·
Okunma
·
Beğeni
·
244
Gösterim
Adı:
Hücre
Baskı tarihi:
Eylül 2008
Sayfa sayısı:
255
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055834142
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İkarus Yayıncılık
Ülkemizde siyasal açıdan özel bir yere sahip olan cezaevleri, bilindik işlevinin çok ötesinde bir anlama sahip. Bu sıra dışı anlam, Cumhuriyet'in ilk yıllarından bugüne özelikle düşünce suçlularını "ağırlayan" cezaevlerinin, "ıslah" mekânları olmanın dışında bir de yoğun düşünsel üretim mekânları olmalarıyla ortaya çıkmaktadır. Bu üretkenlik, elbette, Türkiye'deki cezaevlerinin modern olanaklarından ve konforundan kaynaklanmıyor. Aksine, ortaçağ kalıntısı bir ıslah anlayışının ağır ve kasvetli dokusu "konuklarını" bir şeylere tutunmaya itiyor. Mektup, günlük, şiir, roman... ya da kurulan düşler.
Hücre, cezaevlerinin, sağcı ya da solcu fark etmeksizin tüm "konukları" için ortak payda olduğunu gösteriyor. Karanlık, nemli, bazen mahşer gibi kalabalık, bazen de bir çöl kadar ıssız.

Yazar, bu durumu şu cümleyle özetliyor: "Sağcı veya solcu fark etmez, aynı havasızlığı solumaya çalışırlar."

Ergun Hiçyılmaz Hücre'de, Bedii Faik, Celal Bayar, Sevgi Soysal, Kemal Tahir, Nâzım Hikmet, Vâlâ Nurettin, Yılmaz Güney, Çetin Altan, Rıfat Ilgaz, Ahmet Arif, Necip Fazıl Kısakürek, Adnan Menderes gibi hem sağ hem de sol kamuoyunun çok yakından tanıdığı simaların cezaevi anılarından çok önemli bir derleme sunuyor bizlere. Ayrıca hiçbir tarafa ait olmayan "kader mahkûmları"nın da çaresizlik ve sessizlikle yer aldığı bu metnin, okurlarımızın ilgisini fazlasıyla çekeceğine inanıyoruz.

Halka açık idamları sabahın köründe çay ve börek eşliğinde seyredip, üstüne de sigara tüttüren bir tarafımız var... "İbret alsınlar" diye umuma açık alanda darağaçları kurmak ve mahkûmu ipe çekmek vazgeçilmez bir "ıslah" anlayışımız...

Tanıtım Yazısı'ndan
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Hayatı yeşillendiren, yaşama coşkusuna anlam kazandıran ağaçların, ölümlere direk oluşu ilginç ama hazin.
Okumak, hapishane hayatının bir parçasıydı, tıpkı çalıp söylemek, "ah çekip" derinlere dalıp gitmek gibi.
Kitap, özellikle siyasiler için ekmek kadar önemli bir ihtiyaçtı. Kitapları, kitapsızlar biraz da saygı ve istekle izlerdi.
Dört duvarların gördükleri bizim gördüklerimizin ve tahmin edebileceklerimizin çok üstündedir. Ha bir yıl, ha on yıl ya da müebbet... Farklı olan, rakamlardır. Kaybolan günlerin, haftaların, ayların ve yılların hesabını kim yapabilir?
İşgal kuvvetleri hapishanelerinde nice yurtseverlerin de geçmişten günümüze baktığını görürüz. Hücrelere atılmış, sürgünlere yollanmış ve işkencelerden geçirilmiş bu gecmiş zaman şövalyelerinin otuz üçlük bir tespihi çektikleri görülmemiştir. Çünkü bazılarının sadece tırnakları degil, parmakları da yoktu.
Teknoloji geliştikçe, el ve ayaklara vurulan zincirli öküz bağı yerini ellere önden veya arkadan vurulan modern kelepçelere bıraktı; ama kelepçe, insanlığa vurulmuş bir damga niteliğini daima taşıdı.
Tarih sayfalarını tarafsız tetkik ettiğimizde her geçen gün meselelere bir yenisinin eklendiğini görürüz. Zaman, karanlıkları aydınlatacak kadar kuvvetli; tarih, her an değişebilecek kadar engindir.
Darağacı konuşmaz... Suskun ve utanmazdır. Bir zamanlar yeryüzünün bütün güzellikleri ile kucaklaşıp, hayata çiçek açtığı dönemi unutmuştur.
Benim pencerelerim hep maviye ve yeşile açıktı; ne demir mazgalları vardı ne tel örgüleri. Kapılar sürgülü degildi. Kilit nedir, pranga nedir bilmezdim. Ve hiç kelepçe görmemiştim. Hiç silah patlamamıştı yanı başımda...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hücre
Baskı tarihi:
Eylül 2008
Sayfa sayısı:
255
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055834142
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İkarus Yayıncılık
Ülkemizde siyasal açıdan özel bir yere sahip olan cezaevleri, bilindik işlevinin çok ötesinde bir anlama sahip. Bu sıra dışı anlam, Cumhuriyet'in ilk yıllarından bugüne özelikle düşünce suçlularını "ağırlayan" cezaevlerinin, "ıslah" mekânları olmanın dışında bir de yoğun düşünsel üretim mekânları olmalarıyla ortaya çıkmaktadır. Bu üretkenlik, elbette, Türkiye'deki cezaevlerinin modern olanaklarından ve konforundan kaynaklanmıyor. Aksine, ortaçağ kalıntısı bir ıslah anlayışının ağır ve kasvetli dokusu "konuklarını" bir şeylere tutunmaya itiyor. Mektup, günlük, şiir, roman... ya da kurulan düşler.
Hücre, cezaevlerinin, sağcı ya da solcu fark etmeksizin tüm "konukları" için ortak payda olduğunu gösteriyor. Karanlık, nemli, bazen mahşer gibi kalabalık, bazen de bir çöl kadar ıssız.

Yazar, bu durumu şu cümleyle özetliyor: "Sağcı veya solcu fark etmez, aynı havasızlığı solumaya çalışırlar."

Ergun Hiçyılmaz Hücre'de, Bedii Faik, Celal Bayar, Sevgi Soysal, Kemal Tahir, Nâzım Hikmet, Vâlâ Nurettin, Yılmaz Güney, Çetin Altan, Rıfat Ilgaz, Ahmet Arif, Necip Fazıl Kısakürek, Adnan Menderes gibi hem sağ hem de sol kamuoyunun çok yakından tanıdığı simaların cezaevi anılarından çok önemli bir derleme sunuyor bizlere. Ayrıca hiçbir tarafa ait olmayan "kader mahkûmları"nın da çaresizlik ve sessizlikle yer aldığı bu metnin, okurlarımızın ilgisini fazlasıyla çekeceğine inanıyoruz.

Halka açık idamları sabahın köründe çay ve börek eşliğinde seyredip, üstüne de sigara tüttüren bir tarafımız var... "İbret alsınlar" diye umuma açık alanda darağaçları kurmak ve mahkûmu ipe çekmek vazgeçilmez bir "ıslah" anlayışımız...

Tanıtım Yazısı'ndan

Kitabı okuyanlar 14 okur

  • Gürbüz Deniz
  • Nidako
  • Furkan
  • Özgür Yücel
  • Özde
  • fatih oğhan #KitapŞuuru
  • Kumsal
  • Sutay
  • cüneyt
  • Elisa

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%66.7 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%33.3 (1)
2
%0
1
%0