Nuruddin Farah, Afrika edebiyatının yaşayan efsanelerinden biridir,eserlerini sürgünde yazmak zorunda kalmış bir yazardır. Somali'deki diktatörlük rejimini ve sömürge sonrası Afrika'nın sancılarını korkusuzca eleştirir.
Haritalar, yazarın "Güneşteki Kan" (Blood in the Sun) üçlemesinin ilk kitabıdır. Kitap şu temalar etrafında döner:
Ana karakter Askar üzerinden "Ben kime aitim?" sorusunu sorar. Etiyopya ve Somali arasındaki çatışmaların ortasında kalan bir çocuğun büyüme hikayesidir.
Klasik Oidipus kompleksinde çocuk, anneye sahip olmak için babayı aradan çıkarmak ister. Haritalar'da Askar'ın biyolojik babası o doğmadan ölmüştür. Bu durum, Askar'ın Misra üzerindeki sahiplenici duygularını uç noktaya taşır. Misra hem bakıcı, hem anne, hem de (Askar'ın zihninde) erotize edilmiş bir figürdür. Arada rekabet edilecek bir baba figürü olmadığı için, Askar'ın Misra'ya olan tutkusu ve bağımlılığı hiçbir engel tanımadan büyür.
Freud’a göre bebek, başlangıçta kendisiyle annesi arasında bir fark görmez; tek bir vücut olduklarını sanır. Askar ve Misra ilişkisi tam olarak budur: Kitapta kan, süt ve gözyaşı gibi sıvıların sürekli birbirine karışması, Askar'ın Misra'dan fiziksel olarak kopamadığını gösterir.
Ayna Evresi: Askar kendini Misra üzerinden tanımlar. Misra "vatanı" (Somali/Etiyopya arasındaki o belirsiz bölgeyi) temsil ederken, Askar o vatana yerleşmeye çalışan öznedir.
Oidipal süreçte çocuk, anneye duyduğu aşırı bağlılığın cezalandırılacağından korkar. Askar büyüdükçe ve milliyetçilik duyguları (Süper-ego) geliştikçe, Misra’yı bir "hain" olarak görmeye başlar.
Farah burada psikanalizi politikayla birleştirir. Askar için Misra’nın bedeni, üzerinde hak iddia edilen bir toprak parçasıdır. Onu sevmesi bir işgal, ondan nefret etmesi bir kurtuluş savaşı gibidir. Misra’nın