Güz Alacarakanlığının EjderhalarıMargaret Weis, Tracy Hickman

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.365
Gösterim
Adı:
Güz Alacarakanlığının Ejderhaları
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
412
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Arkabahçe Yayıncılık
Baskılar:
Güz Alacarakanlığının Ejderhaları
Güz Alacarakanlığının Ejderhaları
Yepyeni bir fantastik seri, yepyeni karakterler ve olaylar... Margaret Weis ve Tracy Hickman'ın ortaklaşa kaleme aldığı Ejderha Mızrağı Destanı serisinin ilk kitabı Güz Alacakaranlığının Ejderhaları bize bir fantastik kitaptan beklenebilecek tüm unsurları vadediyor: kitabın adından anlayabileceğimiz üzere ejderhalar, pegasuslar, elfler, cüceler, büyüler, aksiyon dolu olaylar ve daha birçok şey... Daha önce de listemde olan ancak hacmi nedeniyle bir türlü başlayamadığım seriye erkek arkadaşımın ilk kitabı alması, okuması ve beğenmesi üzerine ben de başladım, bitirdikten sonra ise iyi ki okumuşum dedim. Hacimli demişken Krynn isimli kocaman bir dünyada geçen bu seri diğer birkaç yazarın da bu evrene dair yazdığı kitaplarla birlikte yaklaşık elli kitaptan oluşuyor, tabii kendi içinde serilere bölünerek ve bu serilerin nasıl okunacağının sıralaması da internette mevcut. Bu kocaman dünyaya Güz Alacakaranlığının Ejderhaları ile adım attım ve macera dolu bir evrenin kapısını aralamış oldum.

Kitabımız eski dostlar Tanis, Flint, Tass, Caramon, Sturm ve Raistlin'in Solace'ta bulunan Son Yuva Hanı'nda beş yıllık bir aranın ardından tekrar bir araya gelmeleriyle başlıyor. Handa elinde kristal bir asa taşıyan Altınay ve sevgilisi Nehiryeli ile tanışan eski dostlar bu asanın başlarına açacakları sıkıntılardan bir haber. Ta ki bölgenin Yüksekamiri'nin içeri girip asayı zor kullanarak almak istemesi ve goblinlerin saldırıları sonucunda Solace'tan uzaklaşmak zorunda kalacakları ana kadar. Kadim Tanrıların insanlardan uzaklaştığı, insanların yeni Tanrı arayışlarına girdiği o günlerde kötülük yavaş yavaş yükselmeye başlıyor, gezginlerin amacı ise bu durumun önüne geçmek, ama bunun için kötü Tanrılara, ejderhalara, ejderanlara kadar birçok düşmanla karşı karşıya gelmeleri gerekiyor.

Serinin bu ilk kitabına başladığımda fantastik kitaplarda her zaman yaşanan bir durumu yaşadım. Çok sayıda karakter olması isimlerin zaman zaman karışmasına neden olurken, yepyeni bir dünyada yaşanan ilginç olayları anlama noktasında sıkıntı yaşayabiliyorsunuz. Bunun ardından ise yani tüm bunlara alıştıktan sonra Güz Alacakaranlığının Ejderhaları sürükleyiciliğinin de etkisiyle oldukça rahat okunabiliyor. Kitapta genel konu olarak karşımıza çıkan Kadim Tanrıların insanlarla bağlarının kopması ve insanların Yeni Tanrılar arayışına girmeleri durumunu da çok beğendiğimi söyleyebilirim. Bu kitapla ilgili sevdiğim bir diğer şey kitabın karakterleri oldu. Özellikle Raistlin isimli bir karakter var ki bu karakter okuduğum kitaplardaki en gizemli ve dikkat çekici karakterlerden biri. Yorumlardan da okuduğum kadarıyla Raistlin gizemini daha çok çok uzun zaman sürdürecek. Kitap karakterlerinden bahsetmişken yukarda bahsettiğim isimlerden Tanis bir yarı elf, Sturm bir Solamniya Şövalyesi, Flint cüce, Tass kender, Raistlin büyücü, Caramon ise Raistlin'in kardeşi ve savaşçı bir insan. Karakterlerden bahsetmemin nedenlerinden biri Yüzüklerin Efendisi serisinin neden bu alan için bir mihenk taşı olduğunu göstermek. Cüce, büyücü bunları dışarda bırakacak olsam da Tanis dediğim gibi bir yarı elf ve bu, yazarların Tolkien'den ne denli etkilendiklerinin göstergesi; aynı şekilde daha da dikkat çekicisi Kender ırkı çünkü anladığımız kadarıyla bu ırk çok yakından tanıdığımız bir diğer ırka benziyor, Tolkien'in hobbitlerine. Güz Alacakaranlığının Ejderhaları'nda sevmediğim nokta ise bazı kısımlarda olayların çok fazla aynı şekilde sonuçlanması oldu, örnek vererek anlatamasam da aynı olayların birden fazla kez tekrarlanması zaman zaman hep aynı döngü dedirtmedi değil ancak buna da nazar boncuğu diyeyim dedim.

Sonuç olarak upuuuuzun soluklu olan bu serinin ilk kitabını okudum ve beğendim, Güz Alacakaranlığının Ejderhaları seriye güzel bir başlangıç diye düşünüyorum. Birkaç haftalık bir aranın ardından serinin ikinci kitabı olan Kış Gecesi Ejderhaları'nı okuyacağım. Raistlin ve dostlarının başına neler geleceğini ve Krynn evreninde yaşanacakları bir hayli merak ediyorum...
Ejderha Mızrağı serisi ister istemez bütün fantastik seriler gibi Yüzüklerin Efendisi serisiyle karşılaştırılıyor. Henüz o seriyi okumamış olanlar için- benim gibiler yani- güzel sayılabilecek bir seri gibi duruyor. Ancak çok da yeni ya da değişik birşey yok sanki: elfler, cüceler, büyücüler, iyiler, kötüler. Ağır ağır, keyfine vara vara; arada ne oluyordu unutarak okudum. Krynn adında yeni bir evrendeyiz. Burada da kötüler herşeyi ele geçirmek ve yok etmek istiyor. İyiler de ne yapsın, mücadele edip iyiliğin kazanması için uğraşıyor. Fantastik kitapların en güzel yanı bu dünyadan uzaklaşmamızı sağlaması. Okurken de iyi edebiyat dediğimiz eserlerden beklediğimiz şeyleri bir kenara koymamız gerekiyordur belki de. Daha çok başka bir dünyada, başka maceralarla var olabilmek için bir kaçış yolu gibi düşünmek gerekiyor kimbilir . Bu sefer dünyayı ve insanı anlamak için değil, sadece uzaklaşabilmek, unutabilmek, başka birisi veya birileri olabilmek için. Ejderha Mızrağı serisinin ilk kitabı olarak Güz Alacakaranlığını Ejderhaları oldukça iyi bir başlangıç kitabı gibi göründü bana. Pek aksamayan bir ritm, ilginç olabilen karakterler ve özellikle de alışageldiğimiz karakterlerin dışında kalabilen Raistlin, orijinal Tas, ve kitabın sonlarındaki kısa ömrüne rağmen trajik hayatıyla Malfleur akılda kalabiliyor. Kitabın dili aceleye gelmeyen, karakterlerinin psikolojileri üzerine çok da eğilmeyen ama vasat olabilecek bir çizgiden de uzak duran bir tarzda ilerliyor. Mizah da bu dil ve anlatımın bir parçası ve zorlama hissi vermiyor.

İyi okumalar...
Ejderha mızrağı serisini okuyan insanları görünce ayrı bı mutlu oluyorum. Dünyada milyonlarca ama ülkemde çok azız, gelin canlar bir olalim falan diyesim geliyor.
Okuduğum en iyi fantastik kitap serisinin ilk kitabı. Başaldıktan sonra ejderha mızrağı destanının diğer iki kitabını da bir çırpıda bitireceksiniz. Sonra ejderha mızrağı ikizlerin serisine geçmenizi tavsiye ederim. O da efsane bi seridir.
Bu seriyi okumayan çok şey kaybeder. Yüzüklerin efendisi filan hikaye asıl seri budur, herkese tavsiye ederim.
dragonlance saga efsanesinin okuma sıralamasında ilk kitaptır.
okurken sıkılmayacağınız, sade ve güzel bir anlatımı olan harika bir kitap.
raistlin majere, adlı efsane karakter ile burda tanışırsınız.
Hayatımda okuduğum ilk fantastik kurgu. Bu eserle başlayan eseri yıllar önce, lise yıllarında okumuş ve çok beğenmiştim.

Yıllar sonra, geçenlerde tekrar karşıma çıktı. Aldım okudum ve açıkçası oldukça yavan buldum. Gerek anlatım, gerekse kurgu maalesef geçmişteki gibi heyecanlandıramadı beni.
Öncelikle beni epey içine çeken, etkisinden zar zor kurtulabildiğim(kurtulabildim mi?) , çileden çıkmama yol açan uzun bir serüvenin başı olduğunu söylemeliyim bu kitabın. Çok sevmeme rağmen yarım saat övüp üç saat eleştirebileceğim bir seridir. Ve maalesef bu eleştiriler onca büyüleyici yanına rağmen kitabı doya doya önermeme engel oluyor. Çağımızda zaten kötülük zeka alameti olarak görülürken başkalarının da bu seriyi okuyup-biraz da benim gibi- komplekslere girmelerini istemem daha doğrusu vicdanım istemiyor. Eleştirim yazarların düşünce yapısından kaynaklanıyor. Hatta evet yazarların düşünceleri o kadar tutarsiz ki beni çileden çıkardılar. Sadece iki örnekle biraz anlatmaya çalışayım yoksa örnekler uzadıkça uzayacak:
Ana serinin son kitabında en son verilen mesaj: Denge. İyi ile kötü dengede olmalıymış. Eğer terazinin kefelerinden biri (iyilik veya kötülük) ağırlaşırsa denge bozulur ve düzensizlik oluşur. Burada sorulması gereken soru "İyilikle kötülük eşit ağırlıkta mıdır ki biri birinin yerini tutsun?" ki zaten kötülük kendi tanımı gereği düzeni bozmak anlamına da gelir. Ama kitaba göre dünyada iyilik ağır bastığında yine kötülük oluşuyor :) Buna örnek olarak da bir zamanlar dunyaya hakim olan elfler veriliyor . Elfler iyilikleri yüzünden kibirli oluyorlar. Sonra kitapta bizim Nuh Tufanını andığımızdan daha fazla bahsedilen Afet ortaya çıkıyor. Tanrılar elfleri İyilikleri yüzünden(!) cezalandırıyorlar. Aslında elfler kibirleri, açgözlülükleri, vurdumduymazlıkları yüzünden cezalandırılıyor. Ama nedense yazarlar bunları iyilik vasıfları saymış. Kötülük iyilikten çıkmaz o ancak kendini iyilik kılıfıyla iyice gizlemiş kötülükten çıkar.
Evet dünyada kötülüğün varlığının bir sebebi vardır ama kötülük asla desteklenecek veya normal karşılanacak bir şey değildir. Weis ve Hickman ise beni çok şaşırtarak bazıları çay bazıları kahve sever dercesine "kötüler kötü olsunlar canım nolacak, bu da seçim" demişler hem de sonunda mutlaka kötülere yaptıklarını ödetmişler. Ve haklarını yemeyeyim elbet iyi karakterler de gayet sağlam güçlü karakterler ama yine de çelişki görüyorum ben...
E. M okurları arasında bir tek ben varım böyle düşünen galiba ama kafam gerçekten karıştı.
2.olarak,
Drizzt incelememde de yapmıştım şu karşılaştırmayı tekrar edeyim: 3. Kitapta iyi bir insan olan Tanis kötü bir tanrıça olan Karanlık Kraliçeye zorla diz çökmek zorunda kalıyor. Çünkü çok güçlü bir aurası var ve buna karşı koyamıyor Tanis. Drizzt Efsanesinde ise benzer bir karakter, benzer bir tanrıçaya özgür iradesiyle karşı koyuyor. Hatta tamamen aynı tür tanrıça olmasına rağmen onun sahte olduğunu söylüyor ve bu ona değer katıyor.
Yani iyi bir insan kötü bir yaratığa kendini koyvermiyor.
Zaten Tanis örneğindeki gibi aksi durumlar olduğunda ben kitabı mayın tarlasında geziyormuş gibi sakınarak okumaya başlıyorum. Bu da kitap okuma amacımı körpeliyor.
Böyle "temel" konularda bu kadar dikkat çekici hatalar olmasaydı doya doya "En sevdiğim seri" diyebilirdim. Zira karakterlein derinliği, sağlamlığı ve birbirleriyle olan tezatları; kitabın ne yüzeysel ne de fazla ayrıntılı olan orta yollu üslubu, Yüzüklerin Efendisinde olmayan gerçekçiliği veya araya serpiştirilmiş güldüren espriler çok hoşuma gitti.
Serinin en çarpıcı özelliği ise tahmin edilememezlik: Karakterler -öhöm Raistlin- o kadar beklenmedik tepkiler veriyorlar ki yumruk yemiş gibi oluyorsunuz.
Bu ve birçok yönden Yüzüklerin Efendisinden oldukça farklı.
Karakterler demişken özellikle Raistlin o kadar etkileyici bir karakter ki hakkinda 3 tane sarki yapilmis. Ama ne yazik ki o da biraz havali yapilmaya calisilip altin bir deri, kumsaati gözler ve biraz da Hollywood kötülüğüyle süslendirilmis. Epey bir süre Raistline takıntılıydım. Gittim tablosunu bile çizdim. Raistlin üzerine ayrı bir inceleme yazsam daha iyi olur. Yazdıklarımı okuduysanız ya "Bu ne saçma kitap" "Ya da bu kız ne abartmış böyle" diyeceksiniz. Yine de bunlar benim düşüncelerim Çok değişik bir kitap, kesinlikle size kitap karakterleriyle beraber seyahat edeceğiniz bir yolculuk bileti veriyor. Ama bana kalırsa biraz temkinli, gerçekle şaşanın farklı olduğunun bilinciyle okunması gereken bir kitap.
https://pin.it/5rswpij5nuyyvt Raistlin çizimim :)
Fantastik serileri arasındaki en iyilerden birisi olarak kabul ediliyor. Ben pek fantastik sevmediğim için zor okudum. Kitap kesinlikle kötü değil tamamen zevk meselesi. Fantastik severler kesinlikle okumalı. Bu incelemeyi yaparken 2. kitabı okuyorum. Raistlin'i sevmeyen bi tek benim galiba :)
Şahane bir dünyaya adım attım.Fantastik bir umman.Bir başladınız mı elinizden bırakayacaksınız.Büyücüler,elfler,cüceler,kenderler,goblinler...Müthiş keyifli bir kurgu.
Aşk. İhtiras. Hırs. İntikam. Entrika.

Tam bir klasik Türk filmi klişeleri değil mi? Ne yazık ki Türk sinemasında bir dönem fırtınalar estirmiş, hala da Türk dizilerinin çoğunda ele alınan konular bunlar. Böyle senaryolarla herkesin izleyemeyeceği, çoğunluğun hazzetmediği filmler/diziler. Her şey senaryoda bitiyor sanırım, bunda hemfikiriz.

Peki size bu klişelerin bir kitap serisinde olduğunu söylesem? Hem de fantastik bir kitap serisinde?

Elbette ki tüm serinin bunun etrafında döndüğünü düşünmeniz, sizi çok yanlış yönlendirdiğimin kanıtı olacak bu yazının sonunda. Fakat tüm bu bileşenleri içerdiğini düşününce, ortaya ilginç bir karışım çıkıyor. Evet, burnunuza gelen kokunun hoşnutsuzluğu, karakterlerin mükemmel yaratılışı ve genel senaryonun muhteşem kurgulanmasıyla adeta dünyadaki en güzel satırlara dönüşüverebiliyor.

Ejderha Mızrağı nedir? Kim ulan bu kitabı bu kadar harika yapan karakterler? Hani ihtiras hırs diyordun sen bizle dalga mı geçiyorsun bunların hiçbiri yok? Bu ve benzeri soruları yazının geri kalanında tartışmak istiyorum sizinle.

Ejderha Mızrağı serisi, Türkçe’ye çevrilen kitap sayısı açısından tam 52 kitaptan oluşmakta. Bildiğim kadarıyla Türkçe’ye çevrilme zahmetine girilmemiş bir bu kadar daha kitap var. Tüm bu kitaplar tek bir yazarın elinden mi çıktı? Elbette hayır. Serinin başlangıcını oluşturan 2 yazar var. Tracy Hickman ve Margeret Weis. Bu ikilinin yazdığı 20’ye yakın kitap var. Geri kalan kitaplar, Ejderha Mızrağı dünyası içinde geçen-ki adı Krynn- yan karakterlerin başrolde olduğu, asıl olayların akışına sadık yazılmış kitaplar. Ve bir çoğu da farklı yazarlar tarafından yazıldı. Ben birkaç istisna dışında başarılı bulduğumu düşünmüyorum bu ikili dışında yazılmış kitapları. Fakat sizin damak zevkiniz, benimkiyle pek uyuşmayabilir, denemenizde fayda var.

Şimdi. Bu Ejderha Mızrağı’nı yazma fikri nasıl ortaya çıktı? Asıl yazar ikilimiz, frp oynarken(fantastic role playing) Margeret Weis serinin en popüler karakterini seslendirdi, hayata geçirdi. Bir röportajlarında Tracy Hickman “o Raistlin’i seslendirdiğinde hepimiz donup kalmıştık hayranlıktan” der. Aslında bana kalırsa abartılmış bir karakter olmasına rağmen, Raistlin Majere’in hakkını teslim etmek lazım. İlk yaratılan karakter olarak, serinin başrolünde hep bir şekilde Raistlin’in olduğunu söylersek yanılmış olmayız.

Öncelikle ırkları belirtmek lazım. Klasik elf, insan, cüce üçlüsünü burada da görüyoruz( Allah Tolkien’den razı olsun). Sonra anlatmamız gereken ırk şüphesiz ki Tasslehof Burfoot’un da içinde olduğu kenderlerdir. Kenderler kısa boylu, yerinde duramayan, müthiş bir kilit açma yetenekleri olan, aynı zamanda çok fazla yalan söyleyen ve bir şeyler çalmadan duramayan haylaz ama bir o kadar sevilesi yaratıklardır. Gnomlar, cücelerin uzaktan akrabaları olup, sürekli bir şey icat etmeye çalışan canlılardır. Öyle ki icatlarından şu ana kadar hiçbirisi çalışmamıştır, bir tanesi hariç. Minotaurlar, bildiğimiz boğa-insan karışımı. Ogreler ise uzun boylu, sarı tenli, inanılmaz güçlü ve acımasız insansı yaratıklardır. Ejderhalar ise renklerine göre çeşitlendirilmiştir; beyaz, yeşil, kırmızı, mavi, siyah, bronz, altın, gümüş. Ejderhaların da, insanlar gibi iyileri ve kötüleri vardır. Müthiş bir büyü yeteneklerinin yanı sıra dünya üstünde büyük güce ve etkiye sahiptirler. Son olarak bahsetmemiz gereken ırk ise; ejderanlar. Ejderanlar sonradan kraliçe Takhisis tarafından yaratılmışlardır. İnsan boyunda, kertenkelemsi, kanatları olan, çok zeki olmayan yaratıklardır. Bunların da büyücüleri bulunmaktadır.

Bu seriyi diğer tüm serilerden ayıran en büyük özelliği, çok tanrılı bir dünyaya sahip olmalarıdır. Öyle ki tanrılar insanlarla konuşur, onlarla iletişime geçer, hatta dünyaya dokunabilirler(yani bir surete bürünüp dünyaya inerler). Bütün tanrıların babası ise Kaos’tur. Kaos’un en büyük çocukları ve en büyük tanrılar ise Paladine, Takhisis ve Gilean’dır. Takhisis, Karanlıklar Kraliçesi’dir. Yani kötülük saçar. Paladine savaş tanrısıdır, iyilik tanrısı. Gilean ise denge tanrısıdır. Bu üçü dışında yüzlerce tanrı bulunmaktadır. Her birinin kendi inananı vardır.
Bir FRP meraklısı olarak tadına doyamadığım bir serinin ilk kitabı. Dur durak bilmeyen aksiyonuyla ve iyi işlenmiş karakterleriyle harika bir kitap. Yarattığı evrene sizi hemen dahil ediyor. Uzun, çok uzun bir yolculuk.
"İnsanlar bir şeylere inanmak istiyorlar; içlerinde bir yerlerde sahte olduğunu bilseler bile."
Eğer dünyadaki büyük şeylere yakından bakacak olursan, onların aslında bir araya gelmiş küçük şeylerden oluştuğunu görürsün.
Umut gerçekleri reddetmektir. Umut, yük beygirinin önünde sallanıp, atın ona ulaşmak için nafile çabayla sürekli yürümesini sağlayan havuçtan başka bir şey değil.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Güz Alacarakanlığının Ejderhaları
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
412
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Arkabahçe Yayıncılık
Baskılar:
Güz Alacarakanlığının Ejderhaları
Güz Alacarakanlığının Ejderhaları

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0