Ne kadar edebi tartışılır.Boş zamanınız varsa okuyun.Çok tanıdık konular çok tanıdık kelimelerle kopya olmaktan çıkamamış .Kendini tekrarlayan sayfalar çoğunlukta.
Konu güzel ana işleyiş kısır kalmış.
İtaat Bazen Zincir Değil, Seçilmiş Bir Güçtür
Bazı kitaplar okunur ve biter. Bazıları ise insanın zihnine küçük bir huzursuzluk bırakır.
İtaatkâr tam olarak böyle bir metin. İlk bakışta yalnızca arzunun ve bedenin anlatıldığı bir hikâye gibi görünebilir; fakat sayfalar ilerledikçe meselenin çok daha eski ve derin bir yere dokunduğu fark ediliyor: güç ve itaat arasındaki o ince çizgi.
Mine karakteri alışıldık bir “teslim olan” kadın değil. Tam tersine, arzunun ve kontrolün nerede başladığını bilen biri.
Onun dünyasında teslimiyet zayıflık değil; bazen gücün başka bir biçimi. Bu yüzden romandaki ilişkiler yalnızca iki insan arasında yaşanan bir yakınlık değil, aynı zamanda bir iktidar oyunu.
Kimin hükmettiği, kimin teslim olduğu ve bunun gerçekten kimin seçimi olduğu sorusu metnin altından sürekli kendini gösteriyor.
Okurken en çok düşündüren şeylerden biri şu oluyor: İnsan gerçekten özgür olmak mı ister, yoksa bazen isteyerek birine bağlanmak mı? Çünkü özgürlük dediğimiz şey her zaman yalnız kalmak anlamına gelmeyebilir. Bazen bir bağın içinde, hatta bir teslimiyetin içinde bile insan kendi gücünü bulabilir.
İtaatkâr bu yüzden rahat okunan bir kitap değil. Yer yer kışkırtıcı, yer yer rahatsız edici ama aynı zamanda dürüst.
Çünkü insan doğasının çoğu zaman konuşulmayan taraflarına bakmaktan çekinmiyor.
Belki de bu yüzden kitabın asıl meselesi erotizm değil; arzunun, gücün ve iradenin birbirine dolandığı o karanlık alan.
Ve bütün hikâyeyi tek bir düşünce özetliyor gibi:
“Üzerimdeki tüm yüklerden kurtulup, tek sorumluluğumun sahibimin istekleri ve memnuniyeti olduğunu bilmenin, bir kul olduğumu bilmenin mutluluğu bu yaşadığım. Bu hayatta birine kulluk yapmak, isyankâr ve tek başına olmaktan çok daha insanı Tanrı’ya yaklaştıran bir şey.”
Belki de kitabın sorduğu asıl soru
Ne istediğini bilen ve daima kendi yolunu seçen bir kadının sahibeye dönüşmesinin hikayesi.
Karolin Fişekçi bu kitabında aşk, cinsel lik, tutku ve kadın-ekek ilişkilerine dair bütün sınırları zorlamış. Kitap içindeki kara kalem çizimler ise kitaba farklı bir hava vermiş.
İkon sanatçısı Fuat ile bir gazetede tarihi araştırmalar üzerine köşe yazarlığı yapan Mine arasında geçen olaylar konu alınıyor. Kitap +18 bölümler içeriyor.
Çizdiği cinsel obje resimler ile dikkatleri üzerine çeken Karolin Fişekçi sosyal medyada ciddi bir hayran kitlesine sahip ressamdır. Bir dönem Orhan Pamuk ile aşk yaşayan Karolin Fişekçi’nin eserleri İstanbul’da bir çok sergide yer almıştır. 1982 doğumlu, İki çocuklu bir ailede dünyaya gelen Karolin Fişekçi’nin annesi terzi, babası ise eski yazma ustasıdır. Bir erkek kardeşi vardır. Ermeni olan Karolin Fişekçi aslen Sivas kökenlidir. 1997 yılında Bahçelievler Adnan Menderes Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra ise Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü’nden mezun olmuştur.