Şair Lo’da aşk; bir sevme hâli değil, bir katlanma biçimi.
Sevgiliye sesleniş, ulaşmak için değil; yanmayı göze almak için var.
Ayhan Kırdar, dili özellikle sade tutuyor. Çünkü bu şiirler süslenmek için değil, doğrudan içe batmak için yazılmış.
Kısa cümleler bir tercih değil; bir tür nefes darlığı.
Uzun dizeler ise zihnin dağıldığı, duygunun taştığı anlar.
“A’dan Z’ye kadarmış yaşamak biz
A dedik durduk.”
Bu yalnızca bir eksiklik değil.
Bu, başlayamamanın kaderleşmesi.
Şiirde sevgili bir varış noktası değil; insanı kendine karşı acımasızlaştıran bir eşik.
Bu yüzden “parmağımı yontup sana bu mektubu yazıyorum” dizesi, romantik bir fedakârlık değil — kendinden eksilerek var etmeye çalışma.
“İyice oku ve sonra dudaklarına dokundur, bırak yansınlar.”
Burada aşk iyileştirmez.
Aşk, iz bırakır.
Ve o iz… geçmez.
Lo, aşkı güzelleştirmez.
Onu, insanın kendi boşluğuyla yaptığı en tehlikeli anlaşma gibi anlatır.
Ve belki de en acısı şu:
Bu şiirlerde insan, sevdiği kişiyi değil…
kendi eksikliğini sever.