Bilindiği üzere her canlının, yaşamın başı ile sonu arasındaki çizgide yaşadığı yolculuğunun mutlak bir öyküsü vardır. Ve bu öykünün kendi içindeki geçişlerinde bırakılan izler, bunun dönüşümlerde yarattığı etki, hayata yansımaları, sonuca ayak uydurma gayreti hepsi ama hepsi yaşa(t)mak adınadır.
İşte elinizdeki bu kitap bir elmanın yarısı olan “kadın ile erkek” gerçekliğinin, yaşadığı toplumdan beslenirken; dört mevsim/on iki ay, yıllar içindeki yaşanmışlıklarını yaşanacaklarını konu alarak sizleri bir yolculuğa çıkartacak.
Ve bu yolculukta bazen yanı başınızda bazen de yanınızdan yörenizden geçmeyen Ahmet’in, Ayşe’nin dünyasında yaşananları, tuvale vurulan bir fırça darbesinin tabloya kattığı anlamdaki gibi hayatımızdaki basit gerçekliklerin yaşantılarımızı nasılda şekillendirdiğine;
Karakterlerin kendine özgü mizacı ile neşe ve hüznüne, sevgi ve nefretine, umut ve umutsuzluğuna, cesaret ve korkularına, toplumdaki baskılardan-yargılarına, yeri geldiğinde akilâne tutumuna ve içsel çatışmalarına kadar basit ve karmaşık duygu/düşünce hallerinin olumlu/olumsuz gel-gitlerine rağmen yine de hayattan vazgeçmeyişlerine tanıklık ettirecek.
Tabii okurken göreceksiniz ki her bir öykümde birey ve toplumsal değerlendirmelerde birini ötekinin önüne koymadan ve kimseyi yargılama derdine girmeden, en sade kurguyla hayatın akışında ortaya çıkabilecek sonuçları biraz da okurun kendisine bırakmak istedim.
Ve şimdi sıra öykülerin kurgusal karakterlerinden öte Dört Mevsim’le karşınızda olmamı sağlayan gerçek yaşam karakterlerini anmak.
Dizgisinden mizanpajına, kitabımın her aşamasında yanımda olan ve katkılarını benden esirgemeyen Hatice ÖZÇELİK’e,
Yayınlanmasında her türlü desteğini sunan dostum Bahtiyar YILMAZ’a,
Değerlendirmeleriyle katkı veren Ufuk KURT’a, Sayme KOŞAR’a, Serap DEMİRTÜRK’e ve Leyla AYDIN’a sonsuz teşekkürler…