Bir aşk, bir savaş, bir vatan mücadelesi…
1920’lerin başı, İstanbul ve Anadolu’nun işgal altındaki topraklarında küçük bir şehir… Cephede kan dökülürken, geride de başka bir savaş sürmektedir: Mühimmat, istihbarat ve gizli mücadele… İşte tam burada,
gecenin karanlığında, sokakları is kokan şehirde, Teşkilât-ı Mahsusa’ya
bağlı iki gözü pek casus, Nihal ve Sencer savaşın seyrini değiştirecek
görevler için yan yanadır. Nihal, genç, güzel ve bir o kadar da yetenekli bir kadındır. İstanbul’da iyi bir eğitim almıştır ve amcası gibi istihbaratçı olma hayalinin peşinde koşar. İşgalin başında ailesini kaybettikten sonra güçlü bir istihbaratçı olarak kendini savaşın içinde bulmuştur. Sivri dili, keskin zekası ve cesaretiyle etrafındakileri hayran bırakır. Yanında ise onun yol arkadaşı
Sencer vardır. Sencer, bir Osmanlı subayının oğludur. Onu tanıyanlar kâh ciddiyetine kâh ince mizahına şaşırır. Soğukkanlı, planlı ve her zaman birkaç adım sonrasını düşünen biridir. Nihal ile bazen didişse de onun yeteneklerine saygı duyar. İkili, İstanbul’da ve Anadolu’nun köy ve kasabalarında mühimmat ve istihbarat toplamakla görevlidir. Amaçları, işgal kuvvetlerinin planlarını öğrenip direnişe destek olmaktır. Ancak bu zorlu yolculuk sırasında tanıştıkları bir kadın, Sencer’in kalbini altüst edecektir… Anadolu’yu baştan başa gezip haberleştiren bir Fransız gazeteci, Marie… O, Paris’in rahat hayatını bırakıp savaşın içinde gerçeği arayan genç bir kadın gazetecidir. Osmanlı’nın ve Türk halkının mücadelesini anlamaya çalışırken yolu Sencer ve Nihal ile kesişir. Başlarda tarafsız bir gözlemci olmaya çalışsa da Sencer’in kararlılığı, vatanına duyduğu sevda, karakterinin derinliği onu etkiler. Aralarındaki sohbetler zamanla derinleşir. Marie, Sencer ile birlikte savaşın gerçek yüzünü, Anadolu insanın eşsiz mücadelesini görür. Zaman içerisinde Sencer ile aralarında karşı konulamaz bir çekim başlar. Sencer, hissettiği duygulara başlarda anlam veremezken, Marie için bu, benzerini daha önce hiç yaşamadığı bir tutkudur. Ancak bu aşk, iki farklı dünyaya ait insan için hiç de kolay olmayacaktır. Nihal ise hem dostu hem de yoldaşı olan Sencer’in yaşadığı buduyguları anlamaya çalışsa da, savaşın ortasında bir Fransız’a güvenip güvenemeyeceğinden emin değildir... Teşkilât-ı Mahsusa’nın, Anadolu’daki mücadeleye katkı sunmak için sınırların ötesinde yürüttüğü faaliyetler, Sencer’in kardeşi Ahmet’in üstün cesareti ile eşsiz zaferlere dönüşecektir. Bu zaferlerde, adı resmi kayıtlarda geçmese de Tuna’nın cesur kızı Andrea’nın payı büyüktür. Andrea, Anadolu topraklarında doğmamıştı belki ama yüreğiyle verdiği mücadele, bir milletin yeniden dirilişinin sarsılmaz bir parçası olacaktır… İstanbul’un işgal altındaki sokaklarında, Anadolu’nun is kokan gecelerinde, Budapeşte’de, sisli Tuna kıyılarında geçen hikâyelerde; bir halkın umudunu, bir kadının cesaretini, bir adamın inancının ve aşkının savaşın içinden filizlenen sessiz gücünü okuyacaksınız. Bu roman, Kurtuluş Savaşı’nın bilinmeyen yüzünü, cephe gerisindeki gizli mücadeleleri, vatan sevgisini ve kalplerin sınırları aşan aşklarını anlatıyor. Dram, gerilim ve imkansıza dönüşen kavuşmaların ilmek ilmek
işlendiği bu hikâyede, savaşın sadece cephede değil, insanların iç dünyasında da yaşandığı gösteriliyor...
Hazır mısın? Savaş başlıyor… "Bir gülüşüne ne versem de değerini bulsun? Hani Fatih'in gözüyle baksam belki İstanbul'sun. "Bu roman yalnızca bir aşk hikayesi değil; gölgeler içinde yürüyenlerin, şifreli kelimelerle hayatta kalanların ve vatan için gerektiğinde gözünü kırpmadan can veren ismi saklı yıldızların hikayesidir. 1920'ler. İşgal altındaki İstanbul'un sisli sokaklarından Anadolu'nun direniş dolu topraklarına, Tuna kıyılarından Budapeşte'nin taş duvarlı caddelerine uzanan bir serüven. Zarif ve derin bir kalemle şekillenen bu eser, savaşın sadece cephede değil, iki insanın yüreğinde de sürdüğünü anlatıyor. Teşkilat-ı mahsusa'nın gizemli arka planında filizlenen bir aşk, suskunluğun içinden yükselen haykırış, bir milletin onur mücadelesine eşlik ediyor. Kurtuluş Cephe Gerisi -Sisler İçinde Aşk - geçmişin içinde kaybolmuş bir mektup gibi zamana direnen bir sevdanın sarsılmaz bir inancın romanıdır.