 beğeni18.802 okunma4.574 alıntı120.392 gösterim
  • İnsan Neyle Yaşar
    8.4/10 (4.918 Oy)4.818 beğeni18.653 okunma1.869 alıntı89.455 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.731 Oy)6.220 beğeni20.344 okunma1.428 alıntı71.143 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (6.443 Oy)6.588 beğeni22.795 okunma1.072 alıntı117.213 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (7.224 Oy)8.810 beğeni24.291 okunma5.477 alıntı149.096 gösterim
  • Bin Muhteşem Güneş
    9.0/10 (5.392 Oy)6.000 beğeni18.482 okunma1.277 alıntı83.870 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (8.666 Oy)10.238 beğeni29.489 okunma2.142 alıntı150.709 gösterim
  • Aşk
    7.7/10 (5.371 Oy)6.022 beğeni20.669 okunma1.130 alıntı98.556 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (9.014 Oy)10.028 beğeni30.466 okunma3.566 alıntı131.391 gösterim
112 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Öncelikle kitabı Peyami Safa Etkinliğine istinaden okudum. Daha sonra mutlaka okuyacaktım fakat etkinlik bu durumu hızlandırdı ve de çok iyi oldu. Daha önce okumama sebep olan ve etkinliği düzenleyen Cerrah Asya ‘ya ve etkinlik için yardımlarını esirgemeyen Ebru Ince ve Haruni ‘ye teşekkürlerimi iletirim.

Şimdi İncelememize geçelim…

İlk satırdan itibaren hemen bir şey hayal etmem gerekiyordu. Aklıma ise Heybeliada'da ki hastane geldi. Çünkü hem eski bir hastane hem de ziyarette bulunduğum bir yerdi. Lanetli Tepe filminde ki hastaneyi hayal etmediğime bir nebze olsun sevindim. Çünkü o da aklıma gelmişti..

Başlangıcından sonuna kadar beni sıkmayan harika bir devamlılık arz ediyor bu eser. Kitapların uzun ya da kısalığı değil, içeriğinde ne kattığı önemlidir. Bu kısa eser bana bir şeyleri yeniden hatırlattı. İnsan canı yanıncaya kadar etrafta olan bitene pek kulak asmıyor, sahip olduklarına hiç şükretmiyor.

Olay örgüsü ile birlikte her şeyi zihnimde canlandırdım. Tabi ki 1900’lerin istanbulunu birebir gözümde canlandıramazdım ama zihnim daha önce izlemiş olduğum görüntüleri ve fotoğrafları anında önüme getirdi. Her detayı usta bir yönetmen gibi yönetip, harika oyunculuklarla kurguya uygun bir performans göstermeme yardımcı oldu. Her detay kesinlikle aklımda kalıcı oldu. Anlatımın sadeliği kesinlikle okumaya ayrı bir tat katmış. Peyami Safa’nın dili fazlasıyla keyifli bir okuma sunuyor.

Duyguları okurken hissediyor ve yaşıyorsunuz. İmkanları günümüz ile mukayese ediyor, halbuki şuan olsa daha basit çözümler ile müdahale edilebileceğini düşlüyorsunuz. Hastane’nin kokusundan tutun, odalar, koridorlar her şey zihninizde canlanıyor ve olay örgüsü bu şekilde genişleyerek zihninizde bir tiyatro oyununa dönüşüyor.

Edebiyatımızın ilklerinden olan bu eser, kesinlikle yüksek bit çıta belirliyor. Stefan Zweig’ın kısa öykülerini okurken, kendimi bir koşuşturmada hissederken, bu kısa eserde hiç öyle bir şey hissetmedim. Kıyas sebebi sadece az safa sayısına sahip olmasıdır. Konular ve yazış tarzı tabi ki farklı olduğu için bunu hissediyor da olmuş olabilirim. Bu da küçük bir fikirdi sadece.

Toplamam gerekirse; kesinlikle okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir eser. Sağlık bir insanın en temel ve en önemli ihtiyacıdır. Sağlığınız yerinde olmadığın da dünyanın sahibi olmuşsunuz nafiledir. Tüm uzuvlarınız yerinde ve sıhhatiniz yerinde ise, dünyevi basit şeyleri büyütmeden sadece çözülürse çözülür, çözülmese de sorun değil şekli ile bakınız. Dün izlediğim Veda filminde Salih Bozok ile Mustafa Kemal'in aklımda kalan bir repliğini size iletmek istedim. Çünkü aynı zaman diliminde geçiyor bu eser. İlk etapta birbirlerine nasıl olduklarını soruyorlar, ardından şu konuşmalar geçiyor;

S.B.: “Cephedesin diye duymuştum.”
M.K.: “Öyle. Ama hayattayım çok şükür. Bugünlerde bundan daha fazlasını aramamak lazım zaten.” der ve devam ederler konuşmalarına.

Son olarak diyeceğim o ki sıhhat önemlidir. Diğer küçük şeyleri kafanıza daha az takın ve olmayınca hayatınızı kaybetmişcesine muamele yapmayın. Kitap içeriğinde bolca eski Türkçe kelimeler var. Anlamları tabi ki verilmiş ve bizlerinde alışkanlık kazanmasına yardımcı olacağını düşündüğüm bir husus olmuş.

Kitabı kesinlikle tavsiye ediyor ve herkese iyi okumalar diliyorum.
112 syf.
Hayat size tembellik hakkı vermez. BÜNYE! BÜNYE! BÜNYE!

Alabildiğine spoiler / sürprizkaçıran içermektedir !

Zavallı Yorik! Horatio! Bana bir şey söyle! Ne söyleyeyim efendimiz?
---Shakespeare'nin Hamlet'inden---

Dünyanın hiçbir Nüzhet'i yalan söylememelidir.
---Her bireyin yalan söyleme özgürlüğü vardır, sevdiklerimiz buna dahil değildir---

Ümit, aşk ve tembellik.
---Ümit etmek hayatı temsil eder, aşk gönlü, tembellik şeytanı---

-Berlin'e ne vakit gideceksin, Nüzhet?
-Bu gece sabaha karşı. Çünkü bu gece gitmezsem, altı sene tren yok.
---Bir şehir ardından koşar, sen kaçarsın---

Yıl 2003 ya da 2004 15 yaşındayım. Yer ise Afşin Devlet Hastanesi. Çocuk doktorunun önünde bir sıra ki evlere şenlik! Kimisi anne kucağında kimisi babalarının ellerinden tutmuş çocukların arasında ergenlikte arşa yükselmiş, boyu posu 1.80'e dayanmış bekliyorum. Sıra gelecekte ben de göreceğim! Sonra güç bela
kalabalığı yara yara girip doktor beye kavuşuyoruz. Önce yüzüme bakıyor sonra da dışarıda ki kalabalığa. Sonra oturmam yönünde bir komut veriyor ve oturuyorum. İki dakikalık muayene sonrası canından bezmiş sevgili çocuk doktorumuz ben de Hepatit buluyor. (A, B ya da C) hangisi olduğunu şuan hatırlamıyorum. Babam error! veriyor tabii! Ardından soruyor, yani? Yani okula gidiyor ise diğerlerinden uzak dursun diyor bıkkınlığın verdiği cesaretle! Hızlı bir şekilde alelade yazılmış ilaçlarımızı koltuk altımıza kıstırıp uzaklaşıyoruz saatleri çürüttüğümüz polikliniğin önünden. Babam ilaçları alıyor, gidiyoruz. Adam da artık dokunmuyor bana, korkuyor. Sonra 1 ay boyunca okula gidemedim. Hatta balkonda beni gören akranlarım bir pisliğe bakıyormuşçasına gözlerini hızla uzaklaştırıyor benden. 1 ay sonra babam işkilleniyor bu durumdan. Yav doktor böyle söyledi amma çocuk turp gibi! Turp gibi çocuk yani ben! 1 ay boyunca hepatit olduğumu düşünerek çoğu kez nece buhranlara girdim, sürüklendiğim psikolojik travmaları hiç saymıyorum! Okulumdan, derslerimden uzak kalışım da cabası! Sonuç olarak iki dakikalık muayenenin faturası ben de ağır olmuştu. Doktora hiç gitmesem 1 hafta sonra iyileşir yoluma bakardım.

Bu romanı okuyunca bu anı gözümde, fikrimde belirdi. Ben de sizinle paylaşmak istedim. Peyami Safa'yı ilk defa okuyorum. O yüzden fazla fikir beyan etmek yerine bu roman üzerinden yürümek istiyorum. Duygu geçişlerinin yoğun olduğu ve hangi duygunun içinde ise yazar onu arşa değin yaşıyor / yaşatıyor. Istırabın ilacının yine ıstırap olduğunu düşünecek kadar da realist.

Romanın hepsini alıntılasan kimse sebebini sormaz. Gerçekten tahlil, tasvir açısından eşsiz bir roman. Peyami Safa'nın buhranı, umutsuzluğu, dağılmışlığı, bıkkınlığı, vazgeçmişliği dibine kadar damarlarımıza kadar nüfuz ettirebildiğini şahsım adına söyleyebilirim. Özellikle Hamlet'ten alıntı ile karışık ruh halini yansıtırken büyülendim.

Romandaki ana karakterin kopmaya yüz tutmuş ayağını bir aşk yüzünden kurban edişine de tanıklık ediyoruz. Bana göre stres ölümün yama sürümüdür. Bizi ölüme olabildiğince yaklaştırır. Karakterimiz de stresten uzak, aktif bir dinlenmeye ihtiyaç duyuyorken kendini afilli cehennemimiz saygıdeğer aşka kaptırıyor ve film kopuyor. Aşk pişmanlıktır, stres öldürür, sıhhat en önemli mevcudiyetimizdir, Peyami Safa psikolojik olarak okuyucuyu süründürür. :)

#29235825 nolu ve Cerrah Asya sponsorluğunda gelişen etkinlik kapsamında bu romanı okudum. Teşekkürler! Böyle etkinlikleri hep yapalım. Romanın içeriğini size kısaca özetleyecek bir alıntı ile incelemeye son noktayı koyayım:

Odadan gündüz ışığıyla beraber bana ait her şey çekiliyor: Evime ait hatıralar, kalabalıklar, sevdiklerimin sesleri, bir çok şekiller, hayatımın parçaları, Erenköy, köşk, tren, vapur, fakülte, doktorlar, hastabakıcılar, hayatın gürültüleri, şehir, gündüzün sesleri her şey uzaklaşıyor. İçimde bir boşluk. Garip ve büyük bir his, derinliklerime doğru kaçıyor, gizleniyor. Ruhum karartılarla, sessiz ve şekilsiz gölgelerle, eşya arkasına saklanan hayaletler gibi kendilerini göstermeden korkutan meçhul varlıklarla dolu. Kapım kapalı. Açmak istemiyorum. Açarsam hastahanenin benim için hazırladığı felâketlerin hepsi birden içeri girecek sanıyorum.
112 syf.
·Beğendi·10/10
Ahmet Hamdi Tanpınar bu kitapta hakiki acıyı bulacağımızı söylüyor. Ve buluyor insan.

Hastalığın genç bir adamı nasıl bir hale soktuğunu, psikolojisine nasıl etkilerde bulunduğunu çok güzel bir dille anlatıyor Peyami Safa.. Bacağının ağrılarını hiç eksiksiz kendinizde hissediyorsunuz. Aynı zamanda aşkın hastalık ile karışıp nasıl çığlıklar attırdığına da o muhteşem anlatımla birebir yaşıyorsunuz.

İncelemesini yapmak haddime kalmış birşey değil elbet. Ama yine de insan birkaç birşey yazmadan duramıyor. Ben böyle güzel bir dil kullanımı, anlatım tarzı beklemiyordum. Fakat son derece etkileyici bir kitap.

" Hep gittiler..... Odaya şimdiye kadar hiç tanımadığım yabancı bir akşam giriyor. Gittikçe artan karanlık, iki parça eşyayı da benden uzaklaştırıyor ve beni yalnız bırakıyor. " Bu ve bunun gibi öyle güzel cümleler ile dolu ki yalnızlığına hayran kalıyorsunuz. Anlatımına hayran kalıyorsunuz.

Bu kitabı okumamak gerçekten büyük bir eksiklik. Bizim kitaplıkta, rafların birinde öylece sessiz sakin duruyordu yıllardır onu okuyuncaya kadar. Okuduktan sonra ise tekrar kitaplıktaki yerine koyduğumda sanki beni kendine çeken bir şarkı mırıldanıyor şimdi...
112 syf.
Peyami Safa'nın okuduğum ilk kitabı oldu.
Küçük bir oğlanın dizindeki hastalığını, hastanede geçirdiği kötü günlerini anlatıyor. Birlikte büyüdüğü Paşa'nın kızı Nüzhet'i sevdiğinin farkına varıyor. Nüzhet'le beraber büyüyüp, ondan yaşca büyük olduğu halde onun küçükken bebekle oynamasını, istihfafla seyrederdi.
Kendinde kaybettiği şeyleri Nüzhet'te buluyordu fakat bunları arkadaş hisleri sanıyordu. Kitaptan çıkardığım en iyi ders şu oldu; sağlığı yerinde olan biri hiçbir zaman hasta olan birini tam olarak anlayamayacağı, anlamayacağı oldu... Çocuğunda bununla ilgili yazdığı bir kaç sözü var; “Büyük bir hastalık geçirmeyenler, herşeyi anladıklarını iddia edemezler.
“İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur.
“Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar!
Herkese tavsiye ederim.
112 syf.
·Beğendi·10/10
Peyami Safa benim için betimleme ustası kitap yazarlarının en az bir kere okumasını tavsiye ederim. Kitap bende derin hisler bıraktı. Kitabı kapattıktan sonra derin üzüntü yaşadım.

Kitabı daha önce okumadığım için çok pişmanım. isminden sanırım biraz ön yargı ile yaklaşmış olabilirim.
112 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm işte bu söz benim için eserin kilit noktasıydı hasta bir insanın fiziki acısı yanında psikolojik ıstırabını Peyami Safa mükemmel betimlemesi ile okuyana gerçekten hissettirmekte ..
Eseri daha önceden okumama rağmen yine aynı heyecan ve merakla okudum yazarın kendi hayatını yansıttığı bu eserde bir gencin yıllardır yaşamında var olan hastalıkla mücadelesinin yanında Nüzhete duyduğu aşk ve kendi iç karmaşası,hastanede geçirdiği zorlu günlere rağmen mücadelesinden vazgeçmeyerek hayata tekrar tutunarak yaşamına devam eder..
Son olarak eserde başkahramanın adının olmaması eserde farklı bir boyut bence okumak isteyen herkese tavsiye ederim ..
112 syf.
Değerli yazarımız Peyami Safa'yı hiç bilmezdim. Sanırım bir kaç ay önceydi, 1K'da paylaşımları incelerken kendimi kitap önerisi alırken buldum. Daha o zamanlarda Dokuzuncu Hariciye Koğuşu önerilmişti. Bu öneriyi yapan değerli insan ayrıca bu kitabı bana hediye etti ve şimdiye kadar hediye olarak aldığım ilk kitap oldu Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ve benim için ayrı bir önemi var. Bu vesile ile o değerli insana bu güzel eseri okumama vesile olduğu için tekrardan teşekkür ediyorum.(Bu eser daima kütüphanemde kalacak)
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu psikolojik roman türünde yazılmış ve özellikle de hayatınızın bir döneminde ciddi bir hastalık, sakatlık ya da sağlık sorunu ile karşılaştıysanız sizi daha ilk sayfalarda içine alan ve sanki bir nevi yaşadıklarınız kitapta anlatılıyormuş gibi hissettiğiniz bir roman.

“İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur.
“Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar!

Hayattaki zorluklar insanları her zaman daha çabuk olgunlaştırır ve bir hastanın halinden de en iyi başka bir hasta anlar. Bu durum romanda ustaca anlatılmış ve kesinlikle okunulmasını düşündüğüm bir roman.
112 syf.
Bi kaç saat evvel bi ileti paylaşmıştım.Oradaki şairlerin Peyami Safa versiyonu.

Eski yapıtlarda bilmediğim kelimelerin çokluğu sebebiyle onlara karşı hep ön yargılı olmuşumdur. Kelimelerin anlamına bakıp tekrar tekrar okumak, anlamayıp sakin kafayla bi daha okumak sıkıcılığının üstüne sıkıcılık ekliyor, hiç çekilmiyordu. Ta ki bu güzide kitaba gelene kadar. İster eski kitap olduğundan ötürü, ister ince olduğundan ötürü ya da benim bahanem gibi aklınıza ne tür önyargılı bahaneler gelirse gelsin, hepsini tarumar edecek türden.

Kitaba başlamadan diyosunuz " Kitap işte. Beni en fazla ne kadar etkileyebilir ki?" Sonra başlıyosunuz ve daha ilk sayfadan itibaren sizi rehin alıyo. Bi süre sonra kitaptan sıyrılıp kendinizi tamaşa ettiğinizde; bırakın etkilemeyi, iliklerinize kadar işleyip kendisiyle bütünleştirdiğini görüyosunuz. Kitap bittiğinde ise size taktığı prangayı hiç ama hiç çıkartmaması için yalvarıyosunuz.

Cahit Sıtkı T.'nın bu kitap hakkındaki yorumunda dediği gibi her satırı gerçekten Can-ı gönülden istifade edilerek kaleme alınmış.Kitabın bitimiyle, bitişinin hüznüne yeniliyo insan. Öyle görünüyor ki Zaman mefhumuna asla yenilmeyecek bi şahaser...انا
114 syf.
·10/10
Peyami Safa...
İlk okuduğum kitabıyla birlikte kendisiyle gönül bağımı ilan ettiğim yazarlardan biri -ne haddimeyse-. Güzel adam, o da beni kabullenecektir.
Biz İnsanlar, Yalnızız, Bir Akşamdı romanlarından sonra Dokuzuncu Hariciye Koğuşu da bende farklı bir etki bıraktı. Ölümler ve hastalıklar yakasını bırakmıyor ama onda hep bir ince alay.
Yalnızlık, bedbahtlık, ümitsizlik...

Bu kitaptan sonra şu soruyu tekrar sordum kendime: Kitap okumakla gerçekten kendime iyilik mi ediyorum?
Akşam başladım, birkaç sayfa okudum, bıraktım; döndüm, dolaştım, çay-kahve içtim, gözümü yine ayıramadım. Baktım olacak gibi değil; gel başımın belası, dedim, eğdim başımı.
Okudukça beni kurtarın bundan deye imdat istemek geldi içimden. Öyle etkili, öyle derin, öyle gerçek.
-Haykıran bir merhamet-
Peyami Bey beni gerçekten derinden sarstınız, yine. Yakamı bırakın,
elimden tutun.
112 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Ülkemizin Zweig'i Peyami Safa bana göre. Karakter analizleri, acıyı betimlemesi, düşünceleri yaşatması, aşkı anlatışı...
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu 15 yaşındaki bir çocuğu, hastalığını ve aşkını anlatıyor anlatmasına ama nasıl da benzersiz, nasıl da bıçak gibi sözlerle anlatıyor. Kitabın başlarında aşkı anlamaya çalışan bir gençle karşılaşıyoruz. Daha sade duygular, daha yalın cümleler. Sonra hastalık giriyor devreye işte o zaman kitap başkalaşıyor sanki. Çektiği acıyı sanki karşınızda çekiyor, sanki pansumanını siz yapıyorsunuz. Hastanenin betimlenişi, duvarların anlatılışı; ucu sivri kelimeler sürüsü gibi. İyi ki kendi dilimizde okuyabiliyoruz Peyami Safa'yı.
"Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum."
Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile: Damlardan kiremitler uçmalıdır, camlar kırılmalıdır hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır.
-Peki... Sen söyle... Ne düşünüyordun?
—Birçok şeyler...
-Ne gibi?
—Birçok... Anlatamam.. Kısa kısa, başka başka, birçok şeyler...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Baskı tarihi:
2000
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370486
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Yayınları
Baskılar:
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

Kitabı okuyanlar 17.237 okur

  • Seray Gençer
  • Gamze & Anıl
  • ~Süveyda
  • Emine Sıla Çetin
  • Metehan kaynak
  • Nursena Tosun
  • Merve uğur
  • Esra ulusoy
  • Seda Uğur
  • Esma

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.3
Erkek
%40.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.3 (11)
9
%0.3 (10)
8
%0.4 (15)
7
%0.1 (4)
6
%0 (1)
5
%0.1 (3)
4
%0 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları