Azizler şehri Lahor…
Kadınların ikinci sınıf vatandaşı olduğu ataerkil, tutucu bir toplum. Kadınların yaşamı üzerine, kadınların Lahor toplumunda nasıl göründüğüne dair bir roman. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, aşkın, ihanetin çok katmanlı olduğu bir kitap.
Erkek egemenliği altında ezilmiş aşkı arayan üç kırılgan ruh. Bedene, düşünceye ve duygulara hapsedilmiş üç kayıp ruh. Farklı geçmişe sahip üç kadın birbirleriyle bağlantı kurar ve birbirlerini anlarlar. Aralarındaki arkadaşlıkları, geçmiş yaşantıları, maddi durumları ya da ilgileri çok farklı olsa da ilişkileri “insanca”dır.
Nida, Sasha ve Bhanggi…
Nida zengin ve hırslı bir siyasetçinin eşidir. Ancak kocası tarafından sevilmez ve onaylanmaz. Toplum ondan kocasına mutlak itaat etmesini bekler. Nida’nın toplumdaki rolü kocası tarafından çizilir, sınırlarını kocası belirler. Aile içinde varlığı görülmez. Sürekli duygusal bir baskı altındadır. Yaşamı kafesteki bir kuş gibidir. Down sendromlu bir çocuk doğurmasından dolayı toplum onu hastalıklı olarak nitelendirir. Lahor’da bir dergâha teselli bulmak için sık sık ziyaretlerde bulunur.
Sasha orta sınıfa mensup, enerji dolu, aşkı farklı erkeklerde arayan, toplumda yükselmek, sınıf atlamak isteyen bir kadındır.
Bhanggi bir guru tarafından evlat edinilmiş bir hermafrodittir. Hayatında eziyet ve işkence görmüş, kimliğinden utanır bir hayat sürmüştür. Kendine ait bir hayatı olmamıştır. Dışlanmış biri toplumda nasıl görülüyorsa o da o şekilde görülmüştür. Kendini yarı bir yaratık gibi görür. Toplum tarafından görülmez.
Romana çok seslilik hakim. Her bölümde farklı bir kadın -Nida, Bhanggi ve Sasha- duygularını sırayla anlatır. Bu kadınlar arasındaki en önemli ortak nokta her birinin uçlarda yaşamaları. Bu kadınların ortak buluşma noktaları da bir dergâhtır. Bu