Matthew Lipman, felsefenin ilköğretimde verilmesinin etkilerini incelediği ve sunduğu bu kitapta tarafsız bir analizle karşılaştım. Bu güzeldi; bir düşünceyi -manipülatif bir çerçevede olsa dahi- empoze etmeye ve kanıtlamaya çalışmamış. Evet, kitap felsefenin her eğitim kademesinde olması gerektiğine dair bir inançla yazıldığını gösterse de içinde yanlış sunulan felsefenin zararlarından da bahsetmiş. Bundan ötürü şeffaflığını takdir ediyorum. Malum, felsefe taraftarlarının içinde de muhafazakâr gruplar var; belirli bir düşüncenin ya da filozofun peşinden bir Tanrının kulu gibi gidenler var. Herkes "inanç"lıdır, ateist olsa dahi ama inandığın şey ya da şeyler değişkendir.
Öncelikle Lipman'a katıldığım o güzel noktadan bahsetmek istiyorum. Felsefe eğitimi deyince eğitim sisteminde insanlarımız birbirinden alakasız ve toplum ile biyolojik hazırlık noktasını düşünmeden filozof ve düşüncelerini, çocuklara yedirmek olduğunu düşünüp yapıyorlar. Hayır! Kastedilen felsefenin sunduğu özdür; akıl yürütebilme, mantık ilkeleri ile düşünme eylemini her alanda dans ettirebilmek, kelimelerle ve sanatla beraber çalışıp da öğrencinin aktif olmasını sağlamaktır. Belirli toplumsal değerleri eğitim ile yedirmek değil, amaç, eğitim ile toplumsal değerleri gelişim, hoşgörü, empati, saygı, teknoloji, bilim ve sanat ile şekillendirmektir:
"Toplumlar okulların değil, okullar toplumların değerlerini yansıtır."
Günümüz okulların kitapları, yabancı, öteki ve katı bir yetişkinin görüşünü yansıttığından bu bir geliştirici ve açık bir eğitim olamaz. Öteki görüşlerin varlığı, çocuğun yeni görüşler geliştirmesine sadece rehber olmak için vardır, çocuğu bu görüşlere ikna edip, o görüşün bir savunucusu yapmak için değil, olmamalı. Tam bu noktada da, felsefî olan ile sözde-felsefî olanı birbirinden ayırt