"Resmen. Aklımı kaybettim ve geri de istemiyorum "diyor atlas.
Doğru tum kitap boyunca aklini kaçirdi albenili,tatli herif.
Kitap bildiğin damardan girdi. Daha ilk sayfalarda Andermeda’nın ani bir kayıpla sarsılması ve Atlas’ın o ağır yükü… İki yaralı kuşla başlıyoruz hikâyeye. “Bundan sonra romantizm nasıl gelecek?” diye düşündüm açıkçası. Ama sonra bir baktım… hikâye yatak odasından çıkamıyor. İlerlesin istiyorsun ama bırakmak da mümkün değil. Çünkü yazarın kalemi akıyor, seni sürüklüyor.
Konu mu? Klişe. Yaş farkı.
18 yaşındaki bir kız ve vaftiz babasıyla (41yaşinda)gelişen yakınlaşma… Ama işte o giriş var ya, farklı. Başta aralarında ne fiziksel bir çekim var ne de o klasik “ilk bakış” hissi. Onları birbirine çeken tek şey: ortak acı. Ve dürüst olayım, o acı aralarındaki bağı o kadar gerçek, o kadar güçlü yapıyor ki… insan ister istemez içine çekiliyor.
En çok da şuna takıldım: Ortada elle tutulur bir duygu yokken, yazar bu aşkı nasıl alevlendirecek? İşte o merak beni sabaha kadar uyutmadı. Kitabı bir gecede bitirdim. Ertesi gün zombi gibiydim ama değdi. Eksikleri vardı, evet… ama okuttu.
Ve sonra… sonlara doğru olanlar.
Atlas’a yapılan resmen haksızlıktı. Oturup sinirden ağladım. Cidden. Kızın o sarı saçlarına ulaşabilsem “kendine gel!” diye sarsardım. Adam ne yaptı? Hiçbir şey Sadece sevdi Hem de tutkuyla. Bunun cezası bu olmamalıydı.
Tüm kitap boyunca sevdiğim karakteri böyle kırılmış görmek… sinir bozucu oldu benim için.
Yani… güzel miydi? Evet.
Etkiledi mi? Fazlasıyla.
Ama o son… içimde ukde kaldı.mutlu bitiyor fakat atlasi kirdiktan beni delirttikten sonra gelen bi mutluluk...Üstüne epilog da yoktu!!!
Şunu eklemeden geçemem:
Bu, harcanmış bir potansiyeldi. Gerçekten güzel bir hikâye… ama yanlış ellerde heba olmuş gibi hissettirdi.
Keşke yazarla