A Thirst for Empire: How Tea Shaped the Modern World adlı kitabın muhtelif bölümlerinden bir tanesi olan "Industry and Empire: Manufacturing Imperial Tastes in Victorian Britain" adlı bölümü okudum. Sn. Erika Rappaport, burada yaklaşık 60 yıl tahtta kalan ve hayatının son demlerinde "elmas jübilesini" yapmış olan Kraliçe Victoria'nın, Doğu Hindistan Şirketinden ne şekilde ve nasıl yararlanmak istediği, en genel manasıyla Hindistan'ın Büyük Britanya İmparatorluğu'nu zengin yapabilecek bir potansiyele sahip olduğunu fark etmesiyle başlayan serüvenden bahsedilmektedir. Bu makinenin en önemli dişlisi ise "Çaydır". Hali hazırda 18. yy ortalarında toplumun hemen her kesimi tarafından tüketilen "Çin Menşeili" çayların tekelinin kırılması ve "yerli malı" olan Hint çayının önce İngiltere'de pazarının kurulması ve satışının yapılması daha sonra bu ürünün ihracatının yapılması konusuna değinilmiştir. Görece Çin çayına nazaran daha "kalitesiz" olan Hint çayının, sanayileşme ile ulaşım ağlarının çoğalması, buharlı gemiler, Süveyş kanalının açılması gibi İngiliz ürünü buluşlar vesilesiyle önce İngiliz pazarına girmesi; 1- Hint çayına uygulanan vergi indirimi, 2-Gemilerle gelen malların taksimi yapılması ve İngiliz iç pazarına "kalite standartlarına göre" dağılımı, 3- Beğenilmeyen Hint çayının Çin çayı ile harmanlaştırılıp satılması, 4- "Yerli Üretim" sloganı ile beyaz İngiliz sınıfının bu çayları alması için milli propaganda, 5- Makineleşen İngiliz üretiminin kalitesine değinmek ve Çin ürünlerini protesto etmek, yermek, 6- Çayı hayatın bir parçası haline getirmek, sosyal normlar arasına çay içmeyi yerleştirmek ve Hint çayının sağlıklı olduğunu vurgulamak gibi dinamiklerle alıcısı olmayan Hint çayının İngiltere içerisinde talebinin arttırılmaya çalışılması ve sonunda bir açık pazarın