ürk edebiyatında bazı kitaplar vardır; büyük iddialarla değil, içten bir sesle okurun dünyasına girer ve orada kalıcı bir iz bırakır. Mehmet Memdoğlu’nun Kevgir adlı eseri de tam olarak böyle bir kitap. Memdoğlu, gündelik hayatın sıradan görünen anlarını bir kevgirden geçirir gibi süzerek okura sunuyor; geriye ise insanın içini ısıtan, düşündüren ve zaman zaman hüzünle gülümseten hikâyeler kalıyor.
Kevgir, yalnızca anlatılan olayların toplamı değil; aynı zamanda bir bakış açısı, bir hayat okuması. Yazar, toplumun farklı kesimlerinden karakterleri yalın ama etkileyici bir dille ele alırken, insanın iç dünyasına dikkat kesiliyor. Bu yönüyle kitap, okuru sadece hikâyelere değil, hayatın kendisine de yeniden bakmaya davet ediyor.
Memdoğlu’nun anlatımındaki samimiyet, kitabın en güçlü taraflarından biri. Onun cümleleri süslü olmaktan çok sahici; okurla mesafe kurmayan bir sıcaklığa sahip:
“Hayat bazen bir kevgir gibidir; neyi tutacağını, neyi bırakacağını sen seçmezsin. Ama geriye kalanlar, seni sen yapan şeylerdir.”
Bu yaklaşım, kitabın genel atmosferini de belirliyor. Yazar, büyük dramatik kırılmalar yerine küçük ama anlamlı anların peşine düşüyor. Bir mahalle sohbeti, eski bir dostluk, unutulmuş bir hatıra… Hepsi, Memdoğlu’nun kaleminde birer edebî sahneye dönüşüyor.
Kitabın bir diğer güçlü yönü ise anlatının içtenliği. Okur, metnin içinde bir gözlemciden çok bir yol arkadaşı hissiyle ilerliyor. Çünkü Memdoğlu, karakterlerini yargılamadan, onları oldukları hâliyle anlatıyor. Bu nedenle metnin içinde sıcak bir insanlık duygusu hissediliyor.
“İnsan bazen bir kelimenin, bazen de bir hatıranın içinde saklar kendini. Ama hatırlayan biri varsa, hiçbir şey gerçekten kaybolmaz.”
Bu tür cümleler, Kevgir’in yalnızca bir hikâye kitabı değil, aynı zamanda hayat üzerine