Karşılaşacak kadar yakın fakat birbirlerini tanıyamayacakları kadar da uzak ve sebeplerle dolu,bir terk ediliş ve saklanma hikâyesi.
Babası tarafından çok sevilen Yiğit,babasının evi terk etmesiyle altı yaşında acıyla,sorularla baş başa kalır.Babasını aramaya karar verdiğinde yirmi iki yaşındadır.On bir yıl süren bu arayışta Yiğit’in yaşadıklarını,babanın terk etme nedenlerini okuruz lakin roman kayıp birinin aranması üzerine kurulu değildir.Unutmaya,terk edişe,gitmeye,unutmamaya farklı bir açıdan bakan roman psikolojik zemin üzerine kurulu olup okura karakterleri sorgulatır.Çünkü karakterlerin çoğu başkasının bir kararı üzerine hayatlarını kurar.Yazar bir kaybın aranış haline odaklanmamış,kayıp kişinin neden kaybolduğuna ve bu terk edişin nedenlerine,bu nedenlerin insanlar üzerindeki etkilerine odaklanmıştır.
Baba oğul ilişkisini,unutma kavramını bu denli farklı işleyen bir roman daha önce okumadım.Parça parça bir yapısı var.Geriye dönüşler,romanın zamanına göre bugün,yıllar öncesi derken,yazar ustalıkla bu zaman geçişlerinin üstesinden gelmiş.
Sonu itibarıyla ters köşe yapan ve gerçekçi anlatımıyla bir dram barındıran roman,Yigit’in yazmaya karar vermesiyle başlıyor.Yigit eksik kalmayı, aklında kaldığı kadarını,ihtiyarı, babasının kararının onun kederi ve kaderi oluşunu ve babasıyla olan acı ortak kaderi yazıyor...Unutmak,unutmamak meselesiyse roman boyunca işleniyor.
Babasının terk ediş nedenini adım adım öğrenen Yiğit hayatının çoğunu bir arayışla geçiriyor.Bu arayış annesinin de vasiyeti.Gidenin niye gittiği üzerine yazılı romanda,yazar romandaki babayı tanımlarken; “ karmaşık olduğu kadar eşsiz paranoyaklık kıyısında gezen ama kusursuz bir arkadaştı benim kocam. Desteğimde oldu kösteğim de“cümlesiyle daha önce yazdığı romanlarına selam gönderiyor.
Doğum gününde