Aşk... Gerçektir.
Ölüm... Gerçektir.
İçine daldıkları birçok kâbusumuzda bile “Gerçek gibiydi!” diye uyandığımız...
Ve şu, hemen hemen herkesin hafızasının bir yerlerine kazınmış, “Mutlu aşk varsa da mutlu son yoktur.” palavrası....
Neden olmasın ki?.. Mutlu, güzel anılarla dolu bir aşkın ya da mutlu, dolu dolu yaşanmış bir hayatın sonu; ki son
dediğimiz şey her daim bir yeninin başlangıcı kabul ediliyorsa, neden mutlu bitemez ki?..
Hiç felsefik bir dönemde olmamama rağmen bu sorularla uyandım; hafiften serin ve yağmurlu bir Ayvalık sabahına...
Günlerdir Dylan Dog’un 35. sayısıyla uğraşıyorum... Onu uzun zamandır böyle görmemiştim; belki de bu yüzden -fazlasıyla- etkilendim. Tamam, duygusal bir süreç yaşıyor olabilirim ama üzerine bir de Dylan’ın hüzün, bunalım,
öfke üçlemesi gelince daha bir hassaslaştım sanırım...
Sabah kahvesini yudumlayan Hoz’a baktım uzun uzun... Mutlu olmak için birlikteydik; iyisiyle kötüsüyle her şey bunun içindi... Mutlu olmak için şehir değiştirdik; mutlu öleceğimize inandığımız yere geldik... Son denilen şeyi bilmiyor muyuz ya da sondan kaçış var mı?.. Peki, öyleyse her şey ne için?! Aslında her şey mutlu bir tebessüm, mutlu bir son için...
Mutlu bir son için yapmamız gereken tek şey ise; sahici ve mutlu anları kaçırmadan yaşamak...
Başak Aksel ÖZ