8,0/10  (1 Oy) · 
0 okunma  · 
0 beğeni  · 
54 gösterim
Korku kendi lehine olan durumlarda ortaya çıkar veya kendini hissettirir. Yakındaki tarafından olduğu kadar uzaktaki tarafından da, eski kadar yeni tarafından da çağrıştırılarak, dalgaların arasına ve bulutların içine yerleşir, ormanlara musallat olur, karanlıkları mesken tutar ve gündüz ışığından bile çekinmez, ister belli belirsiz olsun, ister ısrarlı olsun, onun bulunmadığı hiçbir dönem ve hiçbir yer yoktur. Fakat bu genel yayılmanın ötesinde korku gerçek mekanını insanların yüreğinde, daha doğrusu zihninde bulur: sahip olduğu güçlerin tam değerini burada gösterir. Kuşkusuz hayvanlar da onu tanıyorlar, fakat onların hissettikleri, insanın korku olarak tanıdığı şeyin berisinde kalır: sonuçta, sahip olduğu tasarım ve imgelem yetenekleri insanı ürkülerin (effroi) temel yaratıcısı ve aynı zamanda diğerlerinin ürkülerinin propagandacısı yapar.
  • Baskı Tarihi:
    1990
  • Sayfa Sayısı:
    111
  • Çeviri:
    Işın Gürbüz
  • Yayınevi:
    Yeni Yüzyıl Kitaplığı Yayınları
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 6 Alıntı

Ferhat Tan 
 23 Ara 2017 · Kitabı okudu · 8/10 puan

GİRİŞ
Korku tecrübesi evrensel olmakla kalmaz, aynı zamanda çok erken yaşta başlar. Genç birey, psikanalistlerin, küçük çocukluk aşamasının özelliği olarak tanımladıkları sonsuz-erk yanılsamasını terkettiğinde, arzularına ulaşmaktaki yinelenen başarısızlık içinde kendi zayıflığını ve dayanıksızlığını keşfeder: bu sınamanın tekrarlanmasıyla, korku onu bir daha terketmemecesine içine işler.
Korkunun öğrenilmesi böyle başlar. Ardından tüm bireysel varoluş boyunca, içerik ve derece farklılıkları gösterir, fakat bir daha asla yok olmaz. Olsa olsa, normal bireyde, iki belirme arasında az veya çok uzun sü­reli dinlenme dönemleri görülür. Ve her yaşın kendi özgül heyecanları veya Özel kabusları varsa da, hayatın hiçbir aşaması korkudan bağışık değildir.

Korku, Pierre Mannoni (Sayfa 6 - undefined)Korku, Pierre Mannoni (Sayfa 6 - undefined)
Ferhat Tan 
23 Ara 2017 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Karanlık Korkusu
Gecenin kaygılandırıcı olduğu, bütün insan grupları tarafından ve en eski çağlardan beri tecrübe edilmiş­tir. Birkaç mağaranın köşesinde birbirine sokulan ve çevredeki tehlikelerle ve yırtıcı hayvanların gelme ihtimaliyle birlikte uzun saatler boyunca bir şey göremez hale gelen ilk çağların insanları için, gündüzün sona ermesiyle başlayan ürküyü düşünelim. Şu halde karanlık nesnel tehlikeler taşıyabilir ve yukarıda belirtilen gece dehşetleri, riskleri öznelleştirerek devreye girebilir. Her iki durumda da, J. Boutonier’den yola çıkarak, J. Delumeau’nun yaptığı ayrıma göre, yavaş yavaş bir karanlık korkusuna dönüşen karanlık içindeki bir korku sözkonusudur. Delumeau şöyle yazar: “Her gece yeniden başlayan bu korkular kuş­kusuz insanlığı duyarlılaştırmış ve ona gecenin tuzaklarından korkmayı öğretmiştir”.
Ve eğer insan karanlık içinde ne yapacağım bilemez duruma düşüyorsa, bunun nedeni iki faktörün ortak eylemine bağlı gibi görünüyor. Bir yandan, insan, soyoluş sırasında, diğer duyumsal fonksiyonların aleyhine olarak, çok keskin bir stereoskopik görme yetisi kazanmıştır. Böylece, diğer memelilerin çoğu için işitme veya koku alma (ultrasonlar yayan organları, yarasaların veya yunusların gerçek sonarlarını bir yana bı­rakırsak), zayıf bir gece görme yetisinin yerini alırken, insanda bunlar daha az gelişmiştir, öte yandan, doğa onu, yaratıcı eyleminin ve estetik ve teknik ürünleri­nin kaynağında yeralan güçlü bir düş gücüyle donatmıştır. Fakat yukarıda belirttiğimiz gibi bu düşselliğin bazı nitelik kusurları vardır. Gün batarken uzayan gölge, onun için fantezilerine serbestlik tanıma fırsatı­dır. V. Hugo, alacakaranlıktan bahsederken bu özelli­ği vurgular:
“işte havada, karanlığın abarttığı,
tüm bu karmaşık gürültülerin dolaştığı an...”
Fakat geceden doğan tasarımlar, şairin söylediğinin ötesine giderler. Sonuçta herhangi bir algısal dayana­ğa artık gerek yoktur, zihin kendinde, kaçınılmaz olarak reel içinde yer almayarak yaratığı yeterince kaynak ve düşsel yaratım bulur. Böylece gecenin yanılttı­ğı insanlar tarafından düşlenen bütün doğaüstü ve fantastik yaratıklar ortaya çıkarırlar.

Korku, Pierre Mannoni (Sayfa 17 - İletişim Yayınları)Korku, Pierre Mannoni (Sayfa 17 - İletişim Yayınları)
Ferhat Tan 
25 Ara 2017 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Dışlanan Unsurun Fonksiyonu
Rahatsızlığa karşı tek olanaklı çıkış yolu kollektif olarak aranmalıdır. Bu nedenle sözkonusu grubun üyeleri, bütün herkesi aynı anda rahatlatmaya yönelik genel bir sona erdirme yolunu benimserler. Kollektif kaygının giderilmesi genellikle bir suçlunun belirlenmesiyle gerçekleşir. Bu suçlunun kovulması, kitlesel olarak uygulanan sembolik veya fiili öldürülmesi, gerilim durumunun çözümünü getirir. Topluluğun çıkarına olan şey açıkça belirir: korkuda birlikteyken, yeniden kavuşulan güvenlik ortamında da birlikte olmaya devam etmek.. Bu, D.Sibony’nin, “dışlanan unsurun fonksiyonu” adını verdiği şeydir. Ve bu yazar, Freud’dan yola çıkarak şu hatırlatm ada bulunur: “Grubun üyelerinin birbirlerini sevdiklerine inanmalarını sağlayan saldırılara hedef olacak kenarda kalan bir kişi olması koşuluyla, bir grup mükemmeldir, üyeleri birbirlerini sevmeye hazırdırlar. “Dışlanan” veya kenarda tutulan eleman, grubun “teminatıdır”, orada ısıtılan sevginin hayat sigortasıdır." İnsan grupları her zaman kendiliğinden bir şekilde, vazgeçilmez toplumsal bağlarının onlara getirdiği şeyi ararlar. , biraz beklenmedik bu rolü yerine getiren, korkudur.

Korku, Pierre Mannoni (Sayfa 97 - İletişim Yayınları)Korku, Pierre Mannoni (Sayfa 97 - İletişim Yayınları)
Ferhat Tan 
25 Ara 2017 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Güvenlik İhtiyacı
Bütün varlıklar, huzur ve dinginlik isterler, gevşeme isterler,,ki bunun doruk noktası uykudur. Bununla birlikte, bu dönemlerde bile, sürekli güvensizlik duygusunun tam olarak yokolmadığını belirtelim. Özellikle hayvanlar, şüphe yaratan uyarı durumlarında çabucak uyanma kapasitesine sahiptirler, ve sürü halinde yaşayan hayvanlar, sürünün çevresine dikilen ve bir tehlikenin yaklaşması durumunda türdeşlerini uyarmakla görevli olan gerçek gözcülerin koruması olmadan hiçbir zaman dinlenmezler.
Bireyin dengesi kadar tetiğe geçme yeteneği için de önemli olan bu güvenlik ihtiyacı, toplumsal ilişki ile kısmen doyurulabilir. Maymunlar da dahil olmak üzere birçok türde, burada birinci derecede önemli bir zorunluluğun sözkonusu olduğu farkedilebilir. R.Spitz sıcak ilişkilerden yoksun olan ve dengeli ve güven verici bir anne imajı arayan bebeklerde görülen duygusal bir çöküntü ve kaşeksi durumunu, hospitalizm sendromu adı altında betimlemiştir. Ve bu ihtiyacın anneyle birlikte olma itkisinden türediği hemen hemen kesindir. Amacı açıkça, grup içindeki bağların güçlenmesiyle birlikte, yatıştırmak olan bu rolü sonradan türdeşleri üstlenirler. Tek başına büyütülmüş genç bir maymun incelendiğinde, anksiyetesinin alt düzeyinin türdeşlerinin ortalamasından daha yüksek olduğunu ve muhatabı olmadığı için bunu kendisini kucaklayarak giderdiğini görürüz.
Şu halde, normal varoluş koşulları içinde, toplumsal ilişki tarafından sağlanan yatışma ve güvenlik olanaklarından yoksun olan birey (hayvan veya insan), toplumsal adaptasyonda ve hatta kişisel gelişmede ciddi bozukluklara mahkum gibi görünüyor. Bunlar, saldırganlıkta, cinsellikte, hatta önemli fonksiyonlarda, beslenmede, niktemeral ritme adaptasyonda düzensizliklerle birlikte, fizyolojik ve psikolojik çöküntüden, kişilerarası ilişkilerdeki bozukluklara kadar giden çeşitli biçimler alabilirler.

Korku, Pierre Mannoni (Sayfa 46 - İletişim Yayınları)Korku, Pierre Mannoni (Sayfa 46 - İletişim Yayınları)
Ferhat Tan 
25 Ara 2017 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Etoloji açısından, tehdit her zaman aynı
genel anlama sahiptir: rakibi etkilemek ve onun üzerinde önemli ve genellikle muzaffer olmak için yeterli psikolojik bir avantaj elde etmek sözkonusudur. Bu tavır çeşitli düzeylerde kendini gösterebilir. Örneğin, eskiden düelloya davet anlamına gelen meydan okuyucu bakışın değeri bilinmektedir. Fakat toplumsal tehdit, şebeklerde ve uzun kuyruklu maymunlarda nö­betçi rolünü üstlenen erkeğin cinsel organlarını göstermesi gibi, başka biçimlere de bürünebilir: bu durumda, memelilerde, her türlü cinsel motivasyondan bağımsız olarak mevkilerini göstermek isteyen üstün bireyler tarafından kullanılan, ritüelleşmiş bir çiftleş­me tehditi sözkonusudur. Bu, D. Morris’in “statü seksi” dediği şeydir. Göz korkutmaya yönelik bu erkeklik organının sergilenmesi, bazı kabilelerin erkeklerinin gizlemeye gerek duymadan taşıdıkları penis kı­lıflarında veya özellikle Bali’deki ve Japonya’daki heykelciklerde veya nazarlıklarda yeniden ifade bulur. Fakat kuşkusuz, insan jestle ve özellikle sözle de tehdit eder ve bu durumda tehdit göz korkutma isteği olarak kendini gösterir -düşmanın yok edilmesi: ölüm tehdit aracı olarak kullanılır. Bu tehdit varsayımsal bir emir değeri taşır: eğer saldırıya uğramak-yaralanmak-ölmek istemiyorsan, itaat et veya defol git.

Korku, Pierre Mannoni (Sayfa 49 - İletişim Yayınları)Korku, Pierre Mannoni (Sayfa 49 - İletişim Yayınları)