Orta yaşlarda bir inşaat mühendisi Kubilay doktorun çözemediği bir hastalıkla yaşıyor. Uyuduğunda uyandırılamıyor ve en az on iki saat uyumak zorunda. Sadece kendisinin bildiği bir gizemi yaşarken kendine korunaklı bir hayat kuruyor. Evet kitap boyunca ortada uykuyla ilgili bir gizem var. Bu adam uyuduğunda kesinlikle uyandırılamıyor, bu yüzden kendisini korumak için yatak odasına bir çelik kapı yaptırmış ve uyurken kilitliyor. Tehlike durumunda bile uyandırılamadığı için evinin her odasında yangın alarmları var. Dış etkenler tarafından uyandırılamıyor ama kendisi istediği zaman uyanabiliyor. Bir şey var, ama bunu kitabın sonuna kadar çözemiyorsunuz :D
Kitapla ilgili şunu söylemek istiyorum: Bir insan yalnızca bir rakamdan yola çıkarak nasıl bu kadar akıl almaz, bu kadar manyakça ve bu kadar müthiş bir kitap yazabilir? İşte böyle :D Kitabın her bölümünün başında dört ile ilgili bir metaforla karşılaşıyorsunuz zaten kitap içinde de bunlara fazlasıyla yer veriliyor. Bu metaforlardan bana en ilginç geleni ise şu:
4 farklı Uzak Doğu dilinde dört ve ölüm aynı şekilde telaffuz edilir.
Çince
Korece
Japonca
Vietnamca
Kitabı başından sonuna kadar büyük bir merak ve keyifle okudum. Sonlara yaklaştıkça yazar önce bir şok etti, daha onu sindiremeden bir milyon yıl düşünseniz tahmin edemeyeceğiniz bir sonla son darbeyi vurdu :D Kitap boyunca, özellikle sonlarına geldikçe bir şeyler tahmin etmiştim (ettiğimi sanıyordum :D) ama tahmin ettiklerimin kitabın sonuyla uzaktan yakından bir alakası olmadığını gördüm.
Kitabın yazarı Mustafa Sancak, teorik fiziğe kafayı takmış, on küsür yıldır teorik fizikçilerle bu konular üzerine çalışan bir adammış. Yine kitapta da teorik fizikle ilgili pek çok şey görebiliyorsunuz. Ayrıca çalıştığı profesörlerden biriyle popüler bilim üzerine de bir